Türkiye'yi yöneten en önemli karar merkezi MGK sayılır. Bu da ülkenin temel sorunları konusunda asıl ağırlığı askerin oluşturduğu anlamına gelir. Bu kurumun niteliği demokrasi açısından sürekli tartışma konusudur ve ciddi biçimde ele alınıp çözülebilmiş değil.
T. Erdoğan'ın Diyarbakır gezisi öncesi ve sonrası yaptığı açıklamalar, toplanan ilk MGK'de ele alındı. İki gündür toplantının basına yansıyan sonuç açıklaması üzerine tartışmalar sürüyor. Daha da tartışılacak. Ancak bu açıklama sorunun özünü tartışmayı bir yerde yasaklıyor. Bu yasak tutmayacak, ancak zihniyet ve vatandaşlarım dedikleri Kürtlere yaklaşımda herhangi bir değişim olmadığı görülüyor. MGK'de, psikolojik savaş ve imha, bitirme konsepti içinde hükümet kanadı ile tartışıldığı anlaşılıyor. Kürt sorunu demokrasi ve barışçıl yöntemlerle nasıl çözülür tartışması yapılmamıştır. Nitekim sonuç bildirisi hala Kürt sorunu tanımlaması bile yapmıyor. Sorunu asayiş, polisiye önlemler ölçüsünde ele almaya devam ediyor. Kürt sorunu demek, sorumluluk ve farklı adımları gerektirir. Herhangi bir sorumluluk altına girmeyelim, güvenlik sorunu deyip şiddetin dilini ve eylemini kullanalım, denilmektedir. Eğer Kürt sorunu var, çözüm gerekiyor dersek, Kürtler bundan kendilerine pay çıkarır, kimlik kazanma yönünde kendilerine güvenleri artar. Güvenlerini, umutlarını kıralım deniliyor.
Kürtlere ve aydınlara devletin Kürtleri inkar eden, yok sayan anayasanın temel maddeleri hatırlatılıyor. Bu maddeler dışında 'düşünmeyin, konuşmayın' talimatı veriliyor. Eğer insanların ölümüne, yıkımına yol açmasaydı, kara bir mizah örneği olarak ele alır, gülerdik. Ancak ortada ciddi bir yıkım, trajedi var. Bu anlamıyla trajikomik bir durum sergileniyor.
Sizin bu tanrısal buyruklarınız zaten yıllardır veriliyordu! Bu tanrı tarafından anayasaya sokulan maddeler de on yıllardır orada duruyordu. Ama bu kıyamet, bu savaş ve yıkım ondan çıkmadı mı? Savaşa ve felakete yol açan görüş ve anlayışları tekrar insanlara dayatmanın ne yararı olacak? MGK bunu topluma dayatarak nereye varacak?
Kaldı ki, Kürtler bayrağı ve sınırları değiştirelim demiyor. Bu, sorunu ve gündemi çarpıtmadır. Bölünme tehdidiyle Türk kamuoyu üzerinde baskı kurarak, şovenizmi -milliyetçiliği besleme oyunudur. Kürtler insan ve halk olmaktan kaynaklı kimlik haklarını istiyorlar. Türkiye içinde insanca ve özgürce yaşamak istiyorlar. Üzerlerindeki inkar ve asimilasyona son verilmesi, savaşın ve şiddetin terk edilmesi hedefleniyor. Durum bu kadar açık iken, işi çıkmaza götürmenin anlamı var mı?
Bu temel maddelere göre Türkiye yönetildi. Bu sorunu çözmedi, tersine ağırlaştırdı. Kürtlerin örgütlenmesine, haklarını aramasına bütün yollar kapatıldı. 'Sen yoksun, herkes Türktür' denildiği için bu son Kürt isyanı da patlak verdi. On binlerce insan öldü. Buna rağmen aynı kalıpları 21. yüzyılda Türkiye'ye ve Kürtlere dayatmak olur mu? Bu hangi niyetin ürünü olarak görülebilir? Bu zihniyet, Kürtlerin silahlanmasına ve dağlara çıkmasına yolaçtı.
Silahlar bırakılsın, dağdan inilsin deniliyorsa, zihniyetin değişmesi şart. Türkiye'nin birliği, tek bayrak vb. tartışması demogojidir, ipe un sermedir. Kimse sınırları, şuyu buyu tartışmaya açmıyor. Ancak bu zihniyet, Türkiye'yi tehlikeli bir noktaya götürecek. Bu kesin. Çünkü Kürtler teslim olmayacak, onurları ve hakları için mücadeleyi sürdürecekler. Devletin yaklaşımı da Kürtleri dıştalama ve tehlike olarak görme oldukça, birarada yaşamanın zeminini giderek kendi elleriyle yok edecekler.
İlginçtir, Türkiye'de yer yer Kürtlere saldırılar olmaktadır. Kızgın savaş yıllarında bile bunlar yapılmıyordu. Ancak bilinçli biçimde bu geliştiriliyor. Çalışan sivil Kürtlere, salt Kürt oldukları için saldırı ve linç girişimleri olduğunda, Türk basını 'vatandaşın PKK tepkisi' diye haber yapıyor. Yani Kürtler PKK'ye düşman değillerse öldürülebilir, linç edilebilirler. Ya da onlara herşey yapılır. 'Vatandaş PKK'ye tepkiliydi' deyip işin içinden çıkılır. Bu ateşle oynamak değil midir? Yarın bu şiddet dalgası yaygınlaştığında, insanlar boğazlandığında bunun sorumlusu kim olacak? Ayrıca böyle korkutma ve tehdit girişimleriyle Kürtlerin teslim alınacağı mı sanılıyor?
MGK sonrası bu şiddet ve bastırma dili, en iyi yine Türk Genelkurmay Başkanı H. Özkök tarafından kullanıldı. Katıldığı bir törende "topyekün saldırı konseptine herkes katılsın. Bu sadece askere bırakılmasın, herkes elini taşın altına koysun" dedi. Bu sözlerde barışçıl ve demokratik bir içerik var mı? Dağdakiler de dahil bu ülkenin çocuklarıyla birarada yaşama istemi var mı? Silahları kullandıran nedenler kaldırıldı mı bırakılır ve bir arada kardeşçe yaşanır, ancak nedenle değil, hala sonuçla uğraşılıyor. PKK veya gerilla Kürt inkarının bir sonucudur. PKK veya gerilla olduğu için Kürtler inkar edilmemiştir. Kürtler inkar edildiği, asimileyle tarihten silinmek istendiği için PKK ortaya çıkmıştır. Bu zihniyet ve politika değişmedikçe PKK'ler bitmeyecektir.
Türkiye'nin Kürt bakışı ve politikası çok konuşuldu, tartışıldı. Kürt tarafı bunu yeterince açığa çıkardı, deşifre etti. Kürt Önderliğine, Kürt Hareketine kin ve nefret de bu yüzdendir. Türkiye'deki aydınların, demokrasi güçlerinin de bunu daha iyi görmesi gerekiyor.
Aydınlar, bazı yazarlar T. Erdoğan'ın Kürt sorununu sahiplenmesini ve çözeceğiz demesini yeterli gördüler. Bir kısmı Kürt tarafı koşulsuz silah bıraksın dedi. Koşullu ve sınırlı silahları susturmayı eksik gördü, eleştirdi. Beklentilere, eleştirilere saygı duyulur. Çoğunun iyi niyetli ve kan dökülmemesi yönünde hassasiyet gösterdiği biliniyor. Ancak onların bu iyi niyeti sorunu çözmeye yetmiyor. Yetseydi, çok iyi olurdu. Kürtler de silah bırakır gelir, Türkiye'ye onlarla birlikte toplumsal çalışmaya katılırdı.
MGK'nın açıklaması işin T. Erdoğan'ın açıklamasıyla bitmeyeceğini gösteriyor. Ayrıca Kürt tarafı daha önce de ateşkes ilan etti. Kimse resmi olarak tanımadı, kabul etmedi. Bu anlayış devam ediyor. Kürtler resmiyette yok ki! MGK kurulu bildirilerinde Kürt ismi bile anılmaz. Askerler, bürokratlar Kürt kelimesini ağızlarına almamak için elinden geleni yapıyorlar. Sözcüklerin bile serbest kullanılmadığı bir ülkede çözümü sadece Kürtlerin atacağı adımlardan beklemek gerçekçi mi?
Devlet Kürtlerin teslim olmasını istiyor. Herşeyin özeti bu. Bunu da barış ve çözüm getirmez. Kürtler 1938'den '70'lere kadar teslim olmuşlardı, seslerini kesmişlerdi. Bu sorunu çözdü mü?
Bütün bunlara rağmen ümitsiz olmak gerekir mi? Hayır. Bu topraklara barış yaraşır. Barış gelecektir. Bu, Kürtlerin barış yönündeki arayış ve kararlılıkları ve yine Türkiye'deki aydın ve demokrasi güçlerinin ortak çalışmasıyla başarılacaktır. Savaş yanlılarının eli 1990'lardaki kadar güçlü değildir. Barış için talep daha fazladır. Koşullar daha olgunlaşmıştır. Zor ve sancılı olabilir. Ancak barışı savunanlar, savaş yanlılarından daha sabırlı, azimli ve kararlı olmayı da bilmelidir. |
|