3 Kasım seçimleri öncesinde Türkiye Devleti ve bu devletin işleyişine, kanunlarına, bilcümle düzen çarkına –kimileri istem dışı da olsa- tabii olan herkes, gelinen noktadan daha kötüsünün olmayacağını düşünüyordu. Sisteme kökten muhalif olan Kürtleri bir yana bırakırsak dahi, halkın genelinin koşullara isyanı seçim sonucunda kendini gösterdi. İktidardaki üç parti (DSP, MHP, ANAP) ve onların yanı sıra cok partili sisteme geçişten beri düzenin temel yürütücü partisi olan DP(Demokrat Partisi) geleneğinden olan DYP de seçim barajının altında kaldı. O baraj ki, adı geçen partilerin binbir oyunuyla Kürtlerin temsiliyetinin meclise yansımaması için konulmuştu. Özcesi, sistemin “istikrarını” garantiye almak isteyen güçler yarattıkları istikrarsızlığın bedelini ağır bir darbeyle ödediler ve kimisi tarihin kirli sayfalarında yerini aldı.
İdeolojik derinliği olmayan, aydınlanmacı bilimsel-kültürel birikimden yoksun geniş halk yığını ise –ki bu insan tipolojisinin yaratıcısı bu düzenin kendisidir- bu darboğazdan kurtulmak için, “Alaaddin’in Sihirli Lambası’ndaki” cini çağırırmışçasına Tayyip’e sarıldı. Tayyip’e gaz verildikçe adam havalandı. Öyleki kendisinin bile tasavvur edemeyeceği yüksekliğe erişti. Bilmediğinden değil, bir daha o kadar el üstünde tutulamayacağını bildiğinden o da halkın kurtarıcısı olmak yerine kendisinin ve ceberrut hızsız takımının ceplerini doldurmakla meşgul oldu. Onun cocukları en büyük şirketlere ortak oldular, en yakın arkadaşı Kemal abisi “satacağını satıyordu”. Velhasıl, derken satmakla ve cep doldurmakla adamlar 5 yıllarını neredeyse tamamladılar.
Bu süre zarfında, dönekliği ilerici değişim olarak lanse eden bu eblehin, sistemin işleyişine en sadık olduğu nokta ise Kürt Sorunu’nda yaşandı. Adam Kasımpaşa külhanbeyi geçinen yankesici zevatından olsa da, göğsünü gere gere “düşünmezseniz Kürt Sorunu yoktur” ile söze başlayıp “eğer çocukları sokağa salarsanız acılarına da katlanırsınız” sözleriyle, Kürt analarını en hassas oldukları konuda, onlara evlat acısı yaşatmakla tehdit ediyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, söylediğini yapıyordu da. Tüm saldırılarda en başta çocuklar hedef alınıyor ve verilen kayıpların tamamına yakını çocuktular.
Bir ara kulağına su kaçmış olacak ki, kulağına fısıldanan “Kürt Sorunu yoktur” sözlerini, “Bu ülkede Kürt Sorunu vardır ve devletin de hatası vardır” şeklinde anlamış, bir-iki yerde dillendirmişse de sonra her türk gibi “titreyerek kendine gelmiş” ve “Tek devlet, tek…., tek…., tek……..” şeklinde tek’lemeye başlamıştı. O tek teklerle uğraşırken, Başbakanlık konutuna komşu olan “piç çocukların” “vaftiz babası” Büyükanıt’ın yetiştirme yurtları piçleri ise dağlarda Kürt çocuklarını tak tak’lıyordu. Kürt gerçekliği “tekçi” ile “takçı” zihniyet arasına sıkışıp kaldı yine. Birisi tek dedikçe, isyan oluyor; diğeri tak’ladıkça ocaklar sönüyor, evlerden ağıtlar yükseliyordu.
Kürt siyasetçilerine, seçilmiş temsilcilerine bir dakikasını ayırmayan bu şişkin balon, devletin asli sahibi olan potinlilere karşı sönerken, zavallı Kürt Halkı’na karşı patlıyordu. Onu seçenler açısından “uçan balona” benzetilen bu şişme zevat, Kürt Halkı’na karşı ZEHIRLI BALON olmakta tereddüt etmiyordu.
En son, birçok kesimin istemiyle Kürt Özgürlük Hareketi’inin ilan ettiği ateşkese de, sürece nokta koyacak cevabını verdi: “Türkiye’de Kürtlerin hak sorunu yoktur. Benim karım da Siirtlidir, Araptır. Bakın Kürtlerin hemşehrisi olan biri benim karım bile olabiliyor, daha neyi sorun ediyorlar?” dedi. Ben dediklerinden bunu anladım.
Şimdi Kürt Halk Önderi “bu son şans” dedi, KKK Yürütme Konseyi Başkanlığı “bu sefer olacak olan köklü kopuştur” dedi. En son Kürt temsilcilerinin “barış yürüyüşü” savaş muamelesi gördü. Yollarda olmadık hakaretler yapıldı ve nihayetinde en alt düzeyde bile Ankara tarafından kabul görmediler. Unakıtan’ın villalarının önündeki bekçi bile onları karşılamadı.
Eğer bu “son şans” ise, “olacak olan kopuş” ise, o zaman ne olacak? Kürtlerin “B” planı nedir? Bağımsızlık mı, Federasyon mu, diğer parçalarla konfederasyon mu, ne olacak? Kürt Halkı şimdi bunları merak ediyor. Savaş yılı olacak 2007 yılına girilirken bu soruların cevaplarının netleşmesi gerekir. Yeni yıla girilirken mücadelenin aktığı kanalın bilinmesi halkımızın en doğal hakkıdır.
Yeter ki bu yolda balonlara iğne batırılsın, ateş topuna dönüşüp Kürt çocuklarını katleden generallerin üzerine Kürt çocukları işeyip ateşlerini söndürsün.
|
|