|
12 Eylül faşist darbesinden sonra halkın düşünen öncüleri, aydınları, militanları sindirilince öncüsüz kalan Türkiye halkının şimdi nasıl bir durumda olduğunu acıyla izliyoruz.
Darbeyi ve onun yasalarını içine sindirmiş durumda.
Meydan Hasan Cemal gibi demagoglara kalırsa sonuç bu olur tabi.
Uğur Kaymaz vahşetini anıyor sözde.
Unutulmaması gerektiğini yazıyor.
Zaten sadece yazıyor.
Ne adamakıllı barışa hizmet etmiş bir çabasını ne de işkencecinin teslim alamadığı gözaltındaki şahsı ‘iyi polis’ tavırlarıyla ayartmaya çalışır gibi kafaları bulandıran ‘demokratça!’ yazıları dışında gerçek bir aydın duruşunu görebildik.
Son yazısında da sözde Kürt sorununa kafa yoruyor ama sonunda da Uğur Kaymazları öldüren nedenleri yok etmek isteyen mazlum Kürt halkına tekmeyi savuruyor.
Aydınların gerillaya yönelik siyasal düzenlemelerden seçim barajına, Kürt kimliğine yönelik yasakların kaldırılmasından yoksulluğun giderilmesine kadar birçok çağrısına “iyi, güzel” demekle yetinmiş sadece.
Ve oradan bir zeytinyağı gibi üste çıkarak “ama” diye devam etmiş, “bu arada siyasetin bazı gerçekleri gözardı edilmesin. Bu çerçevede üç noktayı belirtmekte yarar var:” '
Neymiş bu üç nokta, bir bakıp değerlendirelim hele.
“1- Takvime bağlanmış ateşkes'lerin barışa açılacak bir süreçte işe yarayabileceğini sanmıyorum. Ateşkesin herhangi bir tarihle sınırlı olması geri teper diye düşünüyorum.”
Sen bu kafanla daha çok düşünürsün.
İnsanın biraz gerçeklere saygısı olur, hele hele bu kendisine ‘gazeteci, yazar, aydın’ diyorsa...
“Dağıldılar, bittiler, yenildikleri için barış istiyorlar” diye çarpıttığınız ve altın gibi yılların heba olmasına seyirci kaldığınız 1999’da yapılan ateşkes takvime mi bağlanmıştı?
Hafıza özürlü olma ihtimaliniz büyük olduğu için bu örneği bir kenara bırakıp son ateşkesten bahsedelim o zaman.
Birçok çevreden gelen çağrılar üzerine oldukça olumlu bir atmosferde umutla ilan edilen 1 Ekim ateşkesi, talepler bile çok fazla ön plana koyulmadan, hiçbir süre belirtilmeden deklare edildi.
Siz bu ‘ateşkesin barışa açılacak bir süreçte işe yarayabilmesi’ için ne yaptınız?
Önce bunun hesabını verin bay düşünen aydın!
Bu meseleyi öyle lüks ‘medya towers’larda masa başında kahve eşliğinde düşünce jimnastiği yapılacak bir oyun sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Zaten onlarca gerillanın şahadetine yol açan fırsatçı faşist ordunun operasyonlarına, ateşkes çağrısı yapan DTP’ye gösterilen mahkeme ve karakol kapılarına, savaş lordu koordinatörlerin Avrupalara kadar gidip savaşı derinleştirecek diplomasilerine, ırkçı askerin “dağlarda tek bir terörist kalmayıncaya kadar silahlı mücadelemize devam edeceğiz” söylemlerine sessiz kaldığınız için takvime bağlanmak zorunda kaldı. Kendimizi kandırmayalım.
“2- Ve her zaman tekrarladığım gibi, önce PKK'nın silahları ebediyen toprağa gömmesi gerektiği kanısındayım.”
Her zaman tekrarladığına göre demek ki kafana hala girmemiş bir şey. Bırakalım gerillaya operasyonları, senin utanmadan adını ağzına aldığın 12 yaşında 13 kurşunla katledilmiş Uğur Kaymaz’ı vuran silahlar bile hala tetikte bekliyor. “Çocuk kadın” demeyen bir devlete sen hiçbir şey demezsin tabi.
PKK silahları gömse bile gözünüz doymaz sizin. Sorun silah değil sizlerin silahlı kafa yapınız.
Eğer sen ve senin gibi çamurcular gerçekten barışı, toprağa gömülecek silahları, Uğur Kaymaz’ı düşünseydi böyle mi olurdu Hasan Cemal?
"3- Son olarak...
2007'nin seçimleri öncesinde AKP hükümetinden herhangi bir hareketlenme beklemenin reelpolitik ile pek öyle bağdaşmayan bir beklenti olduğunun altını yine çiziyorum."
Helal olsun, reelpolitik olan bir tek sensin yani. Kürtler beklemeye mahkum tabi!.. 'Canım biraz daha ölseniz ne çıkar bundan!' zihniyeti...
Ama bir gün bu topraklar barışa kavuştuğunda, baş başa kaldığımızda allah için gözümüze görünmeyin.
Hatta çekmecenizde tabanca varsa barış için feda etmedikleri bir şeyi kalmayan bunca yaralı Kürt’ün yüzüne bakamamanın utancını hissedip şakaklarınıza doğru götürme vaktinin geldiğini de ‘düşünürsünüz’ belki.
Lakin sizde o gururu taşıyan bir yürek olmadığı için en iyisi boş verelim gitsin.
“İyi pazarlar!” diye de bitirmişsiniz.
Ama bizler tatil yapmayı kendimize yakıştıramayacak kadar barış mücadelesini vermekle meşgulüz hala. |