Ellerin kehribar taneli tespih taşlarına değer gibi okşuyor yamaçlarını dağların. Her değdiği yerde yaşamsal nehirler tomurcuk açıp, baharları salıyor ışığın türküsüne.
Ekmek ve tütün kokusu karışırken geceye, alazın aynasından kayıyor suretleri ve yeminlere kök veren hatırlayışlara. Bu dağların adı yok diyorum. Olmayacak da özlemlere kırağı düşüp dağlandıkça sevgi sözcükleri.
Bu dağların adı yok diyorum, her gün kabuğu çatladıkça yaraların.
Heybetin dudaklarına kanı sürüldükçe isimlerin, bu dağların adı olmayacak. Çünkü bir nihayetle mühürlenir künyesi gerçek olanın.
Bakışlarımın sularına düştü gözlerin Ovuyorken kalbimi Kırılgan şiirlerle Ah benim canım Tövbesi yok anılarımızın
Gözlerin… O kadar yakın ki aydınlığa can veren o tılsımlı anlatılmazlığa, varlığıyla tatlı ve kutsal olan her şeye sevdalı kılan gözlerin. Bağırlarında zamanın gizlediği dileklerle kayan her yıldızın deva tapınağı gözlerin. Rengi maviden yaşamları ebedi vedia bereketinde bırakır. Ah.. Gözlerin bilenmiş, merhametsiz kıyımlara öfkenin söylencesi. Sözü bende/ yankısı; adımızı kalbimizin onuruna yazabildiğimiz her yerde.
Ah gözlerin… inlesede yılmayan beklentilerin damarına sabır taşıyan Kürtçe akışlı iki nehir. Susuz dudakların can çekişen çöl sözcüklerin çehresini değiştirirdi. Ve gözlerine baktıkça kendimizi görürdük. Utanırdık, büzülürdük… Biliyorduk, utanmazsak, büzülmezsek kendimizde olamazdık, bakışlarının bize ait şefkatli çarmıhında.
Ve sen… Gözlerini yumduğunda çocuk düşlerine dolayıp bakışlarını, adının tetiği çekilirdi başka parmaklarda. İşte öylesine göçersin başka hayatlara. Bu yüzden bu dağların adı yok, kalpler başka hayatlara içirirken kendini.
Usanmadan şarjörünü doldururken ölüm Ayak izlerinin koyaklarında saklanır İhbar edilmiş her şey Ve Tutuşuyor işte saçları zemherinin Ah benim canım Ellerimi oku Çiz yüreğimi yeniden Bana yeni bir isim bul dağ buğulu kelimelerden Ve artık adı olmalı bu dağların
Kokular sürdüler kadere Zehir zemberek hüzünlerle aralanır kapılar Bu yolları kim örtebilir Kanımız bulutları avuçlarken Ah benim canım Kimse sus demesin Onlar olmazsa destanlar birer yalan
Heybetin yeminli ayininde çığlıklar diyorum Ölümün sarnıcında yarası apaydınlık çığlıklar Adı olmalı bu dağların Tükenişi yok bu bitişin
Sırtını dayadığın kayalıklar dinliyor kalbini ve dokunduğun nergisler. Her vaktin sandığında mülteciliğinden kovulmuş manalar bırakıyorsun, kilidi sende, gizemine erişilmemiş manalar. Bütün gidişlerin kavuşma makamı, bu yüzden “tövbesi yok bu anıların”. Kaç yıl savrulur adanmışlıkların ayaklarına. Güzelliğe o kadar kurban verilirken, hesabı tutulmadan acıların. Ve aldırmadan, engellenmeyi kabullenmeden, kaç sabah bırakılır taşsız mezarlara, kanlı kefenlere, böyle sefil ve kimliksizliği kabullenmeyişin bedeli… Vurulduğumuz yerlerde kanlar soğumazken bu dağların adı yok. Tövbesinde mükâfatına erişirse anılar ve sonra… ölüm ihanetiyle teslim olmadıkça, durmadan değişecek bu dağların adı… Bu dağların adı yok.
|
|