|
20. yüzyıl insanlık tarihinde savaşların ve yıkımların en çok gerçekleştiği bir yüzyıl olarak tarihe kaydedildi. Bir çok savaşlar yaşandı. Bir çok acı, büyük kahramanlıklar, yenilgiler, direnişler yaşandı. Bunlar bazen kişilerde sembolleştirildi. Örneğin, 20.yüzyılın gaddarlığının, yıkıcılığının, sembolü Hitler oldu. Yine insan, insan olma mücadelesinin, özgürlüğünün, direngenliğinin sembolü Che Guavara oldu. Che, denince akla gerilla geliyor. O, Spartakus ile başlayan bir direniş tarzının son halkalarından birisiydi. 20.yüzyıla damgasını vurdu denilse abartılmış olmaz. 20. yüzyıl aynı zamanda bir devrimler yüzyılıydı. İnsanlığın acıları ve kayıpları kadar, kazanımlarının ve yücelmesinin de en görkemli örneklerini açığa çıkardı. Devrim ve mücadele en çok İspanyolca bir kelime olan, “Gerilla” ile özdeşleşti. Belki de, 20.yüzyıl en çok bu kavramla tanımlanmalıdır. Marx ve Engels`den, Lenin`e... Mao`dan, Giap`a... gerilla teorisi ve pratiği üzerine bir çok şey söylendi. Onlarca halk gerilla tarzında savaştı, direndi. Kimisi kazandı; siyasi ve askeri zaferler elde etti. Kimisi de yıllara yayılan mücadelesini halen şu ya da, bu biçimde sürdürüyor. Meksika`daki Zapatistalar`dan, Sri Lanka`daki Tamil Kaplanları`na, Kolombiya’daki FARC gerillalarından, Kürdistan`daki PKK gerillalarına kadar, gerilla hala halklar için umut olmaya, halklar adına direnmeye devam ediyor. Özgürlük arayışı olan her ezilen halk ve o halkın her bireyi için gerilla umuttur. Sadece basit bir duygu olarak umut değil. Bir gizem, bir tutku, bir özlemdir aynı zamanda… Ulaşılması gereken, ulaşıldığında sihirli bir el değmiş gibi insanin ruhunu ve bedenini değiştirebileceğine inanılan bir var oluş biçimidir. Bu yüzden Che, ezilen bütün toplum kesimleri için yüreğinde insanlık adına, özgürlük adına ne varsa hepsini çağrıştıran bir semboldür. İnsanlığın evrensel anlamda belki bir tek Che`si var ama direnen halkların mücadelesinde onlar adına direnen herkes hatta her şey gerilladır. Gerilla da, her yerde Che`dir. Ben de, 20.yüzyıldan kalma direniş halkalardan birisi olan bir coğrafyadan kopup, belki de asla hayal edemeyeceğim bir coğrafyada sürgünde yaşayan bir insanım. Kürdistan coğrafyası ile Avustralya arasında harita üzerinden, tarihten, kültürden, siyasetten ya da her hangi bir biçimde bir bağ kurmak nerdeyse imkansız gibi ama ben bir Kürdistanlı olarak Avustralya`da sürgündeyim. Gazetecilik yapıyorum. Halkımın gazeteciliğini... Ben bir Kürdistanlı sürgün; Avustralya`nın Sydney şehrinde; Arjantin`de doğup, Küba`da devrim yapan ve Bolivya`da katledilen Che`nin kızı Dr. Aleida Guavara ile karşılaştım. Konuştum. Bana Che`yi anlattı. Che`yi çok sevdim. Kendime çok yakın buldum. Bizim Che... Ve bizim Che`ler. Kürdistan dağlarındaki gerillalar... Bizim Che`ler derken, öyle ‘laf olsun’ diye demiyorum. Bunlardan biri aynı anadan doğup aynı sofrada yemek yediğim, beni kucağında gezdiren bizim Che idi. Bizim Che ile aynı yatağı paylaşmış, aynı okula gitmiş; Şerevdin yaylasında Kelo tepelerinde kuzu otlatırken, gökyüzündeki yıldızların esrarengiz seyrine birlikte dalmıştık. Güney Kürdistan`ın Xakûrkê alanındaki Lelikan tepesinde bir gerilla olarak ihanete karşı direnerek can verdi; 92`nin 8 Ekim`inde... Bu yüzden her gerillaya bizim gerilla, bizim gerillalara, bizim Che`ler diyebiliyorum. Bir insan olarak, bir Kürt olarak, bir gazeteci olarak gerillanın benim için, her hangi bir merakın ötesinde bir anlama sahip olması bu yüzden çok doğaldır. Onlar, benim bütün kimlik bileşenlerimin ve varoluşumun nedeni ve sonucudurlar. Bazen, ben “Onlar olmasa ne olurdum ya da kim olurdum?” diye soruyorum. Cevap: Hiç. Bundandır Che`de sembolleşen değerler bu kadar güçlü. Bundandır ezilenler, direnenler, eşitlik isteyenler, özgürlük isteyenler yani insan olmak isteyenler için; “Ya gerilla, Ya hiç!” “Ya Che, ya da hiç!” İşte, ben de bu duygu ve düşüncelerle Kürdistan dağlarına yöneldim. Kimi ve neyi arıyorum? Geldim. Gördüm ve aradığım cevapları fazlasıyla buldum. Aynı zamanda cevabını bulduğum sorulardan daha fazlası ile geri döneceğim galiba. Çünkü gerilla, cevaptan çok sorudur. Bulmaktan çok arayıştır. Che, Arjantin yolculuğunda neyi arıyordu? Küba devriminde neyi buldu? Bolivya`ya neden gitti? Ben Avustralya`da ne arıyorum? Ya da bizim gerillaların deyimiyle, “Allah`ın Avustralya`sından” Kurê Jaro`nun, Evdal Kovi`nin, Karker`in, Lelikan`ın, Kandil`in, Zap`ın doruklarında ne aramaya geldim? Cevap arıyordu, soru buldum. Bunlar da her işe el atmışlar! Normalde gazeteci olan benim. Benim soru sormam, onların cevap vermesi gerekirdi. Geldim. Benim onlara sorduğumdan daha fazla onlar bana soru sordu. Galiba gerillanın bu kadar gizemli ve kimileri için de korkutucu olmasının nedeni de bu; çok soru soruyorlar. Bununla da yetinmiyorlar. Her soruya illa da bir cevap istiyorlar. Cevaplarını almadan da işin peşini bırakmıyorlar. Galiba bir Türk yazarı, bir kitabının girişinde, “Bir kitap okudum. Hayatım değişti.” diyordu. Ben de bir yolculuk yaptım. Galiba hayatim değişecek. Zaten bu benim en büyük tutkum ve hayalim değil miydi? `99 yılının 9 Ekim`inde “Güneşimizi Karartamazsınız” sloganıyla kendimi ateşte yeniden var etmeye karar verdiğimde, “Eğer yaşamım, bu eylemde noktalansa iki özlemimi bırakıp gitmiş olacağım” dememiş miydim? O’nunla ve gerilla ile ateşten bir köprüyle buluşacaktım. Ve... sonunda buluştum, bütünleştim. Şimdi yaşıyorum ve bu özlemlerinden birisini gerçekleştirme imkânı elime geçmiş. Gerillayı dağlarda görme özlemimin neden böylesine bir tutkuyla geliştiğine bir türlü anlam veremiyordum. Şimdi gerillayla birlikte dağları dolaşırken, her adımda bu tutkunun nedenini ve gücünü daha iyi anlayabiliyorum. Kendimi anladıkça Che`yi de, O`nun tutkusunu, bu tutkunun neden bu kadar evrensel olduğunu da anlayabiliyorum. Bütün yolculuklarımın refakatçisi Che oldu. Bunları birileriyle paylaşmak gerçekten çok zor. Yazmak daha da zor. Zira yazmak çoğu zaman cevap vermektir. Oysa bu yolculuklarda cevaplardan çok sorularla karşılaştım. Ama şunu anladım ki, eğer biz kendimizi bulacaksak, bunu ancak kendimiz yapabiliriz. Ve birileri bunu hiç ummadığımız yerlerde yapıyor. Dağlarda... |