|
Kürtlere ait bir internet sitesine töre adına işlenen cinayetlerle ilgili olarak yazdığım bir yorum yazısının başlığını seçtim bu yazı için. Oradaki yazım bayağı ıslah edilerek, diğer bir değişle kırpılarak bana ait olmaktan çıkarılmıştı. O zamanki duygularımı şimdi yakalayabilir miyim bilmiyorum. Ama bu yazıyı hiç yazmadığımı farzederek, her geçen gün hızından birşey kaybetmeden artan kadın katliamlarıyla ilgili düşüncelerimi yazmak istiyorum.
Hergün bir ölüm haberi yaşamımıza bir bomba gibi düşerken, bu ölümlerden bir çoğu malesef kuytuda ve köşede kalıyor. Tahmin edileceği gibi bunlar kadın ölümleri. Öncelikle töre ve namus cinayeti adlandırmalarını şahsen kabul etmediğimi belirtmek istiyorum. Neden derseniz, bu adlandırmada bir meşrulaştırma görüyorum da ondan. Erkek egemen dünyanın kendi tanımlamalarına göre yaptığı bu adlandırmanın da sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle namussuzluk cinayetleri diyorum. Bu adı kullanmamda bir sakınca olup olmadığını da kimseye sorma gereği duymuyorum.
Erkek egemenlikli bir dünyada, kadınlar yaşama, erkeklerle eşit olarak başlamazlar. Dünya yüzeyindeki toplulukların sosyokültürel yapıları, dini inançları, ekonomik durumları, kadınların yaşamlarında bazı farklılıklar doğursa da, yaşam döngüsünde var olan çarklar hep kadını öğütür. Kadın olarak doğmak baştan itibaren yaşamınızın ipotek altında olması gibi bir durumdur. Hele hele bizim coğrafyamızda, siz daha doğmadan hakkınızda kararlar verilmiştir. Bir kere evlat olarak görülmezsiniz. Bırakalım bir birey olarak kabul edilmeyi, istem, hayal ve düşüncelerinizin olabileceği dahi düşünülmez. İnsan olma hakkı olmayan fazlalıklarsınızdır kadınlar olarak. Yaşamınız elden ele dolaşan bir emanettir. Emanetçiler de erkekler ve onların oluşturduğu töreler ve geleneklerdir.
Henüz çocukluğunuzu dahi yaşamadan, Sezen'in deyimiyle hem çocuk, hem de ana olursunuz. Hep birilerinin himayesindesinizdir. Bir zaman olur, koruyucu tanrılarınız babalarınız, ağabeyleriniz, erkek kardeşleriniz, amcalarınız, dedeleriniz, dayılarınız ya da cümle ahali olur, bir zaman da evine vardığınız kocanız ve onun çevresindeki tüm erkekler. Hep birileri adınıza karar verir. Neyi yapacaksınız, neyi yapmayacaksınız, kiminle konuşacak, nasıl giyinecek, kiminle evleneceksiniz. Dahası da var. Kime kuma olacak ya da kime berdel edileceksiniz? Ama burda değişmeyen kural, bu kararları veren birilerinin hep erkekler olmasıdır. Hani geçenlerde Van'da yaşanan bir olay vardı ya; adam, dışarda çalışmaya giden komşusunun eşine tecavüz ediyor, olay açığa çıkınca da, kendi onaltılık kızını tecavüz ettiği kadının kocasına berdel olarak veriyor. Alan memnun, satan memnun misali, karşıdaki namuslu erkek, bu tecavüzün ağırlığını hemen unutuveriyor ve olan yine kadınlara oluyor. Kadının bedeni, erkeğin namussuzluğunun bedeli ve berdeli. Cümle namusçular için bir önerim var. Bir aynanın karşısına geçin ve sorun; "ayna ayna güzel ayna, söyle bana, bundan daha büyük namussuzluk var mıdır bu dünyada?"
Evet erkekler bu kararları verir ve kendi görevlerini layıkıyla icra ederlerken elbette kadınlara da bazı görevler düşecektir. En önemlisi "namusunu korumak", alınan tüm kararlara harfiyen itaat etmek, ailenin namusuna kara sürmemek. Namus suçları sadece cinsel nitelikte suçlar değil bir kere. Bunlar adli suç kapsamında zaten, bir de düşünce suçları var. "Namus" öyle dar kapsamlı bir olgu değil yani. Bilindiğinin aksine daha geniş bir anlam yükleniyor ona. Bu leke sürme suçunun kapsamına o kadar çok şey girer ki. Neler mi? Hep birlikte sıralayalım: Töreye karşı durmak, ailenin hakkında almış olduğu kararlara başkaldırmak, evlendirileceği adaya itiraz etmek, berdel olmayı kabul etmemek, ailenin rıza göstermediği birine aşık olmak, değişime ayak uydurmaya, birey olma hakkını istemeye, kendi yaşam alanlarını oluşturmaya teşebbüs etmek bu suçlardan sadece bazıları olarak sayılabilir. Bunları daha da çoğaltmak mümkün tabi ama bu oldukça geniş ufuklu namusçuluk(!) karşısında açıkçası benim ufkum biraz dar kalıyor mazur görün. Bu geniş kapsamlı suç unsurları, namusun nasıl ele alındığı ve esasta ne anlam ifade ettiği konusunda önemli veriler veriyor. Egemenlikli geleneksel kültürlerin, kadınları denetim altında tutabilmek için koymuş oldukları normların tamamı aslında bu ad altında yaşam buluyor. Namus susulması gereken yerde konuşmak, itaat edilmesi gereken yerde başkaldırmak, karanlıklarda bilgisiz kalmak yerine aydınlanmak, dört duvar arasına hapsolmak yerine dış dünyaya açılmak, bedeninin başka ellerce dilendiğince tasarruf altına alınmasını kabul etmek yerine buna kendisi karar vermek ve daha nice şeydir. Son yıllarda yaşanan birkaç cinayete bile baksanız göreceksiniz ki, namus konusu edilen şey bu örneklerde sadece bekaretin yitirilmesiyle sınırlı değildir. Bekaret yukarıdan sıraladığım sebeplerden yalnızca biridir…
Bu öyle bir handikaptır ki, sayısı hiç de azımsanmayacak kadar çok olan bazı örneklerde, genç kızlar enseste (aile fertlerinden birinin, cinsel amaçlı istismarı, taciz veya tecavüzü) maruz kalmalarına rağmen, bunun faili olan erkekleri korumak adına töre cinayetleri işlenmekte. Bu kızlar "intihar ettiler" adı altında ölümü tek seçenek olarak kabul etmek zorunda bırakılmaktadırlar. Bu nedenle buradaki namus olgusu, tamamen kadın aleyhine erkeğin her tür namussuzluğunu örtmenin bir kılıfı olmaktadır. Yapılan araştırmalar, namus adına işlenen cinayetlerin bilinenden ya da tespit edilenden çok daha fazla olduğunu gösteriyor. Sadece basına yansıyanlarla sınırlı olmayan, köylülerin ya da akrabalardan bazılarının ihbarı ya da hastanede yapılan sorgularla açığa çıkartılanlar da hesaba katılırsa, bu fiziki katliamların sayısı gerçekten de dehşet verici. Yüksek oranda görülen kadın intiharlarının arkasında da bu yaklaşımların yattığı konusunda ciddi kuşkular var.
Devlet ve onun tüm mekanizmaları tarafından bu durumların geliştirildiği, gerçeğin oldukça çarpıcı olan bir yanıdır. Ancak tablonun tamamını ifade etmede yetersiz kalmaktadır. Bu konu, özellikle biz Kürt kadınları tarafından daha da ayrıntılı ele alınmak durumundadır. Yörede araştırma yapan birçok kadın yazar, araştırmacı kurumlar gerçeğin bu yanına vurgu yapmalarına rağmen malesef, sorunun ele alındığı platformlarda, çoğu kez tek yanlı yaklaşımlara girilmektedir. Buna neden olan şey de, halk ve toplum gerçekliği adı altında feodal gelenekçi yapılarla uzlaşmaktan başka birşey değildir.
Namus adıyla işlenen cinayetleri ve bu geleneği, değişik yöntemlerle özendiren yaklaşımlara da değinmek gerekiyor elbette. Bir kere cezai yaptırımların yetersizliği, sıkı akrabalık bağları ve aşiret düzeni bu geleneği besliyor. Nüfus dairelerinde Kürtçe isimleri yasaklayan ilginçlikler ülkesi Türkiye ve onun medyası, son zamanlarda mantar gibi çoğalan dizi film furyasıyla isimleri Kürtçe olan ya aşiretçi ve ya zavallı, kendi deyimleriyle "kıro" Kürt tiplerini öne çıkarıyorlar. Başka Kürt yokmuş gibi bu kendi yarattıkları tipleri "Töre karşısında boynumuz kıldan incedir" sloganıyla, sözde töreleri sorgulamak namına toplumdaki bu hastalıkları daha da derinleştirmenin vesilesi yapıyorlar.
Yaşanan savaşın yarattığı toplumsal travmalar gerçekten de çok derin. Töre adına işlenen cinayetler sadece Kürdistan'la da sınırlı değil. Savaş nedeniyle göç edilen yerlere de töre taşınıyor. İstanbul, Adana, Mersin, Avrupa ülkeleri de dahil törelerin yaşatılmasından asla vazgeçilmiyor. Genelde birçok olgu karşısında oldukça duyarlı olan ve sesini yükseltmeyi başaran Kürt toplumu, bu konuda oldukça sessiz kalıyor. Bir ölüm sessizliği bu. Kadınlar olarak bizim sesimiz de çok cılız. Bu konuda sorumluluklarımızı daha derinlikli görerek, onun bunun dengesiyle soruna yaklaşmadan daha cesur bir yaklaşım sergilememiz acil bir görev. Bu satırları yazarken bile şunu çok iyi biliyorum ki, bazıları "heval bundan daha önemli sorunlarımız var, toplumumuzun hassasiyetleri var" diyecekler. Başka önceliklerimiz olduğu söylenecek. Şüphesiz Kürtler olarak çok ciddi tehditler altındayız. Adeta ölüm-kalım süreçlerindeyiz. Ama ne zaman bu aşamalarda olmadık ki. Kürt olmanın çok zor olduğu bir dünyada yaşamanın ne kadar zor olduğunu, bir kadın daha derin anlar emin olun. Çünkü hem Kürt olmak, hem de kadın olmak daha zordur. Bu nedenle kadınlarımızın trajedileri ve bu acıların dindirilmesi mücadelesi, halk olarak özgürlüğümüz kadar değerlidir. Benim hayalimde binlerce insanın töre adına işlenen cinayetlere karşı tavır koyduğu ve bu katliamları lanetlediği eylemlerin gerçekleştirilmesi, kadınların tabutlarını kadınlar kadar, katil erkekliğe tavır alan erkekler tarafından da kaldırılacağı törenler var. Avrupa'nın son günlerde aldığı oldukça politik ve halk olarak bizi şiddet sarmalına mahkum etmek isteyen yaklaşımlarına karşı gerçekleşeceğine inandığım duruşun, bu konuda da sergileneceğine inanmak istiyorum. Belki de çok safça gelecek ama bunu diliyorum da...
Songül Beyazgül |