|
Önceki yazılarda sadece DTP üzerinden bazı sorunları, algı zayıflıklarını, sahtelikleri, yetersizlikleri ve bunların çözümü için algılayabildiğimce öneriler sunmuş, bazı noktalara da dikkat çekmeye çalışmıştım. Bu süreç içinde gerek gelen yorumlar, gerekse de yaptığım sohbetlerle genelden özele bir yaklaşımla yaklaşmaya çalıştım. Yine bu süreç içinde bir şey öğrendim ki, hem önümü, ufkumu açtı bu şey, hem de zanlarımı alt üst etti. Ama hemen şunu söyleyeyim: Sinen, güçsüz düşen ve aciz kalıp şikayet eden bir duruş içinde olmayacağım. Bedeli ne olursa olsun, bu köşede sizinle paylaştığım doğru bildiklerim uğrunda çalışmaya devam edeceğim.
Bu süreç, Kürtler açısından, aynı zamanda büyük bir gücün, potansiyelin her zamankinden nicel ve nitel olarak fazla olduğunu gösterdi bana. Günlük olarak gazetelerimizden birini veya Roj TV’yi izleyen herkes, hatta sadece Türk basınını takip eden herkes rahatlıkla tespit edilebilir ki, Kürtler, Türkiye, genelde Ortadoğu, en genelde dünya bir değişim içinde… Ve güç odakları bu değişim süreci içinde etkileyip kazançlı çıkma hesabı içindeler. ABD ve yandaş güçleri, biliniyor ki “her yolu mübah sayarak” bu kazancın tekelleştirilmesini sağlamaya çalışıyorlar. Türkiye, İran ve Suriye gibi ulus-devlet anlayışında ısrar eden, statükocu devletler ise bu sürece devlet politikası bazında doğru yaklaşımı koyabilmiş değiller hala. Önderliğimizin 90’lı yıllardan bu yana ısrarla vurguladığı sınır çizilmeden demokratik çözüm esasında bir çözüm yöntemi dışında bir çözümün olmayacağı, sözü edilen devletler içinde bazı aydın, yazar ve siyasetçilerce anlaşılmaya çalışılsa ve kısmen anlaşılsa da, daha iç ve dış siyasete damgasını vurabilmiş değildir.
Şimdi bakın, son zamanlarda Erdoğan “derin devlet” deyip duruyor. Adam sanki Amerika’yı keşfetmişçesine atıp tutuyor. Bu tribünlere oynama siyasetidir. “Çuvala sığmayan mızrak bir yerlerine batınca veryansın etmekte değil, ağzına geleni koltuk sevdasına söyleyerek (iki yüzlüce zaten bilineni içi boş ünvanıyla söylemenin avantajını kullanıyor aklınca) ve her ne hikmetse seçimlerin yaklaştığı bu süreçte, yine sevgili Hrant Dink’in katledildiği bir zamanda böyle bir duruş içine giriliyor. Bu hal şaşılacak bir hal değildir aslında; anlaşılırdır, çünkü bay Erdoğan çok sonra, zaten altını dolduramadığı, Amed’de yaptığı konuşmanın aslında yanılgılı bir yaklaşım olduğunu söyledi.
Bu durumda bay Erdoğan’a söylenecek birkaç şey var:
Sizin fıtratınız veya varoluş gerekçeniz ve biçiminiz yanlış bir defa. Çalışmayan şofbenden sıcak su akması beklenebilir mi? Tek başına iktidar olmana rağmen etkileme, değiştirme gücün olmayacak, askerin emir eri gibi çalışıp, demokratik hak ve özgürlükler temelinde çözebileceğin Kürt sorununu “terör ve güvenlik sorunu” olarak ele alıp orduya havale edeceksin ve sonra “derin devlet var” diyeceksin. Ciddi misiniz hakikaten? Ne kadar derin bu devlet? Tek başına iktidar olan bir partiye bile yönetme fırsatı vermeyecek kadar derin mi? Bizim bir cevabımız var: Bir Kürt sorunu var ve bu sorun sen gibi nicelerini sandığı gömdüğü gibi gömecek kadarda acil ve vahimdir. Ve artık bu sorun senin iç sorunun olmaktan çıktı. Tabi çıktı; yoksa “Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon yapacağız” gibisinden sarhoş naraları atmazsınız.
AKP son kozlarını oynuyor. Türkiye’nin iç ve dış siyaseti ciddi bir tıkanma içinde. Bu tıkanma ancak Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi Kürt ve Türk’ün, Türkiye halklarının demokratik birliğinden geçiyor. Başka da yolu yok zaten…. Açıklamalar, değerlendirmeler gösteriyor ki bu iş şöyle ya da böyle bir yol ayrımına geldi. Ve en kansız, barışçıl çözüm Önderlik çizgimizin gösterdiği yoldur. Ve süreçte Önderliğimize, halkımıza saldırılar olmazsa hareketimizin çizgisinde bir değişim yaşanmayacağını, bu bağlamda stratejik bir yaklaşım içinde olduğumuzu dost-düşman herkes biliyor. Durum böyleyken, şimdilerde Nakşiler başta olmak üzere “PKK bu sorunu icat etti” gibi gaflet içinde yüzen yaklaşımlarını halkın ve hareketin olarak kabul etmeyeceğini ve olası kötü gelişmelerden sorumlu tutulamayacağını herkesin beynine kazıması gerekiyor. İşte her şey ortada, Kürtler nerde bir araya gelse “Öcalan’ı, barışı, kardeşliği” haykırıyor.
Bu yazımı iki bölüm şeklinde tasarladım: İlki mevcut durum, ikincisi bu durumda görevlerimiz… Bir sonraki yazımda tekrar siz değerli yurtsever Kürdistan gençliğiyle bir genç olarak buluşuncaya dek “Önderlikle kalın, çizgide kalın” diyor ve en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. |