|
Avrupa Bakanlar Komitesi Sekretaryası’nın Rêber Apo’nun “yeniden yargılama olsa dahi sonuç değişmeyecek, aynı ceza alacak” şeklindeki tasfiye taslağı, bir kere daha Avrupa’nın ikiyüzlülüğünü ortaya koymaktadır. Aslında Avrupa’nın bu çirkin politikasını az çok okuyan için çok da şaşırtıcı değildir. Almanya’nın Avrupa dönem başkanı olduğu bir süreçte Kürtlerin özgürlük mücadelesine bir kere daha düşmanlığını ortaya koyması, değerlendirmeden geçebileceğimiz bir durum değildir. Almanya’nın bu yaklaşımının tabii ki tarihsel ve güncel emperyalist çıkarlarla bağlantısı vardır.
Avrupa’nın en güçlü kurucu üyesi olan Almanya, AB’nin politikalarını belirleyen en etkili ülkedir. Milliyetçiliği geliştiren Fransa devrimiyken, Almanya bunu emperyalist çıkarlarıyla bütünleştirerek Hitler faşizmini geliştirdi. Pazar ağını geliştirmek için halkların başına bela ettirilen milliyetçilik, halen Ortadoğu’da insanlık açısından büyük tehlikeler barındırmaktadır. Osmanlı imparatorluğu ve Almanya ilişkilerinde halkların özgürlük mücadelesine karşı nasıl işbirliği yapıldığı herkes tarafından bilinmektedir.
Özelikle Kürt isyanlarını bastırmak için kirli ittifakları geliştirmişlerdir. O tarihte Kürt isyanları ve mücadelesi, Osmanlı devletini bunalıma sokmuştur. Buna karşı Almanya da “ithal” edilen generaller olmaktadır. Almanlar da Osmanlı’yı hem Ruslara karşı savaştırmak hem de içten içe Türk milliyetçiliğini geliştirerek Osmanlı’yı yıkmayı amaçlamaktadır.
Bu politikalarını hayata geçirmek için diğer halklara karşı düşmanlık geliştirir, para karşılığında Alman generallere Osmanlı üniforması giydirerek paşa rütbesi ile ordu komutanlığına getirmişlerdir. Yerli komutanların kafasına Türk milliyetçiliğini sokarak Kürt sorunu kıra kıra bitirme stratejisinin ilk mimarı yine Alman General Moltke’dir.
Bu general şahsında Alman faşizminin ne kadar Kürt düşmanı olduğunu görebiliyoruz. Moltke’nin daha sonra yazdığı anılarında ihtiyar, kadın, çocuklara karşı ‘zafer’ kazanmalarını, Kürtleri nasıl hayvan yerine koyduğunu kendi kalemi ile yazar. Buna benzer birçok generaller olmuştur. Osmanlı’dan sonra Almanya bu kirli ilişkilerini İttihatçılarla devam ettirmiştir.
MİT’in ilk eğitim aldığı yerin Almanya olduğu herkes tarafından bilinir. Türk oligarşik devletinin askeri lojistik ihtiyacını halen Almanya devleti sağlamaktadır. Kürt özgürlük hareketine karşı kullanılan tanklar, Alman tanklarıdır. Yine Avrupa’da Kürt halkının özgürlük iradesi olan PKK’yi terör listesine alan da Almanya devletidir.
Alman faşizmi, emperyalist emellerine ulaşmak için Türk milliyetçiliğini kışkırtarak Türkiye’de yaşayan halklara büyük acılar yaşatmaktadır. Dolayısıyla Kürt halkının özgürlüğüne ulaşmasına en büyük engel, Türk milliyetçiliğini destekleyen ve cesaretlendiren Almanya’nın çirkin politikası ve oyunlarıdır.
Türkiye’de yaşanan milliyetçi atmosferin temel esin kaynağı Alman faşizmidir. Barış ve demokrasi mücadelesi veren Hrant Dink gibi aydınların katli, bu zihniyet tarafından gerçekleşmiştir. Almanya bu politikasını Avrupa’nın liberal demokrasi yüzüyle gizlemeye çalışmaktadır. Almanya devleti son günlerde yine Kürt halkına amansız saldırıyor. Diğer ülkelerde de şu an bu kirli siyaset hayata geçiriliyor.
Fransa’da başlatılan baskınlar ve daha sonra Belçika’ya sıçrayan saldırılar, şüphesiz Alman politikasıdır. Türk milliyetçiliğinin hareketlendiği bir döneme denk baskınlar yapılması, tüm bu belirtiklerimizi bir daha doğrulamaktadır. Avrupa’da gelişmesi dikkat çekici bir durumdur.
Almanya, Osmanlı döneminden beri nasıl Kürt düşmanlığını yaparak Türk şovenizmini körüklemişse ve kendi düşüncelerini İttihatçılıkla hayata geçirmeye çalışmışsa, bugün de Avrupa’daki Kürt özgürlük mücadelesi veren kurum ve kuruluşlarına baskın yaptırarak, neo-ittihatçılarla ittifak geliştirerek düşmanlığını derinleştirme çabasındadır.
Türkiye bu siyasetle ne Kürt sorununu çözer ne de Alman emperyalizminden kurtulur. Eğer Türk devleti bu politikalara gelirse, ki son gelişmelere bakıldığında öyle bir tercih görünüyor, bu, aslında Kürt tarafı olarak istemediğimiz bir çatışma sürecidir.
Ancak buna da hazır olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Çünkü Kürt halkının uğruna seve seve kendini feda edeceği değerleri var. Zaten egemenler her zaman bu halkın kursağındaki lokmayı almışlar. Ancak kendi emeğiyle ilmik ilmik yarattığı değerleri alamayacaktır.
Dolayısıyla her koşulda mücadele etmeye kendimizi adamışızdır. Kürt halkının özgürlüğüyle özdeşleşen özgürlük dağlarımızda mevzilenerek her alanda gelişebilecek faşist saldırılara karşı halkımızın öz savunma birliklerini oluşturarak, onurlu bir duruşla halkımızın direniş geleneğini yükseltme zamanıdır.
Bunun karşısında duracak temel güç, devrimci gençliktir. Özgürlük dağlarına daha ulaşmamışsak, ulaşma çabasına girmeliyiz. Geç olmadan halkımızın savunma birliklerini kurmalıyız. Yoksa sersemleşen Türk milliyetçiliğinden ve bunun esin kaynağı olan Avrupa faşizminden halkımızı savunamayız. |