|
Önderliğimiz üzerindeki tecridi hücre cezası ile daha da derinleştiren sistem, 2006 yılının bir imha yılı olacağının işaretlerini veriyordu. Bu ceza kısa vadede Önderliği siyasetten koparmayı hedeflerken, uzun vadede Önderliğin de dediği gibi fiziki bir imhaya kadar götürülecekti. Sistem açısından cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar birçok dengenin kendileri lehine hazırlanması çabası yoğundu. Buna karşı bizim tutumumuz Ortadoğu dengelerini Kürtler lehine çevirebilirdi.
Nitekim VİYAN yoldaşın büyük eylemiyle başlayan Önderliği sahiplenme süreci 15 Şubat, 8 Mart ve Newroz eylemleriyle bir ivme kazansa da başta Amed olmak üzere tüm Kürdistan'daki serhildanlarla doruğa ulaştı.
Bu eylemsellikler Türkiye'de derin güçlerin gündeminden Önderliğin imhasını çıkartırken, onları harekete ve Kürtlere yönelik bir imha planı çerçevesinde 250 bin askerin Güney sınırına yığmasına, ayrıca içerde de Danıştay saldırısıyla Türkiye'de yeni bir sürece itiyordu.
Hareket açısından ise bu eylemlerle birlikte gerçekleştirilen genel kurulla bir kazanım yılı başlamış oluyordu.
Önderlik referandumunun 3,5 milyonu aşkın bir sahiplenmeyle gerçekleşmesi ise Ortadoğu'da hesabı olan tüm güçleri tekrardan bir politika belirlemeye zorlamıştır.
Irak'ta bir bataklığa sürüklenen ABD, Türkiye ile ortaklığını koruyabilmek için koordinatör atarken diğer yönden Güneyli güçler aracılığı ile hareketimize de ateşkes çağrısında bulunmuştur.
Ateşkes de dâhil ateşkese kadar geçen süreç, Kürtler açısından büyük kazanımların elde edildiği bir süreç olmuştur. Her ne kadar hareket tarafından ateşkesin bir rehavet ve gevşeme olarak algılanmaması belirtilse ve kadrolar tarafından bilinse de birkaç pratik dışında objektif olarak yaşanan bu olmuştur.
Amed’ten başlatılan barış yürüyüşü ve geçtiğimiz ay aydınlar tarafından gerçekleştirilen Türkiye barışını arıyor konferansı dışında genelde tüm kurumlarımız, özelde biz gençlik hareketleri bu sürece çok fazla dâhil olamadık.
Türkiye açısından imha konsepti, hareketimiz ve Kerkük referandumu gerekçe gösterilerek Güney'e yapılacak bir operasyonla işletilmek istenmekte... MİT’in açıkladığı rapordan da anlaşılacağı üzere bu konuda Türkiye derin güçlerinin yöntem açısından anlaşamadığı görülmektedir. Meclisteki gizli oturumdan sonra sınırdaki askeri hareketlilik ve cumhurbaşkanlığı konusunda birden bire sessizliğin oluşması, adeta Güney operasyonuna karşı cumhurbaşkanlığı seçimleri noktasında hükümet ile ordunun belli noktalarda bir uzlaşıya ulaştığını göstermektedir.
Yine her demokratikleşme sürecinde hortlatılan derin devlet, Hrant Dink suikasti ile bir kez daha gün yüzüne çıkarılmış ve adeta Türkiye demokrasi güçlerine ve aydınlarına Kürt sorununda konuşmamaları gerektiği mesajı verilmek istenmiştir. Kürt sorununun demokratik çözümünün tartışıldığı her dönemde bu tartışmaların önünü kesmek ve bastırmak için bu tür olaylarla sık sık karşılaştığımızı belirtebiliriz. Dolayısıyla son dönemlerde AKP’nin ve ordunun özellikle Kürtlere yönelik yaptığı son taktiklerden biridir.
Bundan sonra da mart sonundaki Kerkük referandumu ve mayıstaki cumhurbaşkanlığı seçimine kadar provokasyonlarla karşılaşacağımız aşikârdır. Bu açıdan sistemin neler yapabileceğini hesaplayıp kendimizi ona göre konumlandırarak ateşkes sürecinin ilk dört ayında olduğu gibi sürükleyen değil sürüklenen olma konumundan çıkmalı, tam da gençliğin ruhuna denk bir süreci başlatmalıyız.
Kısaca biz sisteme göre değil sistem kendini bizim pratiklerimize göre konumlandırmalıdır. Özellikle bu dönemde gençliğin olmazsa olmazlarındandır. Ne tesadüftür ki tarih yine tekerrür etmekte, nasıl ki geçtiğimiz yıl 1 Şubat'ta VİYAN yoldaş eylemiyle hem sisteme hem de örgüt içindeki kimi geri pratiklere müdahale ettiyse onun pratiğiyle açığa çıkardığı perspektif yılın aynı döneminde Türkiye'de çalışma yürüten bütün kadrolarımız için ateşkes döneminde olmazsa olmaz olmuştur.
Yeni dönemde özelde gençlik genelde bütün kadrolarımız olmak üzere eylemiyle, perspektifiyle, serhildanın ortak ruhu ve harekete katılımıyla böyle bir süreci başlatmalıdır.
Tarih yine 1 Şubat... Yine tecrit, yine operasyonlar, yine imha... Bir yönden de dört aylık pratiksizlik bizi VİYAN yoldaşın şahsında tekrardan göreve çağırıyor. 15 Şubat'ın laneti dost düşman herkese gösterilmeli, 8 Mart kadın baharlaşmasına, Newroz ise Ortadoğu demokrasisini oluşturma günlerine dönüştürülmeli. Ancak bunlar sağlanırsa gençlik kendi öz kimliğini oluşturur. Tarih karşısında rolünü oynar ve ütopyalarına denk bir yaşamın yaratıcısı konumuna gelir. Aksi sürüklenmektir, özgürlükten taviz vermektir, köleleşmektir.
Genç BAKIŞ |