| |
| Eklenme Tarihi: 14.02.2007 Saat: 19:34 |
|
|
Her zamanki gibi bir zindan günüydü. Ya da öyle olduğunu sanıyordum. Öyle olmadığını anladım. Haber bültenlerinin spikerleri, hareket önderimizin yakalanarak getirildiğini durmadan söylüyor. Dakika başı tekrarlanarak çeşitli kişilerin de yorumları alınıyor. Hayır, spekülatiftir, gündem çarpıtıcıdır. Olacak şey değil. Nasıl olur. Ama içime uğursuz ve sıkıntı yaratan bir hava çöktü. Yakalandığından emin konuştu spikerler. Ve yetkilerin bu konuda birkaç saat içinde basın açıklaması yapacakları söylendi. Aynı anda çeşitli ülkelerde, bu olayda günahkârlığın ortaklığında bulunan yetkililer de basın açıklaması yapacaklarmış. Ve yetkilinin açıklaması. (…) Önderimizi gözlerimin önünde canlandırıyordum. Tarih insana neler gösteriyor. Donduk, soluksuzca donduk. Yaşlı bir arkadaş yukarıda, sara krizine tutuldu. Ama onun hiç sarası yoktu ki? İki sefer üst üste düştü. Ayıldı ve sonradan ağladı. Sohbet etmeye kalkıştımsa da hiç konuşmadı, hiç kimsenin bugün konuşmadığı gibi. Ve bundan sonra çok kötü şeyler olabilir. Arkadaş kendi kendine konuşmaya başladı yerde uzanmış haliyle “Bu kadar yıl… Ondan sonra bu kadar yıl! Onsuz hiçbir şeyin değeri yok. Onsuz bu topraklarının özgürlüğü bile değersiz.” dedi adeta hepimizin düşüncelerini ifade ederek ve üst üste: “ çira me vemirî( Çiramız söndü) çira me vemirî çira me vemirî” diye sürdürdü. Gerçekten öylemi? Öyle mi söyleyin? Bugün ne kara Çarşamba ne kıtlık kıran. Hiç kimse, bugüne isim bulamaz. Bulsa da bugünü ifade ettiğine kendini inandıramaz. Bugünün adı yok, bugünün acıları tarifsiz ve tasvirsiz. Burası ne kadar suskun ve ne kadar kimsesiz. Hani arkadaşlarım nerede, neden herkes yüreğini kilitledi ve neden kimse artık konuşmuyor. Biz öldük mü? Evet, ölü dirileriz şimdi. Nereye, kime gideceğimi bilmiyorum. Nerde oturacağımı bilmiyorum ve ne yapacağımı da. Kriz geçiren arkadaşın yanına gittim. Vücudu gerilirken sırtı incinmiş. Merhemle sırtına masaj yaptım. Saçları ve sakalları birbirine karışırken yüzündeki çizgiler üzüntüden daha çok derinlere inmiş ve yüzyıllık bir yorgunluğu örtmüştü gevşeyen yüzünde. Düştüğünde başındaydım. Dikkatimi, gözleri çekmişti. Siyah gözlerindeki yuvarlaklık, büyüyüp büyüyüp küçülüyordu. Seslenişimi duymayışı korkuttu beni. Çok tuhaf ve korkutucu geldi bana. İlk kez böylesine göz siyahlığının küçülüp büyüdüğüne tanık olmuştum. Artık yaşamak bile istemiyordu. Teselli ederkenki kelimelerim de boştu. Bana bile bu teselli sözlerim o kadar dolu gelmedi. “Alt üst oluş süreçlerinde bu şeyler normaldir ve hareketler her zaman hazırlıklıdır.” demeye ben de çok inanmak isterdim. O konuşmadan önce içimizde olan, başka hareketlerden birkaç arkadaşla sohbet ediyorduk. Bana “Hiç aklından geçiyor muydu bu yakalanma olayı?” diye sordu M. arkadaş. “ Hayır,” dedim “ beklemiyordum. Yalnız bir gün suikasta gideceğine dair korkularım vardı. Ya da hastalıklarından dolayı ömrü yetmeyebilir zafer gününe. Ama bu son olay asla geçmedi aklımdan.” Ajans haberlerini dinlemek için ayrıldım. Zaten o durumdan sonra artık kulaklarım ajans haberlerinde. Değişen her şeyin içinde arkadaş yürekleri yanıyor ve patlıyor her yerde. Bu ayrı bir acı serüveni. Ama tarihi ve bellekleri donduran, yürekleri eriten bir acı. Yarın süresiz açlık grevine başlıyoruz. Fiziki bir imhanın gerçekleştirilmemesi ve bir an önce mahkemeye çıkarılması için. Birçok dünya devletinin ikiyüzlülüğüne bak! “ O” yakalandıktan sonra artık barıştan ve çözümden bahsetmeye başladılar. “O” nu yakaladılar, yakalattılar ve Onsuz bir çözüm peşine düşmek için kolları sıvadılar. Baştan beri: “O” kimilerinin karabasanı, tek korkusu ve varlık ile yokluklarının tek sebebi idi.
Etkilenmemek elde mi? Koca adamlar tutamadık gözyaşlarımızı. Öykümüz kanıyordu, dirilişin öyküsü… Onsuzluğun o öldürücü kasvetinde. Herkes suskunluğu başkasının bozmasını istiyor, kenetlenen dudakların oynamasını bekliyor. Biliyorum akılımızın icat etmek istese bile, icat edemeyeceği bir durumdu bizim için. Bu yüzden bunun da yorumunu yapamazdık. Memleketin en hırçın rüzgâr dalgaları, soğuğu insafsızca koynuna alarak yağmur damlaları ile havalandırmada ıslık ıslığa kamçı gibi suratımıza çarpıyor bütün talihsizlikler gibi, dostsuzluğumuz gibi, ihanet gibi… Hala kimse inanmak istemiyor. Arkadaşın biri; “Bu kötü bir rüya. Ama hepimizin beraber gördüğü, hepimizin aynı anda gördüğü bir rüya.” deyin bana diyor. Ah, keşke diyebilseydim. Ama değil. Bütün acılar bir bumerang gibi dönüveriyor bize durmadan. Her zaman yaptığı şeyi yaptı. Hepimiz çılgınlığın kıyısındaydık. BBC haberlerinde konuşan arkadaşlarımız biraz sakinleştirdi, içimize su serpti. Artık kaoslu bir dönem başlayacaktır. Bize bu dünyayı, bu hayatı fazla görenlerin de hayatlarına son nebzesine kadar dökülen zehir olmalıydık. İşte bu yüzden her yeri işgal ettik. “O” nun yayınlanan görüntüleri herkesi derinden yaraladı. Bir arkadaş sigara küllüğünü var gücüyle duvarlara savururken bombadan farksız bir ses çıktı, sinir krizleri geçirirken. İki gözü iki nehirdi; hayata isyan eden yüreği mecalsiz bir yanardağdı. Bayılırken burnuna soğan dayayarak ayılttık. Artık bize kolonya verilmiyordu. Sinirden köşesine çekilip bir put gibi kıpırtısız duranlar ve artık gücü kendine yetmeyenler. Kim kimi teselli edecekti, hepimiz birbirimizden beterdik. Hepimiz çılgınlığın kıyısındaydık
Biz birilerinin sinir savaşı verdiklerinin bilincindeydik. Siz bu haldeydiniz peki, dışarıdaki sıradan insanlar ne halde idi. Güçlü olanlar sizler değil miydiniz? Dört duvar arasındakiler kahroluyorlardı ve bir şeyler yapamamak onları içten içe unufak ederken hınç ve öfke bizi rotamızdan çıkarmıştı. Bir arkadaş “Artık gardiyanlar, sayıma gelemez hepsini doğrayacağım.” dedi. Biz zor sakinleştirdik. “O zaman her tarafı yakacam.”dedi. Akıl karı değildi. Böyle ilginç düşünceler peş peşe geliyordu. Sağduyulu davranıp kendimizi dizginlemek zorundaydık.
18 Şubat 1999
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: cibiltin Tarih : 2007-02-15 23:57:57 Puan :      |
|
|
tesrkurler bu sicak duygular icin firat penaber yazini okudu ,8- yil sonra yine göz yaslarima hakim olamadim.gercekten o gune bir ad bulma kolay degildirve o gunu anlatmak ve o piskolojiyi cözmekde bir o kader zordi.sabah erken evden cikmistim öleden sora eve geldim 3-yasinda bir kizim vardi kapiyi acti yüzüme bakarak biliyorsin bu gun ne oldu dedi bende evet kizim evimiz yikildi dedim dediki na baba na serokeme girtin. tesekurler. |
|
Yazan: zila Tarih : 2007-03-02 23:03:08 Puan :      |
|
|
buyuk apo derdi ulkede ciktim partilestik avrupaya adim atmam dunyalastirdim ulkeye olumde gitse kurdista kuracagim ve az kaaldi ve dunyada goruyor buyuk insan her sarta buyuktur nasilki bizleri yokta var etiyse simdide bize dunyaya karsi hersarta direnecegimizi gosterdi su acik soyliyeyim baskan apo son peygamberdir diyorum bu kadar direnec ve 20 sene sonra ne olacagini oncede his etmek ve ona gore pilan yapmak herhalde dunyada ilktir ve ictenlikle soyluyorum eyer simdi insan oldugumu soyluyorsam ve yasiyorsam onder aponun sayesindedir bu duygulari dusunceleri anlamak koly deyilama biz deliler anladik vecocuklarimizada anlatik biz olsekte aponun torunlari bayragi devr alirlar bizde kolay kolay olmeyizevet biz deliler 10 arkadasiz 5 milete olusuyoruz her cesit tercubemiz var eyer baskana bise olursa turkiyeyi ve dunyayi cehn cevirecek gucteyiz belki kimilere hayel gibi gelir ama yanildiklarini gorecekler ama biz bunu dusunmek bile istemeyiz cunku biz yasamda; yanayizbize daytirlarsa yapmaktada cekinmeyiz baska;; apoda oyrendigimiz ilkeler ( cahili donusturmek kirliyi temizlemek cirkini guzellestirmek kotuyu iyilestirmek her kusun kendi dilinde otugu her gulun kendi dalinda renginde actigi bir cenet yaratmaktir ve vijdanla hesaplasmaktir hesaplastikca gelismeyi guzeligi mutlulugu yuceligi bas; apo yasaminda soyutlastigini goruyoruz ve bundandir olumune bagliligimiz biji serok peyxamber apo be apo jiyan herame em her tistira hazirin endi bese emji azadbin beseeeeeeeee serkeftin hemo gele bindestanra berxodan jiyane ;;;;;;dersim ozca |
|
|
|
 |
| |
|