|
Türkiye siyasetinin içte ve dışta bir tıkanma süreci içinde olduğunu geçen yazımda anlatmaya çalışmıştım.
Alışılmıştan ziyade, aslında hep sözü edilen, ama doğru gidiş yolları, yöntemleri bulmakta sıkıntı yaşandığı için, yine şoven emir eri Türk medyasınca PKK, sayın Öcalan ve genel olarak Kürtler öcüleştirildiği için Türkiye halklarının arasında barışmayan yıldızlar oldu hep… Oysa biz, Türkiye halkları olarak “bin yıllarca beraber yaşamış kardeş halklarız.” Bu, Osmanlı–Türkiye tarihine objektif bakabilen herkesçe rahatlıkla görülebilir. Tabi gösterilebilir de; ancak tıkanan süreçte, her benzer süreçte olduğu gibi, çeteci, rantçı odaklar boy gösteriyor ve darbelerle nerede susması gerektiğini öğrenen hükümetler inisiyatifsiz kalıp Kürt sorununun çözümü konusunda bile bile yanlış yapıyor, sözüm ona “zaman zaman yanılgılı yaklaşımlar içine girilebiliyor” ve sözü edilen çetelerin eli güçlendirilerek halklar arası diyalogun önüne set çekiliyor. Bu durumu halkların kardeşliğine evirmenin tek yolu halk meclislerini örgütleyerek halkın siyasete doğrudan etkisini nicel ve nitel olarak sağlamaktır.
Milliyetçi ve dini söylemler sökmez artık!
Refah-Yol hükümeti döneminde (o dönemin önemli bir aktörü de Mehmet Ağar’dır) özel savaş kliği güçlendirilmiş, Hizbullah eliyle katliamlar yapılmış, Türk askerlerince köyler boşaltılmış ve insanlarımız sefalete terk edilerek açlıkla terbiye edilmeye çalışılmıştır. Sonuç; Kürtlerin görkemli direnişiyle kliğin boşa çıkması olmuştur. Ki bu süreç PKK’nin şimdikinden daha az nicelik ve nitelik kazandığı dönemdir. Yine Güney Kürdistan da şimdikinden daha iyi durumda değildi. Bu anlamda, Kürtlerin bu süreçte hamle yaparken eli daha güçlü diyebiliriz. Nitekim Türkiye siyasetindeki telaş, AB ülkelerinin saldırgan, ikiyüzlü tutumu, yayına giren “Kurtlar Vadisi Terör” dizisi, örümcek kafalı bazı emekli paşaların kurduğu derneklerle yaptıkları Pantürkist “dış mihraklar edebiyatı”, Nakşi çevrelerin hızla örgütlenmeye çalışması ve yine Diyarbakır ve diğer bazı il ve ilçelerde Hizbullah’ın naylon derneklerle örgütlenmesi, bu hamleye karşı, karşı hamle olarak kullanılmak istenmektedir.. İşte tam da bu noktada yapmamız gerekenler aciliyetini ve önemini gösteriyor.
DTP olağanüstü kongresiyle seçim zaferine koşalım!
Seçim dönemlerinde halkımızda muazzam bir coşkunun açığa çıktığını biliyoruz. Yapılacak kongrenin gerekçelerinden biri olan bu coşkunun kalıcılaştırılıp politik bir eylem gücüne dönüştürülememesi sorunu ile bir Ankara elitinin oluşmasıyla ortaya çıkan mirasyedilik ve hazıra konmacılık durumu kongreyle aşılması gereken en temel sorunlardandır. Bu durum aslında kongre hazırlık süreci içinde geniş tartışmalar, eleştiriler, özeleştiriler, önemli tespit ve adımlarla çözülme sürecine girmiştir. Bu süreç, seçim süreci ve sonucuyla doruğunda yaşanacaktır. Bunun için parti örgütlerini, kadrolarını zorlayan, hizmete iten, örgütleri güçlendiren, nitelik kazandıran üye ve sempatizanların çoğalması ve DTP örgütlerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki, kritik bir viraja doğru yol alıyoruz; ağırlığımızı koyduğumuz oranda başarılı olacağız. Bu bağlamda Önderliğin “her ne ser kar” çağrısı hala güncel ve hayati derecede önemlidir.
Her şey halk ve demokratik komünal sistem için!
DTP kongresi her yenilenme, değişip dönüşme sürecinde olduğu gibi kuşkusuz bir beklenti yaratmıştır. Ancak asıl beklenti, halkın aktif olarak nicel ve nitel katılımını sağlayacak halk meclislerini meşru temelde örgütleyen, eski hiyerarşik-atamacı yönetme mantığını aşmış, “her şey halk ve demokratik komünal sistem için” şiarıyla yola çıkmış kadroların açığa çıkıp Leyla Qasim, Mustafa Suphi, Mahir Çayan, Mazlum Doğan, M.Hayri Durmuş, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya, Hasan Ocak, Zeynep Kınacı, Zekiye Alkan, Engin Sincer, Sarı İbrahim ve Viyan Soran yoldaşların ruhunu yakalaması ve onlara layık olmasıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm üyelerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, “Önderlikte ve çizgide kalmanızı” diliyorum. |