|
Geçtiğimiz günlerde Önder Apo’nun sağlığına ilişkin avukatları hepimizi şoke eden basın açıklamasını yaptı. Uzman doktorlarca tespit edilen zehirlenme belirtileri, yine aynı bilirkişilerin imzasıyla rapor edilerek dünya kamuoyuna deklare edildi.
Bu somut verilere rağmen TC’nin hükümet ve devlet sözcüleri adeta meslek edindikleri ‘yalan’ spekülasyonlarıyla koro halinde inkara başvurup iddiayı reddettiler. Ve bu yalanlarını resmileştirmek için adaya hemen uydurma-formalite bir heyet gönderip, yalancı bir açıklama yaptırarak içerisine düştükleri kepazeliği meşrulaştırmış oldular.
TC’nin Osmanlı’dan gelme iki yüzlü, yalancı ve azmettirici kültürünü herkes çok iyi biliyor. Öyle bir kültür ki, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için babasını bile tanıyamayacak kadar canileşeceğini de herkes iyi biliyor. Nasıl bilinmesin ki, Osmanlı katliamları ve ayak oyunları bütün cihanda destan oldu.
Şimdiki TC yetkilileri, bu tarihten rahatsız değil de ona yaraşırcasına bir pratiği sergilemenin çabası içerisindeler adeta. “Ya kölem olacaksın ya da seni yaşatmam“ belirlemesini adeta bir yaşam felsefesi edinmişçesine kendi dışındakini yok etme üzerinde iktidarını sağlamlaştırmaya ve kendini yaşatmaya çalışıyorlar. Başkasının inkarı üzerinde varolmaya çalışmak ne kadar ahlaki ve yiğitliktir diye düşünmelerini beklemek ahmaklık olur sanırım.
Değinmek istediğim konu, TC devletinin çirkin geçmişi değil. Söz konusu olan, bütün her şeyimiz Önder Apo’nun sağlığı ve yaşamıdır. Şu an sahnelenmek istenen oyunu çok iyi görmemiz gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki “Kürt’e bu dünyada yaşam hakkı yok” inkarı üzerinde anlaşmaya varılmış bir kez daha. Bunun için askeri, siyasi, diplomatik, yalancı basın vb. birçok cepheden saldırarak Kürt halkının özgürlük mücadelesi kuşatma altına alınıp ezilmek isteniyor. Bu kökten imha etme komplosunun başında da Önder Apo gelmektedir. Gerillaya yönelik imha girişimlerinin artırılması, operasyonun en temel ayaklarından birisi oluyor. Yine legal alanda siyaset yapan halkımıza, onun sözcülerine yönelik tutuklama furyası yaygınlaştırılmakta, böylelikle psikolojik baskı ve korku ile sindirmeye, soğutmaya ve pes ettirilmeye çalışılmaktadır. Kirli savaş silahşör kliğinin en sağlam personelleri olan Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ, son olarak Newroz öncesi tehditlerde bulunarak adeta “Direnen onurlu Kürt ezilecektir“ mesajı verilmiştir.
Bütün bu gelişmeler, üzerinde kafa yormayı gerektirmeyecek kadar net ve aşikardır. Halk olarak kıstırılıp boğulmak istendiğimizi, etrafımızdaki çemberin çok iyi farkında olarak ona göre adımlarımızı atmak durumundayız. Direnmekten başka bir seçenek tanınmıyorsa o zaman en layıkıyla direneceğiz. Kürt’e yaşamı zindan etmek isteyenlerin yaşamının da zindan olacağı iyi bilinmelidir. Bu kadar pervasızlaşmanın cesaretini ordu, silah ve askeri teçhizatlarından alıyorlarsa, bu çağda silahın kudretinin hiçbir şeye bedel olmadığını söyleyeyim hemen. Silah sadece arkasında kendini gizlemekten ibaret bir araçtır. Önemli olan inançla yüklenmiş yürek ile savaşmaktır. Yüreğini bir Önderin aşkıyla bilemiş bir halk ordusunu kim sindirebilir ki? Eğer Kürt halkının payına toplu katliamlar, kıyımlar ve yeni jenositler öngörülüyorsa bu hevesin kursaklarında bırakılacağı da herkesçe bilinmelidir.
Kürt gençliği olarak zafere kadar bu mücadelenin her evresinde bu halkla olmanın sözünü verdik. Evet, Rêber APO onurdur ve bedeli ne olursa olsun bu onur uğruna sonuna kadar mücadele edeceğimiz herkesçe iyi bilinmelidir.
Amed’deki kıvılcım Ankara’ya, Berlin’e, Paris’e, Londra’ya ve dünyanın her tarafına sıçrayacaktır. Kürt gençliği olarak bulunduğumuz her yerde büyük bir örgütlülük ile eylemliliklerimizi daha da yükselteceğiz.
Haydi gençler!
Newroz’la beraber halkımızın savunma çemberini oluşturalım ve Önder Apo etrafında ateşten bir çember olalım. Öyle bir ateş olalım ki değmek isteyen kirli elleri emelleriyle beraber cayır cayır yakalım. Bu sürecin gölgesinde kendini gizleyenlere, değil bir selamı esirgemeyi, onca bedel vermiş bu halk yüzüne tükürüp lanetleyecektir. Bunun için gölgede değil gün yüzüne çıkalım ve yüreğimizi güneşin ısısıyla doldurarak “BÊ SEROK JİYAN NABE” şiarıyla eylemlerimizi doruklaştırıp zehire panzehir olalım! |