|
Demokratik sosyalizmin zor anlayışı olarak meşru savunma stratejisi 21. yüzyılda ezilenlerin mücadele ve kendini savunma örgütlenmesi olarak her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Bu gerçekliğin Orta Doğu somutunda kendini daha yakıcı hissettirmesi birey ve toplumun oligarşik devlet iktidarları karşısında tamamen savunmasız bırakılmasından dolayıdır. İktidarı bir noktadan sonra sınırlandırması gereken hak-hukuk dahi iktidarın işine ve hesabına geldiği kadar uygulanmaktadır. Ekonomiden güvenliğe kadar tüm toplumsal mekanizmaların sevk ve idaresini tekelinde tutan devlet sistemleri, toplumsal muhalefetin demokratik yollardan hak talebini de kendisi açısından zorlayıcı olduğu noktada ya çeşitli baskı araçlarıyla bastırmakta ya da elindeki medya-iletişim gücüyle manipüle etmekte, sansürlemektedir. Konu Kür sorunu ve Özgürlük Hareketi olunca bu yöntemler adeta egemen devletlerin ortak konsepti şeklinde işletiliyor. Demokratik muhalefete duyarlı olmak bir yana, statükosunu zorlayan her girişime, tutuklama, soruşturma, yargısız infazla cevap veren Türk, Suriye, İran devletlerinin yanı sıra ABD’de PKK’nin Özgürlük mücadelesinde dile gelen Kürt halkının demokratik talep ve duruşuna, kendi işine geldiği, kendi siyaseti açısından engel teşkil etmediği kadar tahammül edebiliyor. Bir taraftan uzun bir süredir Güneyli Kürtlerin hamiliğine soyunan ABD diğer yandan Türkiye’yi kendi çıkarlarına daha aktif hizmet eder hale getirmek için 15 Şubat Komplosundan beri Türk devleti ile Özgürlük Hareketi üzerine yoğun pazarlıklar yapmaktadır. Bu pazarlıkların ne kadar sonuç alacağı bir tarafa, dünya ve Orta Doğu gerçekliğini doğru okuyan herkes bilir ki Kürt halkı açısından bu kaoslu süreçten özgürlük seçeneğinin zaferi ile çıkış ancak öz güce ve öz iradeye dayalı bir mücadele ile mümkündür. Hiç şüphesiz öz güce dayalı bir mücadele çok yünlü örgütlü olmayı, yaşanma ihtimali olan her gelişmeye hazırlıklı olmayı gerektirir. Tek düzelikten çok çelişki ilişki diyalektiğinden güç dengelerinin durum ve duruşların göre şekillenen Ortadoğu siyasetinin başarı için istediği budur.
Çeşitli çevrelerden gelen yoğun talepler üzerine özgürlük hareketinin ilan ettiği ve hala devam etmekte olan ateşkes sürecinde yaşanan gelişmelerin işret ettiği gerçeklikte budur. Son ateşkes süreci ile birlikte yetersizde olsa demokratik çözüm seçeneğinden yana olan çevrelerden demokratik çözüm yönünde sesler yükselirken diğer taraftan Türk ordusu kış şartlarına rağmen askeri operasyonlara ara vermeden devam etmektedir. Bu durum demokrasi yanlısı güçlerin tutumuna karşı ordunun ve devlet içerisindeki neo-ittihatçıların tutumudur. Bu tutumlardan hangisinin belirleyici olacağını hiç şüphesiz süreç ve demokrasi yanlısı güçlerin mücadelesi belirleyecektir. Ancak Türkiye’nin yakın tarihinin iyi incelenmesi bu konuda öğretici sonuçlar verecektir. Türkiye’nin yakın tarihi esasen tabandan gelişen halk muhalefetine karşı darbeler tarihidir. En son cumhuriyetin tüm demokratik kazanımlarını güdükleştiren 12 Eylül askeri darbesi de sol demokratik halk muhalefetini zafere ulaşmaya en yakın olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Bu gün koşullar ve güç dengeleri farklı olsa da iktidarlarını kaybetmek istemeyenlerin farklı tertipler peşinde koşacağını görmek zor değil. ordu ve hükümetin Kerkük konusunda içerisine girdiği tutum ve çabalar, ateşkese ve kamuoyundan gelen çağrılara rağmen imha amaçlı askeri operasyonların kış koşullarında devam ettirilmesi ve en son Türkiyeli aydınların düzenlediği Türkiye barışını arıyor konferansında yer alan ermeni aydın Hrant DİNK katledilmesi savaş yanlısı güçlerin tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Kürt halkı ve gençliği olarak demokratik çözüm seçeneğine sonuna kadar esas almanın yanı sıra bu belirttiğimiz gelişmelerin de gösterdiği gibi her türlü aksi yönde gelişmelere de hazırlıklı olmak zorundayız. Meşru savunma örgütlenmesini bu çerçevede ele almak yerinde olacaktır. 15 Şubat komplosunun 9. yılına girerken önderliğe vermemiz gereken ‘’yetersiz yoldaşlık’’ özeleştirimizi de yeni gafletlere düşmeden, her yönlü hazırlıklı olarak verebiliriz. Halkımız üzerindeki inkar-imha tehdidinin ortadan kalkmadığı, demokratik siyasal mücadele yollarını oligarşik sistemin ipoteği altında olduğu böylesi bir ortamda meşru savunma güç ve örgütlülüğümüzü büyütmek kaçınılmaz görevimizdir. Gençlik olarak halkın ve mücadelenin bizden istediği de budur. Nasıl ki dünyanın her yerinde gençlik dinamizmi ve özverisiyle toplumsal mücadelelerin temel ilerletici gücü oluyorsa, bizim mücadelemizde de demokratik kazanımların ve zaferin teminatı olan meşru savunma gücümüz HPG’yi büyütmek, geliştirmek gençlik hareketinin temel çalışmalarından olmalıdır. böylesi bir çalışmanın bir yönü hiç şüphesiz savunma gücümüz olan gerilla ordusunun nicel genişlemesi olurken diğer ve temel bir yönü de demokratik komünalist toplumsallaşmanın çekirdeği olan gerillaya daha çok insanın katımlı üzerinden özgür toplumsallaşma çalışmamızı adım adım örmektir. Kaldı ki gerilla gücümüzün kendisi nicelik ve nitelik olarak en gelişkin gençlik hareketidir. Bu yönüyle kitle zemininde çalışma yürüten gençlik hareketimiz yurtsever gençliği meşru savunma temelinde örgütlenen gençlik örgütü olan gerilla gücü ile buluşturduğu oranda Başarlı olacaktır. Bu gerçekliğin hakkını vermeden ne güncel görevlerimizi yerine getirebiliriz, ne de gerçek anlamda PKK çizgisiyle bütünlüklü bir duruş açığa çıkarabiliriz. Bu yönüyle gençlik olarak gerillayı temel gündem ve çalışmalarımızdan biri olarak ele almak durumundayız. Gençlik tabanından kadrolarına kadar gerillayı doğru tartışmak, anlatmak ve gençlik hareketinin pratik öncü gücü olarak sahiplenmek gerekir. Yani özgür birey ve toplum yaratma çalışmasını geniş gençlik kitlelerini sistemden koparıp özgürlük alanı dağlarımızla buluşturduğumuz oranda Başarlı olacağız. 2005 canlı kalkan eylemiyle bu konuda bir perspektif yakalandı, pratik bir hat oluşturuldu. Demokratik taleplerine devlet cephesinden yanıt bulamayan gençlik akın akın gerilla saflarına katıldı. Gençlik hareketi bunu bir doğrultu olarak kabul edip bu pratiğin yaratığı deneyim üzerinden yeni atılımlar yapmada kararlı olursa daha büyük sonuçlar almanın zemin ve koşulları mevcuttur. Ancak gençlik salt gerillaya katılımı gündemine almakla üzerine düşeni yapmış olmayacaktır. Nasıl ki gerilla kendini bir gençlik hareketi olarak tanımlıyorsa gençlik de bir yönüyle kendini bir gerilla hareketi olarak ele almak durumundadır. Bu somut olarak gençliğin örgütlü olduğu her yerde kendi öz savunma örgütlülüğünü geliştirerek meşru savunma stratejisi içerisinde aktif konum almasına tekabül eder. Önderliğin devlet dışı toplulukların güvenlik anlayışı olarak ortaya koyduğu öz savunma örgütlenmesi başından beri gençliğin öncülüğünü yapması gereken bir çalışma olması gerekirken: şimdiye kadar bu konuda yetersiz bir duruşun olduğunu söylemek mümkündür. Öz savunma: özünde yaşama bağlılık duruşudur. Her gelişkin canlı organizmada gözlemlenen kendisini koruma ve varlığını devam ettirme refleksidir. Özcesi iktidar odaklı şiddet anlayışının aksine fiziki, kültürel varlığına herhangi bir tehdidin yöneldiği durumlarda bu tehdidi bertaraf etmeye dönük örgütlülüğü öz savunma olarak tanımlayabiliriz. Diğer canlılardan farklı olarak insan varlığını salt fiziki boyutuyla açıklayamayız. Fiziki-biyolojik varlığın yanı sıra farklı yaşam gerekçeleri de vardır. Bunlar dil, kültür, yaşadığı doğa ve soy bağları gibi toplumsal-manevi değerlerdir. Bundan dolayı insanın kendini savunma sınır ve alanları daha geniş ve çok yönlüdür. Örneğin bir hayvanın kendini savunma gerekçesi fiziki varlığı olurken insan toplumları açısından bu durum ilk toplumsallaşmadan itibaren o dönemki toplumun değer yargıları çerçevesin de farlılıklar göstermiştir. Temel demokratik-insani talepler ekseninde şekillenen özgürlük hareketi de özünde Kürt halkının öz savunma mücadelesidir. Savaşın tekniğe dayalı olarak yürütüldüğü günümüz koşullarında ezilen halkların öz savunma mekanizmaları bu teknik karşısında daha yaygın örgütlenerek cevap olabilecektir. Önderlik ‘’ en büyük teknik insandır’’derken bir yönüyle insanın doğru ve yetkin bir yapılanmayla her türlü tekniğe karşı koyabileceğine işaret eder. Mücadelemizin geldiği düzey ve koşullar açısından bu gerçeklik daha yakıcıdır. Hiç kuşkusuz gerilla halkımızın meşru savunma gücü olarak varlığını ve halkın savunulması görevini temel varlık koşulları sağlanana kadar devam ettirecektir. Ancak savunma görevini salt gerillanın yapmasını beklemek yanılgılı bir yaklaşım olacaktır. Örneğin herhangi bir şehir ya da mahallede yaşanan bir soruna gerillanın gelip cevap vermesini beklemek gafletten başka bir şey değildir. Demokratik eylemliliklerde kolluk kuvvetlerinin halka yaptığı saldırılara ya da son dönemlerde çokça yaşanan üniversitelerdeki faşist saldırılara karşı cevap vermesi gereken kesim gençlik olurken öz savunma anlayışı ve örgütlülüğünün olmaması bu durumlar karşısında sinmiş bir duruş açığa çıkarmaktadır. Gençlik olarak bu duruşun aşılması öz savunmanın anlayışının yerleşmesi ile mümkündür. Hem halk ve gençlik içerisindeki adaletsizliklere hem de sistemden doğru gelişen saldırıları boşa çıkaracak caydırıcı ve yaptırım gücü olan bir öz savunma örgütlenmesi temel ihtiyacımız olmaktadır.
Dünya ve Orta Doğu koşulları her toplumsal grubun kendi öz savunma birliklerini oluşturmasını temel bir ihtiyaç olarak önümüze koymaktadır. Bu toplumsal grupların en başında gençlik gelmektedir. Karakteri ve objektif toplumsal koşulları itibariyle gençlik böylesi bir çalışmanın öncü gücü olmak durumundadır. Avukatlarıyla yaptığı son görüşmede gençliğe sürecin olası gelişmeleri karşısında dikkatli olma çağrısı yapan Önderlik bu noktada gençliğe düşen rolü ortaya koymuştur. Kürdistan’ın objektif durumunu coğrafik olarak işgal, kültürel olarak soykırım ve asimilasyon olma gerçeğini göz önüne alırsak bu koşullarda halkı savunması gereken biz gençliğin kendi öz savunma örgütlülüğümüzün olmaması hemen giderilmesi gereken bir zaaf olarak ele alınmalıdır. Bu noktada ‘’KENDİNİ SAVUNMAYI BİL’’ ilkesini yaşamsal ölçümüz olarak ele almak zorundayız.
Bu tespitlerden hareketle gençlik olarak; öz savunma çalışması ve gençliğin gerilla ile bütünleşmesi kapsamında, teknik boyutlarına kadar her yönüyle tartışıp bu konularda kendimizi en kısa zamanda netleştirerek pratik adımlar atmalıyız. |