| |
| Eklenme Tarihi: 28.03.2007 Saat: 00:09 |
|
|
Yine birer birer çiçeklerimiz koparılıyor. Aslında koparılan yüreklerimizdir. Ve her ölenle bizler de ölüyoruz. Ya da şöyle de diyebiliriz; ölenler vicdanı olmayan ve yaşadıklarını sanan zalimler ve susmayı tercih edenlerdir. Ölenler, zalimlere ses çıkarmayanlardır. Çünkü, ölmek onursuzluğu kabul etmektir. Ölmek, zulme boyun eğmektir. Ölmek, suskunluğu tercih etmektir. Sokaklara dökülen yüzbinler, dağda özgürlük için canlarını feda eden o yüce yüreklilerdir yaşayanlar. Hele o zalimler... Geçen bahar ve öncesi küçücük çocuklarımızı vurmuştular. Bu yıl da Newroz’dan önce Mersin’de, evine atılan gazlı bombadan dolayı bir çocuk sessiz sakin göçüp gitti aramızdan. Medyamız bir iki haberden sonra üstünde durmadı. Ey yüreğim, kanıksıyor muyuz çocuk ölümlerini? Biliyorum ki kanıksayanlar ve susanlar da çoktan ölmüşlerdir. Ben ya da biz ölmemeliyiz. Ne diyordu çağdaş Kawa Mazlum Doğan:
‘’ Yaşamak direnmektir.’’
Geçen yıl bahara girilirken yine vuruluyordu filintalarımız yine yok edilmek isteniyordu umutlarımız. On dört kişiden sonra, dört kişi daha katılmıştı ölümsüzlük kervanına. Acılı coğrafyanın çocukları, o on dört umut çiçeği koparıldığı için ölümüne çıkmışlardı meydanlara. Hınçlıydılar, üzgündüler... Ölen canlar onların umudu, ölen canlar kardeşleri, anaları, babaları ve çocuklarıydılar. Mermilere karşı siper etmişlerdi kendilerini. Taş fırlatıyorlardı ölüm kusan mezar ayaklılara. O zamanda ölüm yakışmıyordu kalbimin başkenti Diyarbekir’e, şimdi de yakışmıyor.
Enes’ten önce henüz on iki yaşında olan Uğur kaymaz vurulmuştu Mardin’de. O acıyla da dağlanıyordu yüreklerimiz. Bizler de sizleri uğurlarken dirhem dirhem ölmekteyiz...
Geçen yıl bahara girilirken, minicik eller taş fırlatıyordu zalimlere. Damda oynayan üç yaşındaki, daha doğru dürüst yürümesini bilmiyen bir çocuk zalimin silahından çıkan bir mermiyle göçüp gidiyordu bu diyardan. Biz hep vurmayın zalimler, diye haykırırken peş peşe ölüm haberleri geliyordu. Diyarbakır’ın ortasında boylu boyunca uzanmış bir çocuk fotoğrafını gazetede ve internet sayfalarında görürken beyinlerimizden vurulmuşa dönüyorduk.
Kesik kulak/ Parmak uçlarından yapılmış tesbih/ Zinhar/ Aman tanrım/ Henüz altı yaşında bir çocuk/ Vurulmuş sokak ortasında yatar... Enes, o acımasız görüntüyü görmektense kör olmayı yeğlerdim. Yumuyorum gözlerimi yalan diyorum, bu olamaz, insan biçiminde olan devletin kolluk kuvetleri bu kadar da zalim olamaz. Kendimi avutuyorum tabii, yıllardır bu gözler neler görmedi, bu kulaklar neler duymadı ki... Dayan sevgili yüreğim, diyorum kendime. Dayan. Her gecenin bir sabahı vardır. Dönüyor hala arsız dünya...
Ben bu yazıyı yazarken kimbilir ülkemin hangi köşesinde kimler can veriyordur. Yaşamlarının baharında, doyasıya yaşamadan çekiliyorlardır sonsuzluk uykusuna. Bir hawardır o coğrafyada yaşamak. Upuzun bir çığlık... İskence, ölüm, acıdır payımıza düşen. Ya onurluca yaşa ya da öl! Ey sevgili yüreğim yatır canını, kurban et kendini bir tutam özgürlük için.
Güneşin çocukları, her biri bir cihan ve her biri bir dünya olan şehitlerimizin davalarına sahip çıkarak intikamlarını alacaklardır. Bundan zerre kadar şüphe duymuyorum.
Kana kan da demiyoruz. Sadece kan dursun diyoruz, insanlar ölmesin. Elele verip cennete çevirelim diyoruz o güzelim toprakları. Ama eşitçe, ama insanca... Kadim dilimizi, kadim kültürümüzü yok edemezsiniz. Yok sayamazsınız bizi. Biz varız ve biz var oldukça da o dil, o kültür yaşayacaktır, ölüm pahasına da olsa.
Dilim bıkkın bu diyarda artık, yasaklı Söze köz düşürdüler ve bitsin bu azap diye Dağlarında ay yüzlü çocukları var Ben olaydım sırt çantalarının dibindeki ekmek kırıntısı O kırıntıda gördüm, geleceğin kardeşlik şen şakrak sofrasını Ve o ay yüzlü çocukların dışında hepinize küskünüm.
Bildiğiniz gibi, bu yıl da newroz’dan önce yedi çiçeğimiz koparılıp götürüldü; Alçakça, haince... Güneşin çocukları ne kahpelikler görmüştüler; zalimlerin karşısında köpekleşenleri, bir tas çorba için tüm değerlerini satabilecek kişiliksizleri ve daha neleri neleri, ama böylesi görülmemişti daha.
Koparmayın zalimler çiçeklerimizi, acılı coğrafayanın umududur onlar. Ve geride paramparça yürekler. Geride bizleriz darmağın, paramparça olan. Onların yerine ölmek istiyen yüzlerce insan, kan ağlıyor. Ve ağlıyorum. Gazetede yedi çiçeğin fotoğrafları, yan yana... Tırnağınıza zarar geleceğine ben öleyim, diyorum. Ben öleyim... Sizler umutsunuz, sizler yaşam...
Niye bu kan, ne istiyorlar bizden? Bir halkın kendisince dilini, kültürünü istemesine tahammül edemiyorlar. Neden bu kadar kinliler bize? Ve neden yarasalar hep karanlığı sever? Erdemliklerinden gurur duyacaklarına, damarlarındaki asil kandan gurur duyarlarmış! Bilim ve teknoloji çağındayız ve iddialarınıza kargalar bile güler. Bu gibi hürafalara nasıl inanılır demeyiniz lütfen, inanıyorlar işte. Sebebini anlamak ise güç. Bir deliliktir almış başını gidiyor.
Nerede insan hakları? Vazgeçilemez, devredilemez haklar bize gelince neden işlevsiz kalıyor? Sanki biz gidip onların her şeyini inkar etmişiz gibi saldırıyorlar. Yine ölüm yine kan.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: bager2147 Tarih : 2007-03-28 10:05:29 Puan :      |
|
|
yaz yoldaşım yaz benim yerimede yaz çok gözel düygülarını dile getirmişsin benim içimden geçenleri yazmışsın keşke onların yerine ben ölseydim ama yoldaşım sana bir şey söyleyeceğim ( GALİBA ) ÖLÜMDE BİZDEN KÖSMÜŞ biz ölmeyi bile başaramıyoruz BİZ YAŞAMAK için onurlu ölmeyi de başaramıyoruz biz o kahramanlara layık olamıyoruz biz o güzel yoldaşlara layık olamiyoruz biz o güzel çocuklara layık olamıyoruz ( ONUN İÇİN ÖLÜMDE BİZDEN KÖSMÜŞ YOLDAŞIM ) YAZ yoldaşım benim yerimede yaz hergün cigerimizden bir parça koparıyorlar ve biz yine ölmüyoruz demeki ölümde bizden kösmüş yoldaşım???????? |
|
Yazan: lorinnn Tarih : 2007-03-28 12:41:44 Puan :      |
|
Yazmak... deyince söylenebilecek ne çok şeyin olduğunu ancak yazınca anlayabildim. İlginçtir ki kendimi kimi zaman hepsini yazmak zorundaymış gibi hissettim. Ama baktım ki yalnız değilim; işte bakın Mehmet heval var, Fırat var, Newal var, ... var, ... var...
Yüreğine sağlık Mehmet heval; ancak iyi biliriz ki yazmak erdem işidir. Erdemde çoğu zaman yalnızlığın işi... Yalnız kalabiliriz; ama ben eminim ki iç dünyalarda yalnız değiliz. Dile dökülemeyen, sözcüklerden nasibini henüz alamayan çok hemfikirdaşımız var. Başarılar heval...
D.A. |
|
Yazan: reso47 Tarih : 2007-03-28 18:45:49 Puan :      |
|
DURDURUN OLUMU
gonul verdigim
kahramanlarin hikayelerini
yaz sokaginda kalmis duslerim
bana kosuyor cocuklugum
ben cocuklugumun duslerine kosuyorum
bes yasinda basladim hayata
bes yasinda topladim anilari
askin gozlerinde isledim ilk gunahimi
ruhumda bir ulke aglar simdi
yildizlar gocmus
gece kar beyaz
yasam intihara teslim oldugu an
BATMAN da
genc bir kizin cigligi
gomulur yuregime
durdurun ölümu!
daha ne kadar dayanacagiz
asktan gayri yoktur bu ulkede gunah
ey kalbim
masum gunahim
ilk sadakami verdigim dilenci
paklamadi
oldu tum hikayelerimin kahramanlari
sonsuzluga goc etti annem
baharin gelisini bekliyorum
dort duvar icinde kar altindayim
gunese cikmak yasak
uzatigim eli kanatiyorlar ey kalbim
sesini dinle
soylenen ezgimizdir bu...
demis, onurlu sair suleyman yildirim.
|
|
|
|
 |
| |
|