|
İnsan haklarını korumada aslında iki temel güce gereksinim duyulduğu genellikle bu kabul görülür. Hukukun gücü, başka bir anlatımla hukuk yoluyla koruma veya hukuk yoluyla hakkını arama... Demokratik kamuoyu gücü ya da demokratik kamuoyu yoluyla koruma istemi olarak adlandırılabilinir. Yazımızda, hukuk yoluyla korumadaki ulusal veya ulus üstü mekanizmaların ve kriterlerin neler olduğuna kısaca bakarak, demokratik kamuoyu gücü kavramı altında, insan hakları örgütlerinin özelde de Türkiye’de insan hakları çalışmasını özetle yaratmış olduğu etkiyi anlatmaya çalışacağız.
Bilindiği gibi İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin Başlangıç maddesinde, hukuk düzeninden söz edilir. Bu dünyadaki etnik, cinsiyet, inanç vb eşitsizliklerin giderilmesi, insanların şiddet araçlarını kullanarak başkaldırı yolunu seçmemesi dolayısıyla savaşların ortadan kaldırılması için bir koşul olarak görülür. İnsanlar dünyanın her yerinde aynı haklara ve özgürlüklere sahip olmaları gerekmektedir. Bu hak ve özgürlükleri hukuk düzeni tarafından korunmalıdır.
Böylece insanın insan olma onuruna sahip olmaları bakımından, hem eşitlik sağlanacak hem de hakları ve özgürlükleri tanınmış, tanımlanmış ve kullanılması güvence altına alınmış olacaktır. "İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak isyan etmek ve ayaklanmak zorunda bırakılmamsı için, insan haklarının hukuk düzeni ile korunmasının temel bir gereklilik olmasını bu çerçevede anlatmak gerekir.
İnsan hakları etnik ve cinsiyet ayrımcılığı korunmasında , İnsan haklarının evrensel bildirgesinde genel kabul görmüş bir tez olarak bilinmelidir. İnsan haklarını, sadece bir ülkenin iç sorunu olarak görülmemeli, tüm dünyada insan haklarının korunması ve gözetilmesi hakkı olarak bilinmelidir. Belirtilen durumda, evrensel ölçekte yada bölgesel ölçekte, sözleşme ve mekanizmalarla insan haklarının hukuk yoluyla korunmasından söz edebiliriz. İç hukuk bakımından koruma, insan haklarının iç hukuktaki düzenlemelerle korunmasını gündeme getirir.
En başta, o ülkenin hukuk düzeninin "insan hakkı" olarak kabul edilen hakları bir biçimde tanıması ile olanaklıdır. Ya maddi yasalarla hakların yansıtılması ya da taraf olunan sözleşmelerdeki hakların doğrudan doğruya insana uygulanması yoluyla mümkün olabilecektir. Ancak bu noktada, iç hukuk düzeninin insan haklarını ve temel özgürlükleri korumaya elverişli, etkin örgütlenmesi önem taşır. Hukuk korumasına, maddi yasalar ile ilgili boyutu yanında yargının öne çıkan özelliği nedeniyle yargısal koruma da diyebiliriz.
Türkiye’de insan haklarının gelişmesi
İnsan hakları kavramının Türkiye'de popüler bir kavram olarak duyulmaya başldığı süreç Kürdistan bölgesinde çatışmaların yoğunca başladığı hak ihlallerin oluştuğu insanlara vahşice işkencelerin yapıldığı, yargısız infazların başlandığı dönemdi.Yaşanan hak ihlalleri karşısında mağdur insanların hakkını arayabileceği tek adres insan hakları kurumuydu. Çünkü kürdistan bölgesinde 1985 ile 2000 yılları arasında hiç bir hukuk ve kanun maddesi işlenmiyordu, TSK ordusu, haksız ve kuralsız bir savaşın, kirli mekanizmasını oluşturmuştu.
Dolayısıyla en çok hak ihlalleri Kürdistan’da yaşanıyordu, ve insan hakları doğal olarak en çok orda kurumsal ifadesini buluyordu. Saldırıların acımasızca gerçekleşmesi durumunda yoğunca yaşanan hak ihlalleri karşısında tek seçenek vardı, kirli savaşın içerisinde çaresiz olan bir halkın kendi hakları arama da insan hakları konusunda bilinçlenmesi ve kurumsal olarak destek görmesi gerekiyordu. Ki insan haklarını savunmak için bir çok riski almak gerekiyordu. Bundan kaynaklı insan hakları savuncuları, kirli savaş karşısın da bir çok bedel vermesine rağmen, insan hakları savunculuğundan ısrar ettiklerini ve vazgeçmediklerini belirtmek gerekiyor
O dönem o kadar hak ihlalı başvurusu yapılıyordu ki bumum karşısında İHD hızlı bir örgütleme dönemine girmişti,.” Örneğin, 1988 yılında 16 şube birden kurulmuş.” Bu gelişme "devlet mercilerini korkutmuştu, Ve insan hakları alanını daraltmak için ordu ve burjuva basını ortak” andıç’lar” oluşturmuşlardı. İnsan hakları derneği ”PKK örgütlemesidir” biçiminde propagandası yapılmıştır. Fakat bu andıç karşısında insan hakları savuncuları nicel olarak gelişmiş dolayısıyla daha cesaretlice hak ihlalerin üzerine gitmesini ve mağdurun yanında olmasını sağlamıştır.
Çünkü Türkiye’de12 Eylül Askeri Darbesi ile çizilmiş anti demokratik, otoriter özelikli Anayasa ve yasaların ne denli demokratik bir içeriğe sahip olduğu askeri zihniyetin düşüncesine bakmak gerekiyor.Askeri anayasayla birey hakkı, cinsiyet hakkı, etnik haklar görmezden gelinmiştir. Çünkü anayasa 12 eylül anayasası olarak özgürlükleri gasp eden, insanı yaşam hakkı tümden kendi otoritesi altında tutan, askeri mekanizması ile işlemekte olan bir yasa,,,,, Özgür düşüncenin savucularına darbeci askeri yasayla, yaklaşan bir zihniyetin insan haklarına ne kadar saygılı ve toleranslı olması beklenebilinir ki, insanları siyasal düşüncelerinden, yada etnik kimliklerinden dolayı devlet düşmanı unvanı vererek, darbe yasasıyla suçlu gösterilerek hiç bir hukuksal savunmaya fırsat vermeden askeri anayasıyı işleterek, kişiyi suçlu göstermenin fantezisi yapılmıştır. . Türkiye insan hakları karnesinde, özelllikle 1984 yıllında Kürt özgürlük mücadelesini bahane eden, Türkiye insan hakları alanında korkunç ihlaller yapmış, bu ihlallerin boyutları yargısız infazlar, işkenceler, gözaltında kayıplar, işkenceyle öldürme vb suç ihlalı yapılmıştır. illegal ve legal güvenlik güçleri tarafından yapıldığı insan hakları raporlarıyla tespit edilmiş kirli savaş esnasında, askeri gerekçelerle yerinden yurdundan göç ettirilmek zorunda bırakılan insanların evsiz, barksız, işsiz kalmasıda hak ihlalin ikinci vakası olarak yürürlüğe sokulmuştur. Bunun akabinde savaşın yoğunlaşmasıyla birlikte özellikle kadına yönelik sistemli bir saldırı gelişmiş taciz, tecavüz ve işkencenin tüm araçlarını kadın bedeni üzerinde kuralsızca kulanılmıştır, Bu tabloya rağmen kadınlar insan haklarının uygulanmasından vazgeçmemişlerdir, hukukun üstünlüğü ilkesinin yerleşmesi , eşit haklar ve güçlü bir sivil toplum için zorlu bir mücadele sürdürmektedirler, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde kadınların hakları ve özgürlükleri sözleşmesi, özel ve politik yaşamda kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve ayrımcılığın bitmesi için eşit hukuk mücadelesi vermektedirler.. Dolayısıyla insan hakı olarak her bir ülkenin iç kamuoyunda insan hakkına saygıyı göstermek zorundadır" iç savaş durumunda olsa bile" kendi yurttaşının yaşam hakına saygılı olmanın insanı bir hak olduğunu bilinmelidirler. Bunun akabinde insan hakkının bilinçlenmesine gelişmesine çaba yürüten kurum ve kuruluşlara da destek vermek zorunluluğu maddesini işletmesi gerekmektedir.
İnsan haklarının Türkiye'de tanıtılması konunda hiçbir yayın yapmayan kimi basın-yayın organları, insan hakları Türkiye insan hakları hareketi ve özel olarak da İHD, Türkiye'de ve dünyada insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için çaba göstermektedir. Kamuoyu yaratma çalışmalarında sorunlar yaşamış olsalar da, bireylerin uğradıkları ihlalleri duyurmaktadır. Yetkili makamları uyarmaktadır. Kimi kez suç duyurularında bulunmaktadır. İşkence davalarını izlemektedir. Bir birey, insan hakları örgütlerine ulaştığında veya İHD o bireye ulaştığında, o bireyin sorunu çoğu kez tüm dünya kamuoyuna iletilmektedir. Halbuki işkenceciler ve onları koruyanlar, göz yumanlar, işkence ve onur kırıcı muamele yapıldığının bilinmesini istemezler. Gizli kalsın isterler. Türkiye insan hakları hareketi, insan haklarının korunması için yüksek bedeller ödemiştir ve ödemektedir. Ancak, Türkiye'de insan hakları ve demokratik standartların yükseltilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır. Daha çok ve sistemli çalışmak gerekmektedir. |