| |
| Eklenme Tarihi: 1.04.2007 Saat: 21:34 |
|
|
diyarbakır: aşkın yüzündeki bıçak ıslığı
öyle mecbur ki kürtçe’ye
kalkıp gidecekmiş gibi duruyor
surlar, isportacılar, kadınlar...
Vecdi Erbay
Değerli Vecdi Erbay’ın dizelerinde belirttiği gibi, Diyarbakır, ‘’ öyle mecbur ki Kürtçe’ye’’ . Kürtçe ise acılı coğrafyada kanayan bir yara. Çünkü yasaklı. Ağızlardan inci gibi dökülen o kadifemsi dil yani Kürtçe, öylesine hasret ki bize... Çünkü, konuşmadığımız için küskün, yaralı ve kırgın. ‘’Kuma görmüş,’’ bir gelin gibi boynu bükük. Belki de çaresiz. Bu çaresiz ve nefessiz kalmasına sebep olanlar da bizleriz ve ırkçılıktan kaynaklanan yasakçı mantıktır. O kadim dille konuşamayan, yazamayan bizler nasıl afettireceğiz kendimizi. Dil ve tüm değerlerimiz için şehit düşen binlerce insanımıza nasıl hesap vereceğiz? O dil ki destanların ve arslanların dili; Baba Tahîr’in, Feqîye Teyran’ın, Ahmedê Xani’nin, Melayê Cîzîrî’nin, Cîgerxwîn’in ve şehitlerin...
İtina ile korunacak, adeta bir kuyumcu inceliğiyle işlenecekken sahip bile çıkamıyoruz. Dilimiz ölümün sınırında değil, ama böylesi tartışma ve düşüncelerin yürütülmesi bile bizim için yüz kızartıcı olmalıdır. Kürtçe çıkan eserleri satın almıyoruz. Halbuki bir dil ancak edebiyatıyla gelişebilir. Kürtçe yazanlara sahip çıkamazsak, eserlerini alıp okuyamazsak yazarlarımız da tıkanır. Walt Whitman’ın şairler için söylediklerini tekrarlamaktan fayda var: ‘’Büyük izleyiciler yoksa, büyük şairler de olamaz.’’ Dil için de bunları söyleyebiliriz. Bir dil de yazılıp konuşulamıyorsa o dilin büyümesini bekleyemeyiz. Çokça denildiği gibi, dil canlı bir organizma ya da toprağa atılan bir tohum veya dikilen bir ağaç gibidir. Nasıl ki bir fidan sulanmadan ağaç olamıyorsa, bir dilden konuşulup ve yazılamazsa gelişemez.
1960’lar da ‘’Birina Reş’’ adlı yapıtıyla yasakçı mantığa karşı koyan Musa Anter’in ve 1980’den sonra Kürt edebitaçılarının, göznurumuz olan gerillaların ve siyasetçilerin pahası biçilmez emeklerinin kıymetini bilmek istiyorsak, bir an önce dilimize sahip çıkmak zorundayız.
Mir Celadet Bedîrxan’ın, Cîgerxwîn’in 1960’lar dan önce ülke sınırları dışında Kürt edebiyatı için verdikleri mücadeleyi unutmamak gerek. Bu dediğim iki değerimiz ve daha birçok Kürt aydını dillerinden ve kültürlerinden vazgeçemedikleri için iskencelerden geçmişler, sürgünleri mesken etmişler, ama yine de ulusal hakları için mücadelelerini vermişler ve Kürtçe yazarak da dilimize hizmet etmişlerdir. Günümüzde ise Kürt yazar ve şairleri arasında bir ağıt kültürü gelişmiş. Kürt olup da Türkçe yazan, yazar ve şairlerin kanayan yaramız için yazdıkları şiirlerden bazı bölümleri sizlere aktarmak istiyorum:
Kekeme de olsa sözüme sür beni/ Sür beni küskün rüzgar ıslığına sür...( Mehmet Çetin)
Paydoslarda kendi dilinde ağlayan annem/ hangi ben’dim/ ben hangisi’yim...( Selim Temo)
Eğri söze susar oldum/ kanserli dilim; ne inkar/ ne küfür/ vakti geçmiş sefilim... ( Metin Kaygalak)
Yukardaki dizelerden anlaşılacağı gibi şairlerimiz Kürtçe yazamadıkları için acı çekiyorlar. O tuhaf miskinliğimizden olsa gerek, bir türlü Kürtçe öğrenip yazamıyoruz. Atalarımız ölüm pahasına sahip çıkarken, göreceli de olsa, daha serbest bir ortamda yaşamamıza rağmen dilimize sahip çıkamıyoruz. Sonra da ağıtlar diziyoruz. Vay ben Kürtçe neden yazamıyorum, diye. Bu ağıtlar şüphesiz inandırıcı. Bu ağıtlarla gelecek kuşakların tek bir yargıları olacaktır bizim için: O da tembelliğimiz.
Atalarımız konuşulan her sözcük için para cezası ödemişler de yine de bırakmamışlar o kadifemsi dili. Çünkü içlerindeki dil aşkına işgalcilerin yasakları işlememiş. Yasakları gelip evlerinin dış duvarlarına çarpıp paramparça olmuş. Masallar anlatmışlar. Stranlar dizmişler. Destanlar ve şiirler yazmışlar. O dille sabahlara kadar sohbet etmişler. Gelin görün ki bazılarımız güzel Kürtçemizi kullanmayarak kendimize, dilimize ve atalarımıza eziyet ediyoruz. Çocuklarımıza dilimizi öğretemiyoruz. Çocuklarımız köksüz ve biçare büyüyor. Kendimize yeni suçlar oluşturuyoruz. Biz nasıl ki zaman zaman büyüklerimizi suçluyorsak çocuklarımız da bir gün bizi suçlayacaktır. Belki ulusal bilinç konusunda atalarımızdan daha ileriyiz, ama dilimizi öğretemediğimiz sürece de ulusal bilincimizin gelişkin olduğundan dem vurmak pek inandırıcı olmuyor. Bence dil konusunda atalarımız bizden daha gelişkindi. Hele geçmişteki aydın ve yazarlar bizden fersah fersah ilerdeydiler.
Doğrudur, o dönemde şimdiki gibi kitle iletişim araçları, okullar ve benzeri şeyler bu kadar gelişkin değildi. Malumunuz iletişimin olduğu yerde, doğal olarak etkilenişim de olacaktır. Ama, kitle iletişim araçlarını biz de, onlar kadar olmasa da kullanabiliyoruz. Eğitim hakkımız yoksa da televizyonlarımız, yığınla mataryel, kurum ve kuruluşlarımız var. Buna rağmen de hasretse ülkemiz Kürtçe’ye bize kalan artık utanmak olmalıdır.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: BerfaCudi Tarih : 2007-04-02 02:20:13 Puan :      |
|
Kurdî Biaxive
Kurdî Binivîse
Kurdî Bixwîne
u
Kurdî Bifikire
Ziman e me Rumet a me ye!.. |
|
Yazan: reso47 Tarih : 2007-04-06 14:03:49 Puan :      |
|
''''Eğitim hakkımız yoksa da televizyonlarımız, yığınla mataryel, kurum ve kuruluşlarımız var. Buna rağmen de hasretse ülkemiz Kürtçe’ye bize kalan artık utanmak olmalıdır. ''''
katilmaamak elde deyil hevalim.bu konuda kendimden baslarsam daha durust olacagim.ben rojaciwan sitesinin kurdce bolumunu sadece 2 sefer ziyaret ettim ne utanmaz insanim diye soyleniyorum kendime suan.
ama soz gunde en az bir defa kurdce bolume girip forumlara katilmaya calisacam bu sozu kendime veriyorum insallah tutarim..
saygilar hevalim.
|
|
Yazan: birhatcilo Tarih : 2007-04-07 23:21:37 Puan :      |
|
|
heval bu konuya deyindiyin için spas heval mir bedirxanin dediyi gibi insanin elinde iki sillah var bir dil birde din eyer seni sömuren sistemin dini senin dininse sende tek bir siilah kalıyor oda DİLİNDİR spas heval yazın için biji serok apo |
|
|
|
 |
| |
|