|
Küreselleşmenin de etkisiyle internet ve televizyon yaygınlaşmasıyla iktidara bulaşmayan tek bir grup ya da birey kalmamıştır. Herkes bir şekilde iktidarla ilişkilendirilmiştir. Demokratik otoriterlik başkadır, diktatörlük ya da iktidar başkadır. Stalin proleterya adına Hitler sermaye adına topluma zarar vermiştir. İkisi de aynı, aralarında bir fark yoktur.
Kürtlerde de iktidarlaşma, iktidara bulaşma olmuştur. Ben bizimkilere de bu konuyu dile getirdim; iktidara bulaşmadan demokratikleşmeyi hedeflemek gerekir. Şili de, Latin Amerika’da başarılı olamamalarının temelinde de iktidar olgusu yatmaktadır. ABD onları gözlemliyor, iyi izliyor, iktidara geldiklerinde de en ufak bir açığını yakaladığında onları alt-üst ediyor. İktidarı hedeflemeden tüm toplumu demokratikleştirmeye yönelik açılımlar, oluşumlar gerçekleştirildiğinde asıl hedefe ulaşılır. Ben daha önce şu tespiti yapmıştım; “iktidarın olduğu her yerde direniş vardır ve iktidarın olduğu her yerde başkaldırılar olur”.
Dünyanın her yerinde direniş var fakat bunlar birbirinden bağımsız ve kendi başlarına. Bu konuya ilişkin görüşüm, bütün bunları bir araya getirmek, birlikte hareket etmeye yöneliktir. Dolayısıyla benim aslında tasarladığım şey bütün dünyaya ilişkindir. Bu nedenle iktidarı hedeflemeden gerçekleştirilecek olan oluşumları ya da fikri demokratik koalisyon, sivil toplum konfederasyonu, demokratik konfederalizm kavramlarıyla ifade etmiştim. Ben mevcut siyasi iktidarı veya iktidarları bir çembere benzetiyorum. Çemberin içinde noktalar var. Daha önce de ifade etmiştim bu bir çeşit firavun sosyalizmidir demiştim. Bu çember firavun çemberidir. Çemberi de noktaları da yok etmek gerekir. Benim bahsettiğim, çemberin içindeki noktaların dahil olduğu gruplar, iç içe geçmiş halkalar şeklindedir. Yani kesişen halkalar. Bir örnekle belirtelim. Bireyin çeşitli organları mesela göz, ayak, kol gibi, bunların birbirleriyle direkt, organik bağlantıları var. Siz her şeyi göze yükleyemezsiniz veya bir başka organa yükleyemezsiniz. Siz bütün vücudu tek bir hücre yapabilir misiniz, bu mümkün değil. Her birinin ayrı işlevi var. Fakat hepsi birbirleriyle bağlantılı ve uyumludurlar. Benim toplum anlayışım bunun gibi organik ve işlevseldir.
***
Diyarbakır’da Diyarbakır Demokrasi Platformu çalışma yapabilir. Diyarbakır Barosu Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu’nu kurabilir. Bunu bölgedeki on onbeş baroyla birlikte yapabilir. Baro, yaşıyorsa Aleks Borell’i Diyarbakır’a çağırıp, kendisiyle Güney Afrika deneyimi hakkında görüşebilir. Diyarbakır’da herkesi kapsayan, liberaller, demokratlar, aydınlar, ilgili dindar çevreler bir araya gelip ateşkesin devamına ve barış çabalarına ilişkin girişimde bulunabilirler. Tabii DTP de bunun içerisinde yer alabilir.
DTP siyasi çalışmalarını yoğunlaştırmak istiyor. Daha önce de söylemiştim, DTP’nin bu siyasi faaliyetlerinin çok önemli olduğunu. Fakat DTP teorik ve pratik olarak yeterli değil, sınırlı kalıyor. Kadroları gelişmeleri, birçok şeyi kavramakta, çözmekte yetersiz kalıyor.
Çatışmalar ve ateşkes konusuna geliyorum. Ben on beş yıllık söylemimi geri çekmek istiyorum. Sabah da dinledim beş asker ve gerilla ölmüş. Erdoğan İran’a gitmiş, Suriye’ye gidecek. Birtakım şeyler yapıyorlar. Çok çirkince. Bu iktidar, iktidar bile değil. Durum böyle devam ederse bizi 15 yıllık söylemimizi Özal’dan beri olan barışa ilişkin söylemimizi geri çekmeye zorluyorlar. Ve yılbaşından itibaren de çekeceğim, ben artık çekileceğim, çekilebilirim.
Son bir kez daha bu konuya değinebilirim ileride. Kürtlerin önünde bahar var. Bahara kadar vakit var. Ben Kürtlerden, bütün arkadaşlardan çok çok özür dileyeceğim, on beş yıldır sabırla bir şeyi başarmaya çalıştık olmadı, diyeceğim. Çünkü on beş yıldır sürdürdüğümüz bu çaba hep karşılıksız kalıyor, oyalıyorlar. Daha önce de ‘Bir Muhatap Arıyorum’ diye bir kitap yazmıştım. Bu sorunu ciddi temelde çözecek birilerini bulmakta güçlük çekiyorum. Eğer devlet isterse bu sorunu çözmek çok basittir ama çözmek istemiyorlar. Bilinen güçler, siyasiler mesaj gönderiyor fakat hep taktikle oyalıyorlar. Yavuz Sultan Selim’in Kürtlerle yaptığı ve beş yüz yıl süren Kürt-Türk ittifakı sona erdirilmek isteniyor. Bunu burada bütün yetkililere bildiriyorum. Talabani İran’a gitmiş, ilişkileri geliştiriyor. Beşyüz yıllık Kürt-Türk ittifakı yerini Kürt-Şia ittifakına bırakıyor. Kürtlerin önünde üç aylık bir zaman dilimi var. Bu üç aylık zaman diliminde çok iyi tartışsınlar. Gelişebilecek durumların sorumluluğunu hiçbir şekilde üstlenmiyorum. Ben ateşkese ilişkin yaptığım konuşmalardan dahi hücre cezası alıyorum. Konuşmamı istemiyorlar. Meşru savunma hakkından bahsettiğimden dolayı hakkımda hücre cezası veriliyor. Barışa ilişkin konuşmalarım cezalandırılıyor. Herkesin kendini meşru müdafaa hakkı vardır, bu hukuki bir durumdur. Hiç kimse bundan vazgeçemez. Bunu ifade ediyorum diye bana ceza veriliyor. Bu kabul edilemez.
Ben fiziki şartlara dayanırım, benim için sorun değil. Fakat bu sürecin fikri baskısı çok zorluyor.
06.12.2006 İmralı |