|
21 Kasım 2004 tarihinde Mardin Kızıltepe'de, polisin evlerine düzenlediği operasyon sonucu öldürülen Uğur Kaymaz davası bugün de görüldü. Güvenlikli olmadığı gerekçesiyle davayı Eskişehir'e alan devlet yetkilileri, o gündür bu gündür davaya katılmaya giden duyarlı insanları linç etme girişimlerinde bulunmaktan tutalım, iki üyesini canice katlettiği Kaymaz ailesine suçlu muamelesi yapmaya kadar birçok acayipliğe imza attılar. Bugün olayla ilgili eski haberlere bakarken, gözüme takılan bazı yorumlar ne kadar da haklı çıktı diye düşündüm. Çünkü hemen hemen her yorumcu, olayda adı geçen katil polisleri göstermelik olarak açığa alan devletin, KAYMAZLAR davasını zaman aşımına uğratıp beraatle sonuçlandıracakları günlerin yakın olduğunu belirtiyordu.
Evet haklılar. Çünkü bugün bazı ajansların hem de çok geri plandaki yerlerinde bir haber olarak geçti Kaymazların davası. Hüsnü Şenlendirici'nin boşanma kararı flash haber olurken, Uğur ve babasının katledilmesi ile ilgili haber yine rağbet görmedi. Haber aynen şöyle: "Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, tutuksuz yargılanan sanık polis memurları Salih Ayaz, Mehmet Karaca, Yaşafettin Açıkgöz ve Seydi Ahmet Döngel, hazır bulundu. Mahkeme heyeti, savcının sanık polis memurları için beraat talebinde bulunmasının ardından duruşmaya ara verdi. Yaklaşık 30 dakika süren aranın ardından, mahkeme heyeti, 4 polis memurunun beraatine karar verdi."
Bir dosya daha kapandı onlar nezdinde. İnsan olmaya dair hiçbir kıpırtıya yüreklerinde yer kalmamış olanlara has bir donuklukla kapatacaklar bu dosyayı da. Ama ya Uğur'un anası, ya aynı gün birlikte vuruldukları babasının anası, ya onunla aynı yoksulluk içinde büyümüş kardeşleri, ya sokakta birlikte oynadıkları arkadaşları, ya henüz içinde vicdan kırıntıları taşıyan insanlar, ya biraz adalet ve en temel haklarından başka birşey istemeyen Kürtler bu dosyayı kapatacaklar mı? Bu dört isim ve onların arkasındaki devlet babaları katliamlarını sürdürüyor çünkü. Onların adları da ve yüzleri de hafızalarımıza kazılı.
Uğurdan önce olduğu gibi uğurdan sonra da Kürdistan'da çocuklar öldürüldü. Uğur'un katillerini yargılamak bir yana ödüllendiren devlet, Başbakan Erdoğan'ın emriyle katillerini geçen yıl da Diyarbakır'da HPG savaşçılarının cenazelerinin sahiplenilmesinde patlak veren olaylarda devreye koydu. Minik Enes'in adım adım ölümünü gösteren kareler her Kürt insanının zihnine kazındı. Olaylarda umudum dediği ve onyedisinde kaybettiği oğluna Kürtçe ağıt yakan bir ana aynen şunları söylüyordu. "Ben çocuklarımı bir başıma portakal satarak büyüttüm. Küçükler diye kapıları üzerlerine kilitler, onların karınları aç kalmasın diye çalışmaya giderdim. Binbir çileyle büyüttüğüm oğlumu aldılar benden. Ben oğlumu istiyorum. Nereden getirirse getirsin, devletten oğlumu istiyorum." Uğur'un anası ise bu acıyı daha derin yaşamıştı oysa ki. Hem oğlunu, hem eşini kaybetmişti. Ama cenazelerini almaya gittiğinde o ve yakınları tartaklandı, hakkında terörist olarak lanse edilen eşini ve oğlunu sahiplenmekten dolayı dava açıldı. Ama suçlu olan o değildi ki. Onun oniki yaşındaki oğlunun minik bedenine onüç kurşun sıkılmıştı. Hem de evinin tam önünde. Terörist diye kurşunlanan baba ve oğulun ayaklarında terlikleri vardı. Yanlarına silahlar bırakılmıştı. Çatışma süsü verilmişti yani. Ama adli tıp raporları herhangi bir çatışma olmadığını ispatlamasına rağmen, her zamanki çarpıtmalar, olayı örtbas etme politikaları devreye girmiş ve Türkiye tarihine yakışır bir yaklaşımla bu dava ele alınmıştı. Aynı şey binlerce faili meçhul cinayetin aydınlatılmamasına, aydınların katillerinin bulunmamasına, Hırant Dink cinayetinin aydınlatılmamasına yol açıyor. Devlet katliamcı kirli yüzünü göstermekten vazgeçmiyor, onun en baş danışmanı olan basın organları da dezenformasyon faaliyetinde kimseye sıra vermiyor.
Uğur Kaymaz davası, unutulmamalı ve unutturulmasına da izin verilmelidir. Çünkü bugün ya da yarın başka yerlerde, başka zamanlarda, başka isimler altında, başka yaşlarda çocuklar öldürülecek. Başka ocaklara, başka anaların yüreklerine ateş düşürülecek. Ki zaten hergün topraklarımızda analara ölüm haberleri veriliyor. Toplumun vicdanı olması gereken sözde aydınlar ve analık duygusunu tatmış bazı yazarlar analarımızı geri göredursunlar, o bilge analarımız hala barış için yerlerde sürükleniyorlar, işkence görüyorlar. Başka yerlerde de çocuklar ölüyor şüphesiz. Ya üstü açık bir belediye çukuruna düşerek, ya dikkatsiz araba kullanma sonucu, ya bir maganda kurşunuyla oluyor başka diyarlardaki çocukların ölümleri. Bu ölümler tüm Türkiye'yi yasa boğuyor. Ama bizim diyarlarda ölen çocukların hepsi devlet kurşunuyla gidiyor ve kimse olanı biteni duymuyor bile. Bu nedenle suskun vicdanlara çağrı olmalı duruşumuz. Asla unutmamalıyız, unutturmamalıyız. Yoksa Uğurlar o zaman gerçekten ölecek.
Songül Beyazgül |