| |
| Eklenme Tarihi: 21.04.2007 Saat: 06:24 |
|
|
Radyodan dinledim. Bir limanın açılma meselesinde bile Genelkurmay, “bize neden danışılmadı” diye bağırıp çağırıyor, aralarında kıran kırana bir mücadele var. Limanların açılıp açılmaması önemli değil, Avrupa için de önemli değil. Asıl sorun bizimle ilgilidir. Kürt sorunu demokratik bir şekilde çözülmeden Kıbrıs ve diğer sorunların hiç biri temelli çözülemez. Türkiye bu sorunu çözmeden Avrupa Birliği’ne girebilecek bir pozisyona gelemez. Kürt sorunu çözümsüz kaldıkça, Türkiye meselelerini demokratik bir şekilde çözmedikçe Kıbrıs sorunu ile birlikte Ermeni sorunu da, Asuri-Süryani sorunu da, Pontus Rum sorunu ve diğer bazı sorunlar da Türkiye’nin önüne getirilecektir.
Bana “devlete zarar verdin” diyorlar. Doğrudur, ama onlar daha çok zarar verdiler. Şeyh Sait döneminden beri bu zarar devam ediyor. Kürtler daha çok zarar gördü. Kürtleri bu şekilde bitiremezsiniz. Şimdi ben bunu durduralım, diyorum. Benim dilimi, kültürümü yok edemezsiniz. Bunu anlamıyorlar. Bunu anlamak gerekir.
Benim söylediklerim, çabam, kalıcı bir barış ve çözüm yaratmak içindir. Bu tür söylemlerime bile engel olunursa nasıl süreci işletebiliriz? 15 yıldır çözüm için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu çabalarımıza karşı çıkanlar her zaman oldu. Şimdi de var.
Halkı isyana çağırdığım iddia ediliyor. Bunlar gerçeği yansıtmıyor. Ben böyle tehlikeler için önceden uyarıyorum. Bunların olmaması için çaba sarf ediyorum. Ama onlar tutup, bu sözlerimi ceza konusu yapıyorlar. Böyle yaparlarsa biz, barışçıl demokratik çözümü nasıl sağlayacağız? Bu yapılanlarla beni çekilme noktasına getirmeye çalışıyorlar. Çekilirsem savaş şiddetlenir. Bunu isteyenler var. Savaş sürdükçe bazılarının iktidar yolu açılacak. Bu yaşananlar yüzünden geçtiğimiz haftalarda artık on beş yıllık söylemimizin değişebileceğini söyledim. Bu nedenle askeri anlamda işgal var, kültürel anlamda soykırım var, dedim. Çünkü yapacak başka bir şey kalmıyor, bütün çabalarımız boşa çıkarılıyor.
Bizim 15 yıllık barışçıl demokratik çözüm sürecimizi isteyenler ve istemeyenler geçmişte de oldu şimdi de olacaktır. Gerçekçi ve akılcı bir şekilde bu soruna çözüm bulmaya çalışıyorum. Benimle görüşenlerin istediği de buydu. Ancak devlet samimi davranmadı. Sonuç olarak bugünkü duruma gelindi. Özal zamanında başlattığımız diyalog vardı. Mehmet Ali Birand aracılığıyla bu konuya ilişkin yaptığımız röportajdan dört gün sonra Özal’a suikast haberi geldi. Süreç bu nedenle baltalandı. Sonrasında yaşananlar biliniyor. İmralı ateşkes ve barış sürecinde Parlamento’dan da çözüme ilişkin yaklaşımlar vardı. Ecevit, artık rahmetli diyelim, o da bir şeyler yapmak istiyordu. Rahşan affı, demokratik çözüm amacına yönelikti ama Bahçeli bırakmadı. Sonra o adam öldüren, öğrenci öldürenlerin affı oldu, bir faydası olmadı.
Deniz Baykal da Bahçeli’ye yanaşıyor. Bunlar milliyetçilik yapıyorlar. Bunlara kalırsa Türkiye hiçbir sorununu çözemez. Bütün sorunların çözümsüz kalmasından yanalar. Her şeyi şiddetle çözelim diyorlar. Vuralım, keselim, bundan başka çözümleri yok. Kıbrıs sorununda vuralım, Ermeni sorununda vuralım, Kürt sorununda vuralımdan başka bir politikaları yok. Dünyada artık bu tür kaba politikalara kimse itibar etmiyor. Bu politikalar Türkiye’yi içine kapatarak, küçültecektir. Aslında bunu Avrupa Birliği ve ABD’de de istemez. Bunlar milliyetçi olduklarını, insanlarını sevdiklerini söylüyorlar. Sevmek bu mu? Bunlar sahtekardırlar. Aslında bunlar Mustafa Kemal’i de anlamıyorlar. Mustafa Kemal, milliyetçiliği de devletçiliği de özgürlük için gerektiği kadar kullanmıştır. O dönemde yapabileceği başka bir şey yoktu. Avrupa medeniyetini, batı medeniyetini hedef aldı, mürşit olarak bilimi gösterdi. Bugün yaşamış olsaydı, bizim yaptıklarımızı yapacaktı. Bunların yaptığı ittihatçılıktır. İttihatçılar da onlardan daha milliyetçiydi. Osmanlı’yı sevme adına vuralım, kıralım dediler, ama sonuçta Osmanlı’nın sonunu getirdiler. Bunların da yaptığı budur. Elli bin kişinin ölmesinden ders çıkarmadılar. On bin kişinin daha ölmesi umurlarında bile değil. Bunlar savaşa uzman çavuşları ve polisleri gönderecekler, onlar ölecek, kendileri hiçbir zaman savaşmazlar. Birilerinin makamı ve birilerinin rütbesi yükselecek. Ateşkes sürecine karşı olanlar bu yüzden savaş istiyorlar. Yeter ki iktidar olsunlar.
Türkiye’de bir milliyetçilik dalgasını yaratmak ve ulus-devlet anlayışını katı merkeziyetçi bir şekilde devam ettirmek isteyenler var. Bunların başında da MHP ve CHP geliyor. Bunlar bir nevi ittihat terakki mantığının devamıdırlar. Bu anlayışın Türkiye’ye kazandıracağı bir şey yoktur. Ulus-devlet anlayışını icat eden batılılardır. Kapitalist sistemin ana ideolojisi, ulus devlet milliyetçiliğidir. Ulus devlet milliyetçiliği onların kapitalist sistemlerinin devamını sağlayan bir araçtır. Ama bunun yarattığı tahribatlar biliniyor. Ulus devletlerin birbirleriyle yaptıkları savaşlarda üç yüz elli milyon insanın öldüğü söyleniyor. Bunun icatçısı Fransa ve Almanya’dır. Fransa’da merkezi yapı çok güçlü olduğundan ulus devlet hala yürüyor. Bu da Avrupa Birliği’nin bugün yaşadığı krizde etkili oluyor. ABD bu modeli Ortadoğu’da Irak üzerinde uygulamak istiyor. Irak’ta ulus temelli üç devlet oluşturulmaya çalışılıyor. Bu devletler oluşturulsa bile eninde sonunda çatışacaklardır. Bu model, Ortadoğu’da tutmuyor. Tutmadığı Irak örneğinde görülüyor, her gün onlarca kişi ölüyor. Bir kaos ve kargaşa devam ediyor. Irak’ta merkeziyetçi tek üniter devlet anlayışı da tutmaz.
Burada ancak benim önerdiğim demokratik konfedaralizm sağlıklı bir çözüm getirebilir. Ortadoğu’daki devletler demokratik ulus yapılanmalarını oluşturarak bir çeşit kendi Avrupa Birliğini yaratmalıdır. Ortadoğu’da dört ana halk vardır. Bunlar Kürtler, Araplar, Farslar ve Türklerdir. Bu ana halkların gönüllü birlikteliği temelinde bir demokratik birliktelik yaratılabilir. Kürtler kendi demokratikleşmesini tamamlayıp yaşadıkları ülkeleri demokratikleştirebilir. İran, Türkiye, Suriye ve Irak, Kürtlerin yaşadığı devletlerdir. Eğer bu devletler, Kürt sorununu demokratik ulus çerçevesinde çözerlerse, demokrasi tüm Ortadoğu’ya hakim olur ve oradan dünyaya yayılır.
13.12.2006 İmralı |
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: serhat-_ Tarih : 2007-04-21 10:31:28 Puan :      |
|
|
bunlar tarihin birer gerçeklikleridir.bunları görmemezlikten gelinmez.gerçek ülke sevdalı kişilerin yapabilecegi gözlemlerdir.tarih öncede oldugu gibi sonrada başkanın gözlemlerini altın harflerle yazacak başkanın amaccı budegil gerçek amacı daha katliamların olmadan bir çüzüm bulunmasıdır.birgün gelecek başkanın görüşlerine karşı olanlar bizden daha çok sahiplenecektir.onun için aslında daha zararın en azına indirmek imkanımız varken bu şiddetli ortamı yümüşatmamiz gerekir.başkanın yaklaşimlar benim içinde aynısı vardır.bende katılıyorum |
|
Yazan: haci2 Tarih : 2007-04-26 20:53:42 Puan :      |
|
SN ÖCALAN''nın söylediklerine apocu liseliler olarak katılyorum
|
|
|
|
 |
| |
|