|
Bizi bizden çalıyorlar, nereden geldiğini bile bilmeden. Neye hizmet ettiğini sorgulatmadan topluma ve bireye getirisi ve götürüsünün ne olacağını bilmeden çalıyorlar. Evet, tartışmaya konu aldığımız şey basın ve televizyonlardır.
Bir toplumu neresinden zayıf düşürürsün, neresinden yakaladın mı istediğin gibi yönlendirebilir ve biçim verebilirsin?
Bir toplumu doğal yapısından çıkarmak ve dışardan düşünce empoze etmek için son bir yüz yıldır en yoğunca kullanılan araç, televizyon olmaktadır. İnsanlara her şeyi gizemli kıldırtan, uzaktan uzağa beynimize kadar giren ve yüreğimize hükmeden televizyonlar, her kesimden insanlara hitap ederek toplumsal refleksleri ölüme terk ediyor.
Düşünsenize, her insan ömrünün kaçta kaçını televizyon dizisi izleyerek geçiriyor?
Kendinize bir sorun, eğer bir toplumsal aktivite içerisinde değilseniz bu durum daha da vahim değil midir?
Aslında ölüme bırakılan zaman da denilebilir buna.
Şöyle bir değerlendirme yapmak herhalde hiç kimsenin karşı çıkamayacağı bir değerlendirme olur:
Ailesel ve toplumsal gelişimlerde, insani ilişkilerde, televizyonların yabancılaştıran ve yanlış bilgilendirmenin tüm bu sosyal yapılanmaların üzerinde oldukça bir etkisi gözle görülecek düzeyde gelişmektedir.
Gerek insan psikolojisinde, gerek düşünce ve duygu yapısında sadece iz bırakmakla kalmıyor, önümüze konulan roller çoğaltılır. Karşımızdaki roller cinslere göre ayrıştırıldığı için herkesin önüne birkaç tane konulur ve seçmekte özgürsün denilir. Seçmekte özgürlük sunan ama aslında seçenekleri zorunluluğa indirgemiş ve sadece kendisini taklit etmesini istemesi, başka dünyalardan resimler çizmesi, üstüne üstlük tüm toplumda, herkesin konumundan, sınıfından rahatsız olmadığına insanları ikna etmektedirler.
Toplumsal katmanları, zengin, fakir, yani sınıfsal kategorileri öyle bir liberalleştirir ve normalleştirir ki ortaya yabancılığın en derini açığa çıkar ve bunu böyle bir yaklaşımla dayatır, yaşatır. Her kuşağa, her yaşa yanıltıcı bir hitap geliştirmesi, ideolojik bir saldırının en yumuşak, elle tutulamayan, ama derinden kendini yaşatan ayağı olmaktadır.
Bir örnek vermek gerekirse... (Belki de beni bu yazıyı yazmaya sevk eden temel etken de denilebilir)
Bir ailede otuyoruz, ailede misafir oluşumuz belli bir resmiyeti de kendisiyle getirmektedir. Neyse, yavaş yavaş sohbet karşılıklı bir tartışmaya, paylaşıma döner. Ancak tüm bu tartışmalar ailenin büyük bir iki üyesiyle gelişir, diğer aile üyelerinin dikkati pür dikkat televizyonda ve hiçbir toplumsal değeri olmayan, uzaktan ama çok uzaktan yaşamlar sunan bir dizi izlenmektedir. Büyük bir hayranlıkla, çok abartı olmazsa, nefes almadan izliyorlar. "Bu kadar ilgi çeken nedir?" diye bende birkaç dakika izlemeye çalıştım. Ancak öfkem daha fazla arttı. Bizler böyle tutsak tutuluyoruz. İnsanların cezaevlerinde olmasına ne hacet! Her şeyin göreceliğinin nasıl yaşandığını kendime soruyorum. İnsanlar dışarıdayken de sistemler tarafından tutsak alınabiliniyor, alınıyor. Ama diğer taraftan dört duvar içerisinde tüm insanlarla ve doğayla, toprakla ilişkisini koparmadan, ruhta büyük bir özgürlük yaşanabiliyor. Yani insanların nereye baktıkları ve nasıl düşündükleri bu açıdan çok önemli olmaktadır.
Kendisiyle yüz yüze gelmeye hiçbir zaman cesaret edemeyen kendisine aydınım diyenler, bu durumun ağızlığını, propagandasını en iyi biçimde yapmaktadırlar. Sistemlerin, egemenlerin ideolojik pratikçiliğini yapan en etkin kesim olmaktadır onlar. Bir insan ya da bir topluluk bu kadar kendisini yanıltabilir mi diye insan kendine sormadan edemiyor. En çok da dizi ve magazinlerle ahlak dışı ve düşünceden kopuk bir yönelim gerçekleştirmektedirler.
Sorunu dizilerin izlemesi ya da izlenmemesi olarak da ele alamayız. Rojaciwan sitesinde de bir yaklaşım olarak biraz duyarlı olan insanların, bireylerin dizi izlememeleri konusunun ve buna karşı tavırların gelişmesi gerektiği vurgulanmış. Anlamlı buluyorum ve katılıyorum, ancak sorun salt izlemek veya izlememekle bitmiyor. Yani medyanın gerçeğine duyarlı olan, yanıltıcılığını ve yetenekleri yok ettiğini, toplumları her zaman kominaliteden, sorumluluklardan uzaklaştırmakta olduğunu, toplumsal sorumluluğu olan herkes biliyor. Sanırım çok da izlemiyorlardır. Ancak yalnız kendimizi bunlardan uzak tutarak toplumun kendi gündemlerini yaratacağını düşünmek bizi yanıltır.
Sistemler her zaman için medya kanadını güçlü tutmuşlardır. Amerika'nın sömürüsünü en etkin kıldığı dönemler, kahramanlık öykülerini en çok yoğunlaştırdığı dönemler olmuştur. Türk kanallarında, Tv'lerinde son kaç yıldır bu kadar dizilerin çoğalmasını yaşanan savaştan bağımsız ele alamayız. Özelikle de bu dizilerin konuları ve kullandıkları isimler, insanı düşündürecek boyuttadır. Kürt özgürlük mücadelesinde büyük eylemler gerçekleştiren (Zilan, Berfin vs) ve Kürtlerin yeni doğan çocuklarına büyük bir maneviyatla taktıkları isimleri onlar bu dizilerde kullanmaktadırlar. Yani belki de tarihi bir anlam içeren ve yoğun mücadelelerle ayakta tutulan bu tür simgesel değerlerimize çok bilinçli bir saldırı, savaş çoktan açılmıştır. Ve bizim şimdi bunu gündeme getirmemiz biraz gecikmiş bir yaklaşım olmaktadır. O nedenle kendi TV ve yayınlarımıza biraz daha eğilmemiz gerekmektedir. Bizlerin yani kendimize duyarlıyız diyen bireylerin bile katkısı çok sınırlı olmaktadır. Kendi çabalarının sonucu açığa çıkan kaynaklarına sahiplenme gibi bir sorun yaşamaktayız.
Şu durum karşıt kültür açısından bilince çıkarılmıştır: Bir şeyi değerinden düşürmenin ona baskı uygulamayla gerçekleşmediği anlaşılmış durumdadır. O zaman onu sıradanlaştırarak ve anlamından düşürerek, herkesin gözünden düşürüp önemini ortadan kaldırırsın. İşte şimdi yapılan odur. Yoksa kanallarda tüm bu diziler sanat ve kültür sergilemek, insanları yeni bir toplum yaratmaya motive etmek için yapılmamaktadır.
Yani bizlerin toplumsal içerikli bir sanata, kültüre, öncülük yapma gibi bir zorunluluğumuz kendisini dayatmaktadır. Sadece eleştirilerle değişimler yaratmayı beklemek, psikolojik bir rahatlatma yaratabilir ancak bunun pratik öncülüğünü yapmak önemlidir.
Bu nedenle aslında kendi toplumumuzda kültürsüzlüğe yol açan bu kültürü teşhir edelim ve kendi TV ve yayınlarımızı izleyelim.
NURHAK ENGİZEK |