Demokratik ulus anlayışı Ortadoğu’da yaygınlaştırılmalıdır. Ortadoğu’da çözüm ancak böyle olur. Ortadoğu ülkeleri için demokratikleşme olmadan mevcut ulus devlet yapılarıyla, ulus-devletin kurucusu olan Avrupa devletleri ve ABD ile baş edemezler. Benim daha önce başka filozoflar tarafından da dile getirilen demokratik ulus anlayışım, Türkiye’de sorunların barışçıl ve demokratik bir şekilde çözülmesinin tek yoludur. Aksi takdirde MHP ve CHP’de Baykal ve Bahçeli’nin yaptığı gibi kuru, sahte ulus devlet mantığıyla sorunlar çözülmez.
Diyorlar ki Öcalan taktik yapıyor. Hayır ben taktik yapmıyorum. Söylediklerim stratejiktir. Ben de daha önce zorla, şiddet yoluyla bir ulus-devlet kurmak istiyordum. Çünkü o günün koşullarında böyle bir anlayış vardı. Ama hem kapitalist sistemin ulus-devlet anlayışının ideolojisi olan milliyetçiliği hem de devlet kapitalizmine dönüşen Reel Sosyalizmi yetersiz ve zararlı buluyorum. Sovyetlerdeki Reel Sosyalizm kisvesi altındaki devlet kapitalizmi, ABD kapitalizmini yüzyıl sırtında taşımış ve nihayet yıkılmıştır. Şimdi aynı rolü Çin oynamaktadır. Aslında Çin’de devlet kapitalizmi çok yoz bir şekilde uygulanıyor.
Benim tarafımdan reel sosyalizm ve ulus devlet anlayışı aşılmıştır. Bunun yerine demokratik ulusu öneriyorum. Bu anlayışta herkes kendi kimliğini özgürce yaşar. Bu kültürlerin yeniden doğması ve korunması zarar getirmez. Çünkü kültürler, kimlikler yok edilemez. Batı bunu anlamıştır. Bu nedenle Batı’da etnisiteye verilen önem, aslında ulus devlet ideolojisi yüzünden kimliklerin, kültürlerin bastırılarak yok edilmesinin yanlış olduğunun anlaşılmasındandır. Bundan dolayı bu kültürler yeniden canlanıyor. Mesela İngiltere’de bugün Kelt kültürü canlandırılmaya çalışılıyor. Bu iyi bir şeydir. Türkiye’de de Laz Lazlığını, Kürt Kürtlüğünü, Gürcü Gürcülüğünü, Türk Türklüğünü vs. herkes kendi kültürünü özgürce yaşamalıdır. Bu kültürler zenginliktir. Fakat hepsinin ortak bir bağı olması gerekir. Buna üst kimlik demek şart değil, genel kimlik de denilebilir. Bu da demokratik bir ulus anlayışı, demokratik bir anayasa ve gelişmiş çok kültürlü bir hukuk düzeni ile mümkün olabilir. Bizim istediğimiz budur. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Benim demokratik ulus anlayışımda bayrakla sorunumuz yoktur, sınırla sorunumuz yoktur. Devlet kurma imkanım olsa dahi ben ulus devlet kurmam. Çünkü ulus-devletin sorunlara çözüm olamayacağını biliyorum.
Ulus-devletin kökeninde milliyetçilik ve din vardır. On binlerce yıl önce Yahudi Kabileleri’nin bir araya gelip uyguladıkları din temelli kavmiyetçilik sistemi, binlerce yıl sonra Hitler tarafından örnek alınarak milliyetçilik, nasyonalizm şeklinde Yahudilere karşı uygulamaya geçirilmiştir. Bu durum Yahudi soykırımını yaratmıştır. Ancak soykırıma uğramasına rağmen Yahudiler, bugün aynı şekilde bu zihniyeti İsrail üzerinden Filistinlilere uyguluyorlar. Yine İsrail dini temelli milliyetçiliği ile İran’ın dini Şia milliyetçiliği çatışma halindedir. Lübnan’da Hizbullah ile yaşanan çatışmalar bunun küçük bir örneğidir. Bunlar da gösteriyor ki devleti milliyetçilik, din ve her türlü ideolojilerden arındırmak gerekir. Devlet topluma ideoloji dayatmamalıdır. Devletin küçülmesi gerekir. Benim devlet tanımımda iki yön vardır. Devletin bir yönü, geçmişten gelen birikmiş tecrübedir, ikincisi ise uzmanlardan oluşan teknik boyutudur. Devlet genel planlamayı, dış güvenliği sağlamak gibi temel görevleri yapmalıdır.
Türkiye’deki Sol çevrelerin de bu konuda yeterli düzeyde fikirsel ve pratik faaliyetleri bulunmamaktadır. Demokrasi kültürünü, anlayışını halka taşıramıyorlar. Eğer samimi iseler demokratik ulus kavramının arkasında durmalıdırlar.
Bizim isteğimiz Demokratik ulustur. Bunun iyi anlaşılması gerekir. Nietczhe, kapitalizm geldi, tanrı öldü diyor. Burada ulus-devlet anlayışının ve devlet iktidarının bireyi küçülttüğünü, böcekleştirdiğini, adeta bakterileştirdiğini belirtiyor. Almanya’nın zaferini Nietczhe felaket diye nitelendirdiğinde o zaman onu kimse anlamadı ve Nietczhe için delidir dediler. Hâlbuki o bir dahidir. O’nu, üst insan kavramını kullandığı için milliyetçilikle suçladılar. M. Foucault da aynı paralelde “insan da öldü” demiştir. Bunların ikisi de egemenliğe ve iktidara dayanan ulus devlet milliyetçiliğini ve kapitalizmin insani olmayan boyutunu gözler önüne seriyorlar. Nietczhe nasıl birey konusunda uç noktaysa Hegel de tersine devlet içinde bireyi eritiyor. Yani Nietczhe “devlet batırır” diyerek insanı, bireyi yüceltiyor, Hegel ise devleti yücelterek “birey batırır” diyor.
Kürtler iktidarı hedeflemeden demokratik toplum hedefini gerçekleştirmelidir. Benim Kürtlere önerim, siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel her alanda demokratik sivil örgütlenmelerini sağlamalarıdır. Bunları devletten beklememeliler. Kendi özgücümüzle bunları başarmalıyız. Çevre dernekleri, çevreci-feminist dernekler, emek örgütlenmeleri, dayanışma kurumları gibi binlerce dernekleşme, örgütlenme gerçekleştirilmeli. Çevreci-feminist derneklerin kurulmasıyla, yaygınlaştırılıp halka ulaşmalarıyla töre, namus cinayetleri önlenebilir. Bu konuda toplum, kadınlar bilinçlendirilmelidir. Ancak o zaman özgürleşebilirler. Dil Akademisi’nin kurulması önemlidir.
Bizim doğamız tahrip edildi, barajlardan dolayı binlerce köyümüz sular altında kaldı. Her sene Kıbrıs kadar toprağın gittiği söyleniyor. Erozyona karşı mücadele edilmeli. Büyük barajlar yerine küçük barajlar yapılmalı. Ormanlar korunmalı, yeni orman alanları için ağaçlandırmalar yapılmalı. Sadece dergi vb. teorik çalışmalarla yetinilmemeli. Beni sevdiklerini saydıklarını söylüyorlar. Beni sevmek, saymak; düşüncemi anlamak ve hayata geçirmek, demokratik ulusun oluşturulması için çalışmakla olur. Ancak herkes birkaç komünde, dernekte görev üslenmeli, çalışmalı.
İmralı, 13.12.2006 |
|