Tarih-toplum diyalektigi uluslasma bilinciyle olusum ve gelisim gösterir. Bir halk, ulus bilincini yaratmadan sanatsal yaraticiliktan bassedemez. Uluslararasi sanat otoritelerinin sikca vurgulayip örnek gösterdikleri bati sanati, Bati uluslasmasiyla esgüdümlü gelismistir; hem devrimsel gelisimin etkileyicisi hem de etkileneni olmustur. Dünyada sarsinti yaratmis iki köklü devrim vardir: Ilki kapitalizmin safak sökümü olan Fransiz ihtilalidir. Ikincisi, Sovyet devrimidir. Biri ulusal digeri sinifsaldir. Formalizm burjuva sanatidir. Toplumcu gercekci sanat (sosyalist gercekci sanat) halk sanatidir. Ilki idealize edilmis üclü bir iliskidir; birey-toplum=özel mülkiyet. Bu anlayis sanatin bütün dallarina yansitilir. Yasanmis veya yasandigi varsayilan hayat kesitleri ya dramatize edilerek ya da idealize edilerek okuyucuya sunulur. Cünkü okuyucuyu, yarattigi tiple/tiplerle benzestirmeyi amaclar. Bunun altinda yatan anlayis sudur: Burjuva devrimi, gelecek tüm yüzyillari hesaplayarak gerceklestirilmis bir devrimdir ve sondur. Oysa toplumcu gercekci sanat, birey-toplum=özgür bilinc=özgür emek=özgür üretim=esit paylasim olarak okuyucuyla bulusur ve onu „tek basina mutlu olmak yüz kizarticidir“ bilinciyle tanistirir. Cünkü özel mülkiyet kaygisi yoktur. Demeki devrmisel gelisme(ler), sanatin gelisim sürecinin on acicisidir, ona büyük katkilar sunar, ama onu yedegine almaz, özgür birakir. özgür sanat, sanatciyi beslendigi ideolojik kaynaktan soyutlamaz.A.Timücin hocanin dedigi gibi „Belki yalnizca asklar ideolojik degildir, onlarinda ideolojiden yüzde yüz arinik ya da yüzde yüz etkilenmez oldugunu söylemek güctür.“ Sanat, topluma tutulan siyirli aynadir; oraya bakan yaraticinin eyilimlerini de görür. Bir manada giyinikler arasinda ciplak olanidir sanatci. Sanat, kendi bilincine varmis toplumcu bireyin yaraticisidir. Bu görevi yerine getirmeyen sanat formalizme kayar ve sermayenin yedegine düser. özgürlügün kendiside göreceli bir kavramdir; sürekli bicim degistirir. Her cagin, her sinifin özgürlük tanimi ve istegi farkli olmustur.
Dünyadaki her degisimin insandaki bir degisim oldugunu görmeyen sanatci tutuculasir; düs ile gercek arasindaki ikilemini kurmaktan zorlanir. Ideolojik sanat yapmaya baslar. O zamanda cag ilerler, o geride sayar. Ideoloji sanati ayri, ama ideoloji=sanat degildir. Sanat, bireylerin ic dünyasina iner, uzun gezintiler yapar, hic önemsenmemis ayrintilari toplar, süzgecten gecirir, sonra bir genc kizin saclarini örercesine onlari örer, estetik deyer kazandirir. Bireyin sorunlarini topluma, toplumun sorunlarini da bireye tasir. Sorunlar toplumsallastikca, cözüm de toplumsallasir. özgürlük talep eden bütün ezilen halklar gibi, Kürtler de özgürlük mücadelesini 20. yuzyilin son ceyreginden baslatarak 21. yüzyilin ilk ceyregine tasidi. Kanli bir sürec oldu. öncü güc yani PKK, otuz yillik mücadele performasiyla sadece kürt varligini dünyaya tanitmadi, bir de Kürde ruh verdi. Artik Kürdün de bir tarih-toplum bilinci olustu. Yasamin tüm alanlarina yansiyan bu bilinc, Kürt sanatinin olusum ve gelisim sürecine ciddi imkanlar sundu. Ne varki güclü sanat dehalarin cikmamasi Kürt sanati gelisme gosteremedi. Sanatin cesitli dallarindan ortaya cikan ürünler sloganlarla yamalanmis birbirinin takliti olmaktan oteye gidememistir. Yazili edebiyat gelismedigi gibi resim, tiyatro, sinema da gelisemedi. Yalniz müzik gelisti. Otantik Kürt müziginden gidasini alan özgün müzik, roc ve pop cok seri dalgalarla hayatimiza girdi. Olumluydu, etkileyiciydi ve umut veriyordu. Ne yazik ki sonu gelmedi. Bir tekrar, bir taklit, bir ucuzluk var simdi. En iyi savasci ne icin savastiginin bilincinde olan savascidir. Sanatsal yaraticilik da savasci olmayi gerektirir. Dokunulmasi yasak olana dokunmak, ici bilinmeyen dünyalari desifre etmek, okuyucuyu kaygilar/korkular cemberinden cikarip kendisine ait dünyalara dogru götürendir. Okuyucu: “Aslinda bütün bunlari ben de görüp yapabilirdim” dedigi an sanatci görevini yapmis demektir.
Memet ALAGÖZ/ISVICRE |