| |
| Eklenme Tarihi: 2.06.2007 Saat: 16:52 |
|
|
Doğu destanlarıyla, söylenceleriyle, yaşam biçimiyle mistik bir hava estirir. Sihirlidir ve acıların anayurdudur. Çağdışı anlayışlarından dolayı kaybolan görkemli, şatafatlı yıllarını aramaktadır. Ama nafile. Bu zihniyetlerle, çağdaş medeniyetlerin seviyesine ulaşabilmesi imkansızdır. Doğuda gelişime açık olan tek bir halk var, o da Kürtler. Türk devleti ise uçurumun kıyısanda olan bir devlettir. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen uygulamalar da Türkiye de mevcuttur. Dil yasağı dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir durumdur. Kürtlerin en büyük talihsizliği de böylesine saçma bir ülke ile karşı karşıya olmasıdır.
Doğu, orta çağa kadar dünya medeniyetine öncülük etmiştir. Hatta birçok şeyin ilki o topraklar üzerinde hayat bulmuş. Orta çağa kadar herkes kendi dilini rahatlıkla kullanabiliyor. Diğer dinlere karşı hoşgörüyle yaklaşılıyor. Batıda başlayan ulusalcılık birçok ülkeyi geliştirirken, doğu ülkelerini de geriye doğru götürüyor. Gelişen, değişen ve dönüşen dünyaya ayak uyduramadıkları için de dar bir boğaza sürükleniyorlar. İçine düştükleri bu kötü durumdan dolayı çok acı çekiyorlar. Hala da kendilerine bir yol aramaktalar. Bu darboğazdan çıkışın çağdışı anlayışlarla mümkün olamayacağı da aşikadır. Bu çağdışı anlayışlardan dolayı Kürtler ve Filistinliler acıların en katmerlisini yaşamaktadır. Adeta diyalektiğin yasalarına ters düşerek yerinden sayıp durmakta olan doğu, kendi çocuklarına da acı çektirmekten çekinmiyor. İsrail gelişmiş bir ülkedir diyebilirsiniz; ben de derim ki bir milyarın üstünde olan islam alemine kafa tutmak hayra alemet değildir.
Halbuki tarihin tekerleri ileri dönüktür. Doğu da ise tersi söz konusu olduğu için yerinde sayıp duruyor. Ve hep bir beklenti içerisinde. Geriye gidiyor da diyebiliriz. Çünkü hoşgörü kültürü yani demokrasi kültürü yerleşememiştir. Birbirlerini kabul edeceklerine, var güçleriyle birbirlerini boğazlamakla meşguller. O toprakların üzerinde birçok din ve dil bulunmakta. O dinler ve diller coğrafyamızın birer zenginliğidir. Bunu anlamak zorundayız. Anlayamayanlar, değişen ve dönüşen dünyaya ayak uyduramadıkları için tarihin çöp tenekesinde kendilerini bulacaklardır. Bütün sorunlarımız gelip dile dayanıyor. Çünkü dialog yoluyla değil, zoru kullanarak sorunlarımızı çözmeye çalışıyoruz. İlk başta lal olmuş dilimizin çözülebilmesi için serbest bir ortama ihityaç var. Herkesin serbestçe konuşabilmesi için de demokrasiye ihrtiyaç vardır.
Kürtçe ise hala yasaklı bir dil. Ve bir bütünen Kürtler, Türk devleti tarafında bitirilmeye çalışıyor. 30 milyona yakın Kürdü hiçe sayarak hakaretlerine aralıksız devam ettiriyorlar.
‘’Konuşmak, aklın dilidir.’’( Seneca)
Dil üzerine çok şey söylenmiş, çok şey yazılmış ve çizilmiş. Dile, dinler tarafında kutsallık atfedilmiş. Kimisi de dilin şeyleri duygusazlıştığını ve olağandışı olanı olağanlaştırdığını belirtmiş. İncil ise, ‘’Başlangıçta söz vardı, ve söz Tanrı ile birlikteydi, ve söz Tanrıydı,’’ diyor. Tüm söylenenler ve yazılıp çizilenler bizi tek bir sonuca götürüyor: Dil insan yaşamının vazgeçilmez bir olgusudur. Dilsiz bir medeniyet düşünelemez. Bilim, teknoloji ve edebiyat gelişmişliğini dile borçludur.
Dil üstüne Babil söylencesini buraya aktararak yazımıza devam edelim. Babil söylencesine göre dünyada insanların dili ve sözü bir iken, Babil deki insanlar birliklerini pekiştirmek için bir kent ve bir de başı göklere değen bir kule inşa etmek isterler. Göğün altıncı katına yükselen kulenin yedinci kata çıkmasına Tanrı izin vermez. Çünkü Tanrı yedinci katta kalıyor. Ve yedinci kata ulaşmamaları için Tanrı insanların dillerini karıştırır. Birbirini anlamayan Babilliler kulenin yapımına son vermek zorunda kalırlar. Ve böylece Nuh’un çucukları dünyaya dağılırlar. Bu nedenle dillerin yeryüzünde çoğaldığına inanırlar...
O çağda bu söylenceyi çıkartanları, eğer Türkiye Cumhuriyeti olmuş olsaydı tabii, katliamdan geçirirdi. Sorunun kökeninde sizler varsınız, der ve damarlarındaki asil kanla alim allah küle çevirirdi Babil’i.
Yani söylenceye göre Tanrı da tekliğe karşı. Ama Türkiye Cumhuriyeti ise çoktan iflas etmiş tekçilik politikasıyla kafayı bozmuş bir durumda. Sonu ne mi olacak? Bu gidişatını devam etirirse yıkılıp gidecek ya da gerçekten parçalanacak. Aklayan ve temizliyen demokrasi şelalesiyle doğu ve özellikle Türkiye düze çıkacaktır. Unutmayalım ki tarihin tekerleri ileriye dönüktür.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|