Kasım ENGİN
Kasım ENGİNDüş; Güneş altında bir üzüm tanesi” olarak kaldıkça dağlara akın durmayacaktır
Rotînda Yetkîner
Rotînda YetkînerRUZGAR
Ahmed Aktaş
Ahmed Aktaş30 Tebax - 1 Îlon
Ahmet Dere
Ahmet Dere16. Festîvala Kurd a Navneteweyî
Mihemed ORHAN
Mihemed ORHANRoj di Tariya Şevan de Ronî bû
Günay Aslan
Günay Aslan‘’Sıfır sorun’’
Cemo Devrim
Cemo Devrim Avrupa’dan Botana, şahinler ülkesine gidenlere...
Mahmut Aslan
Mahmut Aslan“... Bez getirin”
Cemil Bayık
Cemil BayıkFermandarên şerê taybet ê qirêj
Mahir Deniz
Mahir DenizFELSEFEYE GİRİŞ -14-
Mizgîn Bîngol
Mizgîn BîngolHa Tirkiye ha Îran!
Erkan Kobanlı
Erkan KobanlıToprak bütünlüğü paranoyası
Özgür BİLGE
Özgür BİLGEHar u Har Başbuğ taaaak ! Katil–Qerdoğan şaaaak!...
Ömer Dilsoz
Ömer DilsozMasûmiyeta wan deran
Kakşar Oremar
Kakşar OremarÊşa Giran: Xwekujî...
Hemîd DILBIHAR
Hemîd DILBIHARKonferansa serkeftina kurdî
Nurhak Erdal
Nurhak ErdalSavaşın gölgesinde 1 Eylül’e giderken
Ülkem Zeremya
Ülkem ZeremyaEBEDİ KOMUTAN’A
Selahattin Erdem
Selahattin ErdemÇeyrek asır
Abdullah Öcalan
Abdullah ÖcalanBÜYÜK ARAMAK, BÜYÜK BULMAYA ÇALIŞMAK, BÜYÜK SAVAŞI DOĞURDU
Mehmet Sögüt
Mehmet SögütOnursuzlar Lanetlenir
Fırat Penaber
Fırat PenaberŞİMDİ DALMIŞIM
Teman Dep
Teman Dep1 HAZİRAN KADIKÖY MİTİNGİ, ÖLÜM DEĞİL ÇÖZÜM VE MEDYA
Serbest Rêzan
Serbest RêzanRapora NY û xala 140 û vala derxistina iradeya gelê başûr
Siyamed Sipan Uğurlu
Siyamed Sipan UğurluNobedarên Azadiyê
Ömer Yüce
Ömer YüceAvusturya’nın Graz kentinde Amara Gençlik Festivali heyecanı başladı.
Konuk Yazarlar
Konuk YazarlarHasan ÇARÇELA: 3. Dünya savaşı
Hozan Dîno
Hozan DînoBitmeyen Yolculuk..!
Songül Beyazgül
Songül BeyazgülBiz Erkek Değiliz İnisiyatifi
Halil Uysal
Halil UysalEylül…
Mîr Qasimlo
Mîr QasimloSeîs wiha got: Em ê gazî vebêj bikin
Hayri Cewlik
Hayri CewlikBir Newrozun Anlattıkları
RC TEC
RC TECBu Haftaki Oyunumuz : Icindeki Dj
Berfîn Dilav
Berfîn DilavYüreğin Aydın yaşamın Yılmaz dı senin
Umut Özgür
Umut ÖzgürGÜNEŞİN GERÇEK SAHİPLERİ
Sedat İnci
Sedat İnciDağlara nakış ettik izlerimizi
Mehmet Mekin Yıkın
Mehmet Mekin YıkınKürt basını üzerine bir kaç söz
Zana-Qenco
Zana-QencoOPERASYON ve GELİŞMELER
Polat Can
Polat CanGERYANEK DI CÎHANA WÊJEYA NÛJEN YA KURDÎ DE
JÊHAT BÊRTÎ
JÊHAT BÊRTÎAnlatılması zor anlar
Rızgar Azad
Rızgar AzadŞaşırmayın; yanlış yapmayın!
İbrahim Güney
İbrahim GüneyEy TC! Senin gücün Kenan Güzel'e yetebilir mi?
Mehmet Alagöz
Mehmet AlagözUluslaşma ve Sanat
Firaz Baran
Firaz BaranBüyükanıt'ın yaptıkları
Hevîdar Munzur
Hevîdar MunzurTîrêjên Roja me îro ji herdemê geştirin
Argeş Arjin
Argeş ArjinGençlik eyleme, zafere....
Remzi Zilan
Remzi ZilanÖzgürlüğün Dili: ÇIĞLIK !!!
Cudi Arif
Cudi ArifÖzlemin patikalarında

 
Anlamak soru sorabilmektir



Yazar Adı: JÊHAT BÊRTÎ


Yazarın Tüm Yazıları

Eklenme Tarihi: 6.06.2007 Saat: 17:44

Soru sormak en çok da bahar da her taraftan harekete geçen yaşamı anlayabilmektir. Yaşamak ve yaşama anlam vermek, yaşama doğru soruları sorabilmektir. Soru sormak, akıl erdirebilmek, kendinin ve kendi dışındakinin farkında olmak var oluşun insansal halidir. Doğru tanımlayabildiğimiz, doğru anlayabildiğimiz kadar insanolabiliriz. Bir ağacın dalında tomurcuklanan yaprağı hissedebilmek, hissettiğini aklının anlam gücüyle pekiştirebilmek nedir?  Soru sormak anlamanın ve farkında olmanın dilidir. Neden soru soruyoruz? Ve kime soruyoruz? Aradığımız cevap dışımızda mıdır, içimizde midir? Tomurcuklanan yaprağı hissettiğimiz kadar onun da bizi hissettiğini düşünmek, bilmek ve anlam vermek nedir?  Yolda yürürken basmamaya özen gösterdiğimiz karıncanın aklı nedir? Karınca hangi soruyu sorar, kime sorar ve neden sorar? Bizim cevabımızı karıncanın ve yaprağın cevabından farklı kılan nedir? Anlamak neden önemlidir? Soru sormak sadece doğru ve güzel midir? Anlamanın anlamı soru sormak değilse nedir? Sormak gerekir.

İnsan en çok da hareket halindeki yaşama anlam verme eğilimindedir. Bahar, dağlarda beyazın ölü sessizliği ve durgunluğu, yerini sese ve harekete bıraktığı zamandır. Sessizliğin yerine ses, durgunluğun yerine hareket geçince hareketi anlamaya eğilimli akıl ve yürek buna soruyla cevap verir. Zağrosların kışını yaşamış insanın baharla birlikte tepeden tırnağa soru kesilmesinin anlamını bilmeden ne kadar gerilla olunabilinir? Çiçeğin dilini, böceğin aklını, taşın anlamını damarlarındaki kanın akışında hissedebilmek neden bu kadar çok bizi çeker? Hiç felsefe yapmadan, hiç bilime bulaşmadan, hiç edebiyata kaçmadan kendi dilimizde, kendi sorularımıza kendi cevaplarımızı veremiyorsak bizi biz kılan nedir? Hangi filozof, baharla yer altından eşelediği toprağı yeni bir renkle gün yüzüne çıkaran karıncanın ne hissettiğini ve ne düşündüğünü sorgulamıştır? Hangi bilim adamı yeşeren bir ağacın gövdesine kulağını dayayıp kalp atışlarını dinlemiştir? Ağacın kalbi var mıdır? Hangi botanikçi böyle tuhaf bir soru sormuştur? Hangi edebiyatçı tırtılın içinden bahar güneşinin ısıttığı esintiye kanat çırpan kelebeğin yürek atışını tanımlamaya çalışmıştır? Bilginin sel gibi insanlığın üzerine aktığı ve insanın bilgi deryasında bilmezlikten boğulduğu bir çağda bütün bilmelerin anası olan yürek bilgisini üretebilen insan türü olabilmek nasıl bir duygudur? Bunu bilmemek, bunun farkında olmadan bu insan türü içinde yaşamak bir cehennem azabı değilse nedir? Bilmeden yaşamak serkeşlik değilse azaptır. Gerilla soru soran insandır. Soru sormuyorsa soru sorulması gereken insandır. Acayip yaşayan, tuhaf sorular soran, bilinmeze bilinmez yollardan ulaşabilen bir varlıktır. Ve tuhaftır, bildiğini en az bilen bilmediğini en çok bilmeyen insandır.  Bahar Zagroslarda bir kelebeğin dudaklarını okuyabilmek değilse nedir? Bir gerilla gerillaysa, hiç kimsenin sormadığı soruları sorabildiği için gerilla değilse neden gerilladır? Ve bir gerilla herkesin sorduğu sorulara hiç kimsenin vermediği cevapları veremiyorsa neden gerilladır? Sorudur, sorulmalıdır. Cevabı bir başka sorudur. Sorulmasa da olur.

Günlük yaşamın akışı içinde hiç farkında olmadan gözümüzün değdiği, kulağımızın duyduğu, dilimizin söylediği her şeyin bir anlamının olduğunun farkında olmak bizi farklı kılar. Farklı olmak için hiçbir özel çaba sarf etmeden sadece hissettiklerimiz ve bildiklerimizin farklılığıyla mümkün olabilir. Bizi herkesten farklı kılan anlam gücümüzdür. Bizi ürkütücü ve çekici kılan da anlam gücümüzdür. Bir adada dört duvarın arasında yüzü bir duvara dönük elli yıl yaşasa da anlam gücünü yitirmeyenin esintisi değilse, hangi rüzgar bizi dağlara savurur. Bu kadar bizden uzaklaştırılmaya çalışılanı bu kadar yakından ve derinden hissetmiyorsak nasıl kendimiz olabiliriz? Kendimiz olamazsak kim olacağımızı ne kadar sorguluyoruz? Günlük olarak gördüğümüz, duyduğumuz, dinlediğimiz ve konuştuğumuz şeylerin ne kadarının bize ait ne kadarının bizim dışımızda olduğunu ne kadar sorguluyoruz? Sorgulamıyorsak neyi kaybettiğimizi yaşam bize çok acı bir biçimde göstermeyecek midir? Ve o zaman bilmenin acı çekmek olduğunu daha iyi anlamayacak mıyız?

Belki de gelecekte görebileceklerimizi ya da görmemiz ihtimali olan şeyleri aslında günlük olarak yaşıyoruz. Ve günlük olarak yaşadıklarımız dünün anlam dünyasında kendisine yer bulamamış olduklarından bize bu kadar ağır geliyor. Anlamak acıyı dindirir mi yada hafifletir mi? Sormak en çok da bunun için gereklidir. Kaçtığımız şeyler çoğunlukla yönelmemiz gereken şeylerdir. Ve yöneldiklerimiz kaçamadıklarımızdır. Hepsi acıyı hafifletmek içindir. Oysa yaşamak bilmektir, bilmek acı çekmektir. Acı çekmek yaşam belirtisidir. Acıyı bitirmek özünde yaşamı bitirmektir. Bunun içindir ki yaşamı en çok temsil eden bilmenin gücünü ve gücün acısını en derin yaşayandır. Gerilla bilinmez olduğu ve bildiği için yaşamın çekim merkezi ve gücüdür. Bunu kaybettiği anda biter. Yaşıyoruz ve görüyoruz. Anlam gücü olan büyüyor. Anlam gücünü yitiren bitiyor. Soru soran cevap oluyor. Ve en acı cevap içinde soru olmayan bitmişliktir. Bunun için de soru sahibi olmak yaşam sahibi olmaktır.

Ne olduğumuzu ne olmamız gerektiğini ve nasıl olabileceğimizi günlük olarak üretebildiğimiz kadar var olabiliriz. Bizi belirleyen farkındalığımızdır. Ve farkındalığımız farklılığımızdır. Çok soru sormalı ve cevaptan çok sorunun anlamına ulaşmalıyız. Bize çok gereksiz gibi gelen bir çok sorunun ne kadar yaşamsal olduğunu günlük yaşamın ötesinden bakabildiğimizde daha iyi görebiliyoruz. Basit bir soru, insan nedir? Doğan, büyüyen ve ölen bir varlık mıdır? Yiyen, içen, giyinen, barınan, kahkahayla gülebilen, ağlayabilen, konuşabilen ve bunların hepsini anlayabilen bir varlık mıdır? Bizi insan yapan bu eylemlerin hangisidir? İnsan olmanın, farklı bir insan olmanın, farklı bir var oluşu seçmiş olmanın anlamı ve bilinci olmadan ne kadar kendimiz olabiliriz? Ne kadar kendimize aidiz, ne kadar ait kılınmaktan kaçtığımız şeylere aidiz. Bunların sınandığı yer yüreğimizin ve beynimizin günlük olarak üretebildiği yer anlam dünyasıdır. Bilmek acı çekmek ise, anlamak yaşamın en büyük zevkidir. Neden zevk alıyoruz, neden kaçıyoruz? Var oluşumuzun özü bu iki yönelimde ve duyguda açığa çıkar. Güzel bir yemek mi, parlak bir elbise mi, konforlu bir barınak mı, yada her hangi bir biyolojik ihtiyacımızın karşılanması mı daha çok çekiyor bizi? Yoksa sıradan insan için çok fazla bir değeri olmayan, bir ağacın dalındaki tomurcuğun patlaması mı bize zevk ve heyecan veriyor? Yaşamı okumak ve anlamak bize zevk vermiyorsa, bizi farklı kılan, insan kılan hangi yeteneğimizdir? Akan suyun, açan çiçeğin, uçan böceğin aklı -buna doğanın aklı deniyor- bizi ne kadar çekiyor?

Bilimin kavramları çokça dilimizde yer edinmeye başladı. Ekoloji diyoruz, eko-sistem diyoruz, simbiyotik yaşam diyoruz. Peki bilim kitaplarına danışmadan doğanın aklını yüreğimizin anlam gücüyle çok daha güçlü anlayabileceğimizin ne kadar farkındayız? Toplumun aklı diyoruz. Sosyoloji diyoruz, psikoloji diyoruz, felsefe diyoruz. Kitaplara başvurmadan, birbiriyle şakalaşan, sohbet eden, kahkahalarla gülen ya da, bir hüzün bulutunda çevremizde dolaşan insanın neden böyle olduğunu, onları kendi aynamızda görerek daha iyi anlayabileceğimizin ne kadar farkındayız? Çevremizdeki şeylerin ne kadar bize ait olduğu ve ne kadar bizi biz kıldığı, varlık nedenimiz, var oluş anlamımızdır. Bizibiz olmaktan çıkaran şeylere karşı ne kadar mücadeleedebiliyoruz?

Soru sormak mücadelenin başlangıcıdır.Anlamsızlığa anlam katmak bizi biz kılar. Soru sormak çevremizdeki anlamsızlıklara anlam katmaktır. Bu yazıyı yazarken, manganın daracık kapısından yaşlı bir gerilla içeri giriyor. Yazıya şöyle bir göz attıktan sonra, "Biz gerillayız. Silahımızla, yaşam biçimimizle, olanın dışında olmamızın da ötesinde, anlam gücümüzle var olabildiğimiz için gerillayız. Soru sorabildiğimiz, sorgulayabildiğimiz ve mevcut cevapları kabul etmediğimiz için gerillayız. Hiçbir teorik, felsefik, bilimsel literatüre ihtiyaç duymada yaşamı özüyle anlayabildiğimiz ve yaşayabildiğimiz kadar kendimiziz. Kendini kaybeden, kendine yabancılaşan bir toplumsal gerçekliğin dışına çıkabildiğimiz için bu dünyanın egemen sisteminin dışında durabiliyoruz. Karşısında durabiliyor ve alternatifi olabiliyoruz. Bunları yapamadığımız zaman mevcut var oluş tarzımızın giderek bir yük olduğu hissedilecek, görülecek ve o noktada yaşam bitirilecektir. Nitekim içimizdeki bütün bitişler buradan başlıyor ve burada bitiyor. Son yıllarda yaşadığımız tükenişler, erimeler, aşınmalar ve anlam yitimleri güçlü derslerle doludur. Dersler iyi okunmadığı takdirde hiç kimse kendini bunun dışında ve ötesinde var edemez." diyor ve tebessüm dolu bir bakış fırlatıp aynı kapıdan tekrar dışarı çıkıyor. Aldanmamak ve aldatmamak önemlidir. Yaşadıklarımız aldanmayan ve aldatmayanı anlamamaktan kaynaklandı. Aldanmamak için soru sormalı, aldatmamak için kendi cevaplarımız olmalı. Yoksa başkalarının sorularıyla bize ait olmayan cevaplarla yaşarız. Bu ise kendin olmamaktır. Ve kendin olamamak en büyük aldatmacadır.

Bahar, sordurduğu sorular ve sunduğu cevaplarla bize kendi varoluşumuzun anlamını getirdi. Kış, yaşama ait bütün bilme gücümüzü bir kefen gibi sarmıştı. Öğrendiğimiz ve bildiğimiz şeyler kış zamanları çoğunlukla teorinin gri dünyasından edindiklerimizdi. Bahar, yaşamın yemyeşil dünyasında öğrendiklerimizin özüyle karşılaşmasının heyecanını yaratmıyorsa bilgimiz ve anlam gücümüz gri ve ölüdür. Kış ve kar kefen olabildiği gibi bir gelinlikte olabilir. Bahar Zagroslarda en çok da gelinliğinden soyunan doğurganlığıyla karşımıza çıktı. Bir soru olarak geldi. Bizi soru sahibi kıldı. Nereye dönsek her şey bir soru, her soru bir cevap, her cevap bir anlam. Gerilla en çok da baharla kendisi olur. Kışın dondurduğu bütün yaşam dinamiklerinin hareket halidir gerilla. Unutulan soruları soran, bilinen cevapların ötesindeki cevapları arayan ve bulandır. Bir bahar günü soru dolu gözlerle etrafına bakan, soru dolu gülen, soru dolu hüzünlenen ve soru dolu konuşan bir cevaptır. Bahar geldi. Gerilla sorularına yeniden başladı. Hareket zamanı sorularımızın peşinden yürüyeceğiz. Çevrenizdeki herkesin cevaptan çok sorularla konuştuğunu görürseniz şaşırmayın.

Bahar gelmiştir. Gerilla soruyor. Bahar, Türk Amara ve Alman Uta`ların tebessüm eden gözlerinde gelmiştir...


YAZDIR Yazdır     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Yorumlar
Yazan: xezal_axin     Tarih : 2007-07-12 14:53:02     Puan :
yüreğine saglık hevalim...

 
Seçenekler
   Çıktısını Al
   Arkadaşına Yolla
   Köşe Yazılarına Dön

Arşiv
·Anlatılması zor anlar
·Dağı Resmetmek
·Bir Aborjin hikâyesi…
·Newroz gelsin...
·Unutmak mı?
·Ya Che ya da hiç! Ya gerilla ya da hiç!
·Zagros'ta 'Wanmara'nın intikamı...
·Toprak ananın çiçek çocukları...
·Bu Yazıya Siz Ad Koyun!
·Gülüp Yürüyenler...

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.


Sayfa Üretimi: 0.131 Saniye
SQL: 26
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.