|
“Kadının kölelik tarihi yazılmadı, özgürlük tarihi yazılmayı bekliyor.”
REBER APO
Resmi tarih olarak ifadelendirilen insanlık tarihi, erkek egemen sistem tarafından yazılmış bir tarihtir. Ve bu resmi tarih içerisinde kadının adı yoktur. Kadın gerçekleşmesi olan neolitik toplumda kadın etrafında gelişen toplumsallaşma ya küçümsenmiş ya da bir efsaneden ibaretmiş gibi bir yaklaşım geliştirilmiştir. İnsanlığın doğuş beşiği ve bu beşikteki analık hukuku adeta görmezden gelinmiştir. Sonrasında gelişen zalim erkeğin köleci sistemi ise, en büyük kahramanlık ve erdemlilik çağları olarak ele alınmış ve beyinlere şırınga edilmiştir. Kahramanlık erkekle özdeşleştirilmiştir, bu nedenle de kahramanlık denilince akla erkek gelir ve burada dahi cinsiyetçilik belirgindir. Bu nedenle de sürekli olarak kadın etrafında gelişen özgürlük çiçeklenmesi ve erkek erafında gelişen baskı, zorbalık, kölelik hep ters yüz edilerek işlenir. Ondandır ki iktidarcı-devletçi erkek egemen sisteminin gelişimiyle birlikte kadın, tarihin karanlıklarında kaybolup yitirilmiştir. Bu kayboluş kadının zayıflığıyla ele alınıken, erkek ise gücün doğal sahibidir. Bu nedenle güç kimdeyse, tüm erdemler orda ve onda toplanmıştır adeta. Yiğitlik, kahramanlık gibi erdemler de hep erkeğe mal edilmiş ve tarih böyle ele alınmış, kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bir yönüyle bilinen tarih, kahramanlıkların tarihidir. Bu kahramanlar bin yıllarda geçse, toplumsal hafızalarda ki yerlerini korurlar ve adeta herzaman yaşarlar. Onlar tarihe mal olmuş yaşayan efsanelerdir. Fakat bu tarih içerisinde artık inkara gelinmeyecek şöyle bir gerçeklik de bilinmektedir. Tarihte birçok kadın kahramanın da var olduğu gerçeği, tarih doğru anlamıyla incelendiği zaman çok açık bir şekilde görülebilmektedir. Bu kahramanlardan birisi de halkını özgür yarınlara taşıyan Jan d’Arc’tır. Jan d’Arc, Fransa’nın bağımsızlık savaşında öcülük yapmış ve düşmanları tarafından diri diri yakılmıştır. Bu anlamıyla Jan d’Arc halkının onurudur. Kendi halkının en çok ihtiyacı olduğu bir sureçte ortaya çıkmış ve rolünü oynamıştır.
Mazlum bir halk olan Kürt halkı, varlık ve yokluk mücadelesine başlarken, kendi Önderliğini ve PKK ile özgürlük hareketini yaratabilme başarısını gösterebilmiştir. Bu anlamda PKK, tarihin bütün çirkinliklerine başkaldırı hareketi olarak gelişmiştir. Geriliklerle ve katliamlarla kuşatılmış bir halkın sıra dışı bir öncü güce ihtiyacı vardı ve PKK ile gerçekleşen tam da bu noktada bir özgürlük çıkışı ile öcülük rolünü oynamak olmuştur. Acımasızca kuşatılan düşman gerçekliğine karşı, kahramanca çıkışlar gerçekleştirecek kadar bir erdemliler hareketi olabilmiştir. Kendi halkının onuru için yüzlerce militan ve fedakar yoldaşını şehit verirken, bir şehitler partisi de olmuştur aynı zamanda. Kürt halkının özgürlük mücadelesi kendi kahramanlarını ortaya çıkartırken, aynı zamanda kendi Jan d’Arc’ını da yaratmıştır. Birçok kadın kahramanlık örneğini sergileyen özgürlük hareketimiz bu anlamda kendi kadın öncülerini, deyim yerindeyse Zilan arkadaş gibi Jan d’Arc’larını da yaratabilmiş bir harekettir. Bu anlamıyla Zilan çıkışı bir Jan d’Arc çıkışıdır. Zilan kahramanlığı Kürt kadın kahramanlığının toplamıdır. Tarihsel olduğu kadar yaşamsaldır, yaşamsal olduğu kadar tarihseldir.
Zilan, Önderlikle doğru yoldaşlığın adıdır. Bu günü doğru anlamak için tarihe bakmak gerekmektedir. Zilan’ı adım adım anlamak ve şifrelerini doğru çözmek önemlidir. Zilan fedaileşmesi erkek egemen sistemin yaratımı olan köleleştirme hareketine karşı, özgürlük tercihini ortaya koyan tanrıça gerçekleşmesidir. Özgürlük uğruna verilmiş bedenler, belleklerimizde sonsuza kadar sönmeden yanan bir ateş olarak yer edinirler. Bu nedenle onlar, her zaman bizlerin yol göstericileri olarak yaşamımızı yönlendirirler. Zilan yoldaş da bizler açısından bir yol göstericidir. Bu anlamıyla aynı zamanda çıkmazdan çıkış perspektifidir. Bir kez daha düne dönüp bakmak ve Zilan yoldaşı doğru okumak günümüze ışık tutacaktır.
Yıl 1996.
Düşmanın topyekun saldırıya geçtiği bir dönem. Kürt halkına yönelik baskı, katliam, faili meçhul cinayetler, tutuklamalar, gözaltılar, işkencelerin hat safhaya ulaştığı bir yıl. Özgürlük gerillalarına yönelik imha etme operasyonlarının ardı ardına geliştirildiği ve bunun için Türk devletinin güneyli işbirlikcileri PKK’ye karşı kullandığı ve ortak savaştıkları bir süreç. İçten ve dıştan, dört koldan ihanetin hüküm sürdüğü, buna karşı ise Önderlik çizgisinin aman vermediği, direniş çizgisini aman vermeden yükselttiği yıllar. Düşmanın Önderlik var olduğu müddetçe PKK’yi bitiremeyeceğini idrak ettiği bir dönem. Bu nedenle de artık devreye alçakça geliştirilecek komplolar girecektir. Bunu uygulayacak ve uygulatacak ekip hazırdır. Çiller ve Güreş ikilisi. Ardından 6 mayıs komplosu devreye sokularak geliştirilir. Önderliğin imhası hedeflenir, ancak başarıya ulaşamaz, Kürt halkının umutları söndürülemez. Tam da bu noktada Apocu militanlığın rolünü oynaması gereken bir sürece girilmiştir. İmha ve ihanet çemberinin kırılması gerekmektedir. Gerilla cephesinden taktik açılımın olması gerektiği Önderlik tarafından verilen bir perspektiftir. Ve mevcut durumun değerlendirmesi yapılarak, mücadelemizi başarıya götürecek taktik açılımın ve yenilenmenin olmazsa olmaz kabilinden olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçekliktir. Bunları anlaması gereken militanın kendisidir. Yani bir militan çıkışa ihtiyaç vardır artık. Bütün bu gelişmeleri gören Zilan yoldaş, tarihi sorumluluk bilinci ve duygusuyla bir çıkış yapması gerektiğine karar verir. Bunu nasıl ve nerede gerçekleştirecektir? Mücadelenin ve halkın kahramansı ve destansı bir çıkışa ihtiyacı vardır. Gözü dönmüş düşmana artık dur demek gerekmektedir. İşte Zilan fedaileşmesi böylesi koşullarda kararlaşır. O artık karar vermiştir; Başkan Apo ile büyük yoldaşlık bağını geliştirecektir. Fiziki olarak görmese de, yakın olmasa da O her zaman Önderlikledir ve Önderliğin takipçisidir. Böylelikle de büyük ve anlamlı bir yaşamın sahibi olmak istediğini yazar Önderliğe. Bir canı vardır, onu da feda edeceğini ve şehide gerçekte bağlı olanın Önderlik olduğun belirtir. Zilan yoldaş tarihi sözleşmesini yapmıştır, geleceğe yürüyecektir. Büyük gün için bir mekana ihtiyaç vardır. Bunun için düşmanın halkımızı ençok katlettiği ve asimile ettigi Dersim seçilir. Beselerin, Zarifelerin, ve daha nice Kürt kadınının direniş sembolü olan Dersim’den düşmana cevap verilecek, tarihte yaptığı katliamların, jenositlerin hesabı sorulacaktır.
Munzurlarda esen özgürlük rüzgarı, Beritanların özgürlük çığlıklarına karışarak Zilan’a ulaşır. Asiliklerinde Dersim dağlarının sevdasını demler, olgunlaştırır. Zel dağından Sultanbabaya, Tariden Sülbüze, Haydaranlardan Ali Boğaza, Karsinikten Kırmızıdağa, Kızılkayalardan Düzgünbabaya, Anafatmadan Yılandagına dalga dalga Zilan’ın türküsü söylenmeye başlamış ve o büyük gün, 30 Haziran günü gelmiştir artık.
30 Haziran 1996 egemenin beynine, yüreğine balyoz gibi inen bir özgürlük gerçekleşmesidir. O gün düşman şaşkın, bizler ise gurur ve hüzün karışık bir sevinç içindeydik. Halkımızın tarihinde bir ilk, kadın tarihinde ise onurlu bir sayfa daha açılıyordu. Tarihin karanlıklarında kaybolmuş kadının gün yüzüne çıkışı gerçekleşiyordu. Diğer taraftan özgürlük yoldaşımız Reber Apo’ya bağlılık ve doğru yoldaşlık nedir bize öğretiliyordu. Tarihin karanlıklarında kaybedilmeye çalışılan tanrıçalık yeniden gün yüzüne çıkartılıyordu.
Tanrıçalaşmış bir gerçeklik kalıcı ve süreklidir, bilinip anlaşılması ve uygulanma çabasıyla bütünleşilmesi gerekir. Tanrıçalaşmak değerleşmektir. Değerleşmek sembol bir durum değil, yaşam ilkesine dönüşmektir. Bu nedenle Zilan’ı anmak ve anlamaya çalışmak, tarihsel köklerine dayalı ele alınmayı ve güncelleştirilerek uygulanmayı gerektirir. Çünkü tanrıçalaşmak tarihsel olmak kadar günceli belirlemektir, ona nüfuz etmektir. Bu nokta da Zilan’la yoldaşlık, değerler karşısında soyut duruş değil, değeri yaşamsallaştırmak kapsamında olabilmeli. Zilan genç bir kadın olarak ne düşündü, ne hissetti, nasıl yaşadı, neye inandı, inancıyla yaşamını nasıl birleştirdi, tüm bunları niye yaptı, neye güvendi, ne bekledi gelecekten, yaşamı nasıl sevdi, Önderlikle bağı neydi, çizgiye nasıl yaklaştı, kadın olarak özgürlüğü nasıl tanımladı, bir kadın olarak kendisini nasıl çözümledi, erkek egemenlikli, cinsiyetçi gerçeği nasıl ele aldı ve yendi? Bu nasıllar etrafında binlerce soruya doğru cevap verilmesini bekliyor Zilan.
Zilan’ı yakıcılaştıran koşulların artarak güncelleşmesi her zamankinden daha fazla Zilan ı anlamayı gerektirir bizler açısından. Bir kadın, bir fedai, bir Önderlik militanı, bir özgürlük inanışçısı, bir gelecekçi, bir fedakar! Zilan bunların toplamı olarak küçük kişiliğin tüketiciliğinden arınmış bir büyüklüğü zirve de ifadelendirdi. Onu buna götüren elbette inancıyla yaşamı arasındaki tutarlılık, diyalektik ilişkiydi. Bu nedenle amaç birey denkleminde kendimizi ele alarak yapılandırmak, toplumun kendisini ağ gibi ördüğü geleneksel tanımları reddetmek, özgürlük ihtiyacımızı radikalleştirmek Zilanca yaşamın ve uygulanışın militanları haline getirir bizleri. 2007 gibi Önderliğimize saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde her zamankinden daha fazla militanlığın, fedailiğin yani adanmışlığın gereğini yerine getirmemiz gerekirken, bunu yapabilmenin sadece istemle değil, uygulayışta kişilik gerçekleşmesini zirvede yaparak mümkün olacağını bilmek durumundayız. Özgürlük ve gelecekten beklentimiz somutsa, bunu karşılayacak gücü Önderlik olarak tanımlıyorsak, bu çizgiye inandığımızı belirtiyorsak, bizi bu çizgiden alıkoyan, amaçla birey ilişkisini kopukluğa uğratan, iki yüzlü, dar, yüzeysel, salt duygusal, iradesiz, yenilgiyi kabul eden, kendi kendine yetemeyen, beklentili, erkek gerçeğini çözümlemeyen ve beyninde yaşatan, geleneksel kadınlıkla yaşamı algılayan yönlerimizi çözümleyerek mücadele konusu etmek ve kendimizi gerçekleştirerek adanmış olmayı geliştirmek gerekir. Özgürlük mücadelesine katılım, toplumsal dönüşümü kadının radikal gelişimine dayalı gerçekleştirmek her zamankinden daha fazla Zilan’la olmanın gereğidir. Birey olarak varlığımızı tanımlayarak, kendimizi içerdiğimiz anlamla ele alarak, zayıf görülen yönlerimizi etkisizleştirip dünyanın değiştirilme formülünün avuçlarımızda olduğunu bilerek Zilan saflarında yer almalıyız. Yarının yapıcısı en fazla genç kuşak ise, en fazla gençlerin yaşama, geleceğe, özgürlüğe tutkuyla sarılması gerekir ve tüm bunlara bakışı değiştirecek bir devinim içinde olabilmelidir. Aldığımız her nefeste Zilan kutsanmalı, özgürlük dağlarına akışla ibadet edilmeli Zilan'a. Tanrıça dininin müminleri olmak böyle davranmak, böyle yaşamak, böyle savaşmaktır. Münafıklık oportünizimdir, varlılğını anlamamaktır, irade geliştirememektir, düşünememek ve doğru olduğunu bildiği şeyleri yapmamaktır. Bizler bu dinin müminleri olarak her türlü münafıklık belirtilerini reddederek, Zilan’ı anma ve anlama gücünü göstermek durumundayız. Çünkü biz kölece yaşamak istemiyoruz, çünkü biz Önderliğe inanıyoruz, çünkü biz verili olanı reddediyoruz, çünkü biz insanız ve insanın gücünü açığa çıkarmak, devletçi egemen sistemi aşmak ve yenmek istiyoruz. Çünkü biz sadece şikayetçi konuşanlar, miskince geleceğe bakanlar değiliz. Çünkü biz biliyoruz ki Dünya yı değiştirecek gücümüz var.
Mücadelemizin gelmiş olduğu aşamada her açıdan tarihi önemi büyük ve bir o kadar kıritik bir süreçten geçiyoruz. Düşmanın Önderliğimizi tasviye, gerillayı imha ve halkımızı sindirmeyi amaçlayan konseptiyle karlı karşıyayız. Birkez daha Kürt halkının özgürlük umudu, Reber Apo şahsında bitirilmeye çalışılmaktadır. Önderliğimizin yavaş yavaş zehirlenmesi, halkımızın, ezilenin, kadının yavaş yavaş zehirlenmesidir. Topyekun imha ve inkar politakasına karşı top yekun Beritan direniş çizgisini yükselteceğimiz, Zilan fedai çizgisini yaşamsallaştıracağımız bir dönemden geçiyoruz. Erkek egemen sistemin bütün çirkinliklerine inat, Zilanlaşarak egemenliğe vereceğimiz bir cevabımız var, yine Sorxwin, Viyan, Yıldız gibi egemen sistemin tüm geriliklerine verilmiş cevaplarımız var ve bunlar Reber Apo ile gerçek buluşmamızdır.
Bir 30 Haziran yıl dönümünde daha seni anarken ZİLAN yoldaş, büyüklüğüne, emsalsiz oluşuna en derin anlamları yüklemeye çalışıyoruz. O gün biz yoldaşlarında bıraktığın duyguları bir kez daha yaşarken, her gün biraz daha büyüdüğüne, biraz daha yaşamsallaştığına tanıklık ediyoruz. Tarihe bıraktığın izin, bir yıldız parlaklığında giderek daha çok parladığını görüyoruz. Senin ışığın bize yol gösteriyor. Senin ışığın Reber Apo’ya giden özgürlük yolunu biraz daha aydınlatıyor. Ne zamanki yolumuzu kaybetsek, tereddüt yaşasak sen gökteki en parlak yıldız misali yolumuzu bulmamıza, özgürlük kaynağına uzanmamıza ve suyundan içmemize yardımcı oluyorsun. Zilanlaşma gerekçelerimizin zirvede olduğu bir dönemde amaç, birey tutarlılığını güçlü bir şekilde yakalayarak, kaynağından sürekli içme ve o kaynağın sularına karışmadır. Ve özünle buluşma sözüyle seni ve bize mücadele gücü veren tüm şehitlerimizi minnet ve coşkuyla anıyor, Reber Apo’nun yarattığı gerçeklikler olduğunuz bilinciyle Başkanımıza bağlılığımızı bir kez daha yineliyoruz. Gelecek, inancı için mücadele edenlerin olacaktır!
Melsa Nurhak |