‘Yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyorum’’ derken Kemal Pir, Kürt ve Türk halklarının yeni yaşam anlayışı ve duruşunu ifade ettiğinin farkındaydı. 12 Eylül’ün vahşi ve insanlık karşıtı ortamında bu sözleri işkencecilerin yüzüne haykırırken, onurlu ve özgürlüğe gönül vermiş yoldaşlarının bu çizgiyi yaşamsallaştıracaklarına olan inancı çok güçlüydü.
Açık ki bir olgunun doğruluğu, ona olan inancın büyüklüğüyle bağlantılı olarak gerçek olabiliyor. İnanç, gerçeğe ulaşmak için gerekeli olana motivasyonu yani enerji ve hareketi sağlıyor. Bu sebeple Kemal Pir ve direnen diğer yoldaşların inancı o dönem dışarıda bulunan arkadaşlar ve halk için yaşam kaynağı haline gelmişti. Direniş ve mücadelenin dışarıda özellikle dağlarda başlaması, bu yaşama bağlılık felsefesini gerçeğe kavuşturmanın ifadesiydi.
Yıllarca toprağa düşen her şehit bedeni, onurlu bir yaşam için kendini bedel vermenin inancını taşıyordu. Buna karşılık her şehit arkadaşın idealleri, duruşu, pratiği mücadeleyi yükseltmenin vesilesi oldu. Böylece ölümsüzleştirilmeye çalışıldı her bedel. Yaşam ile ölüm arasındaki evrensel diyalektiği insan bilinci ve anlam gücüyle kısır tanımından çıkarmanın ifadesiydi bu.
Kuşkusuz, tarih boyunca bu diyalektiğe çok kafa yoranlar, ölümsüzlük peşinde koşanlar, büyük amaçlar uğruna yitirdiklerini yüceltenler olmuştur. Hala bütün savaşlarda taraflar kendi kayıplarını şehit ilan ederek onurlandırırlar. PKK’de farklı olan, özgürlük uğruna her şeylerini verme kararlılığı ve cesaretini gösterenlere büyük saygı duyması ve onları mücadele değerleri olarak üstün bir yere oturtması ile birlikte onlardan güç almakta, yaşam duruşlarını esas alarak kaldıkları yerden devam etmelerini sağlamaya çalışmakta, yani yaşatmayı esas almaktadır. Bu sebeple şahadet yıldönümlerinde yas tutulmaz, onları ifade edebilecek etkinlikler düzenlenir, moraller yapılır.
İnsan gerçeğini sadece fiziksel varlığıyla değil, duygu, düşünce, kişilik ve amaçlarıyla bir bütün olarak değerlendiriyorsak eğer, fiziksel ölümün insanın yok oluşu olmadığını kabul etmek durumundayız. Bu anlamda ‘şehit namırın’’ deyiminin ajitasyon amaçlı gerçek dışı bir söz değil, canlı bir gerçek olduğunu ifade etmek yerinde olur. Şahadet, ölümün değil, yaşama sıkı sıkıya bağlı olmanın, bitişin değil, yeni adımlara ön ayak olmanın tanımlanmasıdır. Kavramlar, yaşama bakış açılarıyla bağlantılı olarak anlamlandırılırlar. Farklı bakış açıları aynı kavramları farklı ifade ediyorsa, bunun sebebi felsefik alt yapılarının farklılığından kaynaklanır.
PKK gelişim dönemeçlerine bakılacak olursa, tıkanmaları aşan ideolojik felsefik duruşu tazeleyen ve yeni dönem perspektifine ışık tutan şahadetlerine cevaben güçlü adımların atıldığı görülecektir. Haki Karer’in şahadetine PKK’ yi kurarak cevap olma, cezaevi direnişlerini gerillacılığı geliştirerek karşılama, Ağit arkadaşın şahadeti üzerine gerillayı yayma ve ordulaşma kararı PKK’nin temel yaklaşımı oldu. Reber APO Zilan yoldaşın 30. Haziran 1996 yaptığı eylemi ve ardından gelen mektuplarını değerlendirerek, onun bir çizgi olduğunu belirleyip PKK’nin bu geleneğini taçlandırdı. ‘Zilanlaşmak’ dedi bu çizgiye.
Zilan arkadaş deyince ilk akla gelen amaçları için kendini lime lime eden bir kadın oluyor şüphesiz. Eylemiyle Zilanlaştı çünkü. Ancak ne bu eylem, ne de zilanlaşma gerçeği, fiziksel durumla anlam kazanıp çizgileşmedi. Özgür yaşama tutkulu bir duruş ve her türlü engeli aşacak kararlı bir yaklaşımdı ona bu meziyeti kazandıran. Kemal Pir’i parlak bir yıldız yapanın sadece son eylemi değil, coşkulu devrimci duruşu olduğu gibi.
Daha çocuk resimlerinde gözlerine yansıyan olgunluk, son resimlerinde çok derin ifadelere kavuşmuştu Zilan yoldaşın. Kırılan yüreklerin, ezilen bedenlerin, açlık ve sefaletin yükünü taşıyan halkın, kadınların acılarını taşıyordu sanki o gözler. Sanki sadece kendisine ait değildi. Oradan bakan tüm acı çekenlerdi sanki. Ama sabırsız değil, anlamlı, öfkeli değil, sevgiyle kucaklamaya hazır, boyun eğmeci değil, özgürlüğe ahdetmiş adeta. Ne toplumsal değerleri kenara bırakan bireysel özgürlükçü bir anarşist, ne de sadece toplumsal hedeflere adanan bir fedai duruşudur bu. Toplumsal özgürlük tutkusunu kendinde kimlikleştirmiş, iradeli bir bireyleşmedir Zilanlaşma. Toplum ile bireyin özgürlük değerlerini bütünlüklü kılabilen ve eyleme koyan bir iradeleşme.
Özgürlük hiç kimsenin hayır diyebileceği bir şey değil kuşkusuz. Bu evrensel bir eğilimdir. Diğer canlılarda bu eğilim nasıl ve ne kadar var bilinmez ama insanlık tarihinin bir yüzü zincirlerini kırmanın haykırışlarıyla yüklüdür. Bu hep vardır ve var olmaya da devam edecektir.
Ama özgürlük kendiliğinden gelmez. Büyük emek, bilinç, ahlaki değer ve azim gerektirir. Tüm sorunları karşılama ve sorumluluklarını üstlenme temelinde, anlam verme gücünün yüksek, yüreğin cesur ve kararlı, azmin sağlam olması, bir şeylerin değişmesini sağlayabilir. Bazen tek bir olayın tetiklemesiyle harekete geçme enerjisi açığa çıkabiliyorken, bazen adeta damla damla demlenerek birikir mücadele gücü. Ani çıkışlar çoğu kez çok hızlı kabarsa da erken dağılır. Ama birikimlerin yarattığı mücadele kapasitesi önemli çıkışların habercisi olur. Zilan yoldaşta ki, yaşama dair her şeyin önündeki engelleri kaldırma eğilimi, özgürlük hareketinin ortaya çıkardığı düzeyle pekişerek asıl kapasitesine ulaşmış olmakla birlikte, birey olarak kendi öz duruşunda da bunun zemini vardır. Ekip biçtiği kuru toprağın yeşermesi için taşıdığı umut ve başarısı, yanı başındaki kadınların cehaletini gidermek için harcadığı çabalar, bilinci, emeğiyle kendi ayakları üzerinde yürümeyi esas alması, evlilik hayatının özelleşen geleneksel kilitlerini koparması, halkın sorunlarına sorumluluk ve büyük bir bağlılıkla eğilmesi ve tabi mücadeleye radikal bir kararla katılması Zilan’ın yaşam duruşudur. Yaptığı eylem PKK’ de bir ilkin ifadesi olurken, zamanı, mekanı değerlendirme düzeyiyle de mücadeleye yeni ufuklar kazandırmış, yeni bir döneme öncülük etmiştir.
Özgürlük istemi, her zaman aynı anlam değerlerini kapsamaz. Kimileri içinde bulunduğu duvarların dışında arar sadece, kimileri yaşamın zevklerine ulaşmakta, sadece ülke bağımsızlığında ya da bir toprak parçasının kurtuluşunda. Özgürlükçü örgütlü bir yapıya katılıp bundan sonrasını kendi dışında arayanlarda vardır. Tüm bunlar kendi başına belli sınırlarda bir anlam ifade edebilir. Ama yaşamın her alanın egemenlik ve özgürlük çelişkisi canlı ve yakıcı bir çelişki olarak varlığını koruyorsa, sınırlı özlemlerin yeni çelişkilerle burun buruna gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu anlamda özgürlük sorunu toplumsal yaşamın bütününü ilgilendiren bir sorun olarak ele almak gerekir.
Geleneksel baskıların ağır etkisi altındaki kadınların sessiz çığlığı, dilini konuşamayan bir halkın lal özlemleri, tank top işkenceler altında inleyen bir ülkedeki çocukların gözlerinde büyüyen sağlıksız gelecek, açlık ve fakirliğin yarattığı onur kırıcı sahneler, diline ezilmişliğin, cehaletin, işsizliğin yerleştiği kendini ifade etme gücünden yoksun gençlik, bireyi hiçe sayan kendini gelenekselliğe hapsetmiş toplumsallaşma gerçeği ve buna karşılık toplumsal baskıdan kurtulma adına yozlaşan, içi boşalan, amaçsız bireyleşme olgusu var oldukça özgürlük sorunu da sürecektir. Bunların tümü özgürlük mücadelesinin gerekçeleri olmak durumundadır. Bu sorunlar birbirinin sebebi veya devamıdır.
Egemenlikli sistem yapısı sorunların kaynağı olarak bunları besler ve kör düğüm haline getirir. Bazı statülerin kazanılmasıyla bu sorunların giderilmesi mümkün olmadığı gibi derinleşmesine de sebep olabilir. Çünkü yaşam gibi özgürlük de akışkandır. Yetinmek, statülere sığınmak veya anı anına yaşamadan durdurmak, akışın önünü kesmek demektir. Zilan arkadaşın paramparça ettiği şey, düşmanın topyekun imha siyaseti ile kendimizde oluşturduğumuz sınırlılıkların getirdiği tıkanmalardır.
Özgürlükçülük adına yaptıklarımızı, yapabileceklerimizin son sınırı olarak gören yetinmeci anlayışımız, savaşta tekrarı yaşatırken, eylemin şiddeti sadece düşman saflarını değil, bizleri de sarsmıştır. Faşizan yönelimlerle mücadeleyi ve halkı sindirebileceğini planlayan düşmana çok ağır bir askeri, siyasal, psikolojik darbe olan eylem, bizim saflarımızda da mücadele ve yaşam tarzını gözden geçirerek, güçlendirmenin vesilesi olmuştur. Bilinçli veya bilinçsiz, iradi zayıflık veya dar ufuklar, kişilik yetmezliği ya da yanlış anlayışlar gibi sebebi her ne olursa olsun mücadele kapasitesinde kendimize belirlediğimiz sınırlar, özgürlüğümüzün de sınırlarıdır.
İktidarcı zihniyetin, egemen kesimlerde bastırmacılığı, yasakları, şiddeti, inkar ve imha anlayışı ve uygulamalarını getirmesi madalyonun bir tarafıdır. Diğer yüzünde özgürlük istemi olsa da, korku, boyun eğmecilik, süreklilik kazanamayan kesik kesik isyanlar ve iradi zayıflık vardır. İktidarcı zihniyet yapılanmasının tüm boyutlarını dikkate alarak mücadele etmek Zilan gerçeğine verilecek en doğru cevap olacağı gibi, zilanlaşma çizgisinin yaşamsallaştırılmasının da ifadesi olacaktır.
Mücadele kararlılığı, ahlaki değerlerin zemininde yeni kapıların açılabilmesini sağlar. Kararlılığı ahlaki zeminden ya da tersine ahlaki değerleri kararlı bir mücadele azminden kopuk ele almak büyük hatalara yol açar. Ahlaki değerlerini yitirmiş bir mücadele yaşam ve insanlık karşıtı sonuçlara götürebileceği gibi mücadele azmi olmayan bir ahlaki anlayış oportünizme veya boyun eğmeciliğe götürür. Zilanlaşma çizgisi her ikisini bir birine sıkı sıkıya bağlar.
Yazının başında da belirtildiği gibi bu mücadele yaşamı uğruna ölecek kadar sevme anlayışına dayanır. Ana tema yaşamı sevmektir. Yaşam özgür topraklar, özgür ilişkiler, özgür ifade, özgür düşünce, özgür varoluş ve özgür doğa demektir. Baskı ve kölelik koşullarını insanlık adına yaşamak olarak tanımlamak mümkün olmadığına göre, bunu ölümün bir biçimi olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Buradan yola çıkarak Zilan arkadaşın saç tellerine kadar parçalanan bedenini, verdiği yaşama dair mesaja bakmadan ölme öldürme sonuçlarına ulaşmak yüzeysel ve yanlış bir yaklaşım olur. Onun tarihsel anlamını çözmek gerekir. Kritik bir dönemin öncülüğü derin felsefik anlam gücüyle yüklenmiştir. Tarihi bir geçişin açılışını, toplumsal değerleri kendinde yoğunlaştıran bireyler yapar. Tarzı ve eylemi kendine aittir. Onun açtığı yoldan diğerleri geçerek, ortaya çıkan imkanlarını değerlendirir ve mücadeleyi yükseltir. Amaç bu olduğu gibi yapılan öncülüğe en doğru cevap da böyle verilir. 30 Haziran eylemi tümüyle Zilan yoldaşa ait, ama ortaya çıkardığı yaşam ve mücadele çizgisi halka ve tüm özgürlük savaşçılarına mal olmuştur.
TEKOŞİN OZAN