|
Bir sevda- sevgi yazısı
İp ince sokaklardı sesini çevreleyen gelişim. Katmerli tereddütlerin sarmalayan sabırsızlığı... Gelsem de gitmezsem diyordum.
Yıldızların ışığına bulaşmış aydın sözcükler, ılık bir buyurganlık dolaşırdı dalgınlığının deltasında. Sen oradaydın, dünyasına uğradığım bütün epiklerin orta yerinde. Ve yine yoktun tarife gelmeyen tanımdın biraz. Bu yüzden ben sana bir vardım bir yoktun desem ve aradığım bulduğum sonradan yok olandın desem...
İp ince bir kırptı doluyor damarlarıma ve nefes alış verişlerimde sarsılan bir ben. Kendimden elimi eteğimi çekerek düşünüşte yaya ilerleyen yalın ayak bir ben.
A 'dan öteye geçemeyen, buğulu fallara kalan mevsimsiz kuşları yazıyorum şimdi. A mıydık, buğulu fallara kalan mevsimsiz kuşlar mıydık? De haydi, zaman şakağımda patlıyor, şu ağlamaklı hüznü bozupta söyleSEN. Biliyorum ölümsüzlük sırrının peşine düşen Gılgamış misali badirelerin haritasında dişimi tırnağıma takarak bulmalıyım, Ben’imde büyüyen şu Sen’dekini..
Yumuyorum gözlerimi içinde ıslandığın karanlık, ellerin kokuyor. Oysa korkudan dolaşamazdık karanlıkta. Ben olmadan Şehit T.Y o olmadan ben geçemezdik mezarlığın yanından. Şimdi karanlıkları bile seviyorum. Sonra… alevler dolayarak boynuma mevsimin yağan ilk yağmurlarında yitiriyorum kendimi. Dolaştığımız bütün mekânları nakaratlayan adımlarım inleyene dek. İyice atıyor bendeki Sen’sizliğin nabzı. Toprağı yokluyorum, gökyüzünü. Deli divane soluğum kesiliyor, kurcalarken bütün anıları. Toprağa düşüyorum, gözlerine... Ve göğe dönüşen yüreğine.
İp ince bir küskünlük kırıyor kabuğunu. Biliyorum çayını içmezsem, bağırmazsak çağırmazsak ve sonra afacan çocuklar misali tekrardan dönmezsek yeni başlangıçlara harfleri kanar kaderimizin. Bağdaş kurarak dünyana, ben sana yaptıklarımı SEN bana yaptıklarını fi tarihinin girdaplarına kurban veriyoruz.
Mırıltıya benzer tınılarla ölü kelebekleri sakladığım kitabının arasından bir kâğıt uzatıyorsun bana eski bir şiir benim de sevdiğim ama hiçbir zaman tadına varamadığım Bu ezbere bildiğim şiiri benden yorumlamamı istiyorsun.
Ölü kuşlar mevsimindeydik Döğmeli kadınların nasırlı elleriyle sevilirdi sabahlar Dikili taşlar ardında yar ile aramızda uçurumlar Mermiler tutuştururdu saçlarını uykularımızın Düşerdik yollara irkilerek Severek ölürdük Ölürken duyulurduk Biliyorduk Ölü kuşlar mevsiminde büyürdük
Yorumlama yerine sana kendimi anlatıyorum.
Bilmiyorum! Ağız yeri zehire bulaşmış mutluluk belkide Aşk, bardaktan dolup taşan. Bu şiirde bir yitirilişin ilan edilmemiş, çoktan afişe olmuş volkanı. Ama ne garip kelebekler durmadan ölüyor baharlarında aşkların. Ve sen bu şiiri ölü kelebekleri taşıdığın kitap sayfaları arasında saklıyorsun. Bu kelebekler aşk baharlarında ölen kelebeklerdir dercesine.
Bende mırıltılarla cevaplıyorum. Eğer bir gün yazmayı öğrenirsem ölü kelebeklerini yazacağım aşkların, mutluluk zehirine bulaşarak 7 gün yedi gece acılar içinde ölen kelebeklerini.
SE'siN
Asi dağ ırmaklarının çağlayanlaşması ve çökmesi gün ışığının serin sabahlara. Uykularının en tatlı yerinde saçları okşanan çocukların yanaklarına kondurulan sıcak öpüşü annelerin.
Bir şarkı tutuşturuyor karanlığın ucunda. Beklediğim ve en son benim okuduğum GÖRÜLMÜŞTÜR mühürlü yarısı karalanmış mektupların hasret hıçkırığı düğümleniyor boğazımda.
İp ince bitimsiz vedalar serisiydi Sen den gidişim. Başımı dayadığım otobüs camından kayan ışıklar... Boynu bükük ağaçlar... Uzayıp gidiyordu yollar. Bütün renkler, bütün sesler bana SEN’i anıştırıyordu senden uzaklaşmama izin vermeden. Titreyerek sıkıyordum avuçlarımda o şiiri.
A' dan öteye geçemeyen, buğulu fallara kalan mevsimsiz kuşları yazıyorum şimdi. A ‘mıydık, buğulu fallara kalan mevsimsiz kuşlar mıydık? De haydi, zaman şakağımda patlıyor, şu ağlamaklı hüznü bozupta söyleSEN. Neydik?
|