|
Yüreğine küskün ölü yapraklar açmış bir şehri arşınlamaktan geliyorum.
Senden bahsetmedim, yolculuğumu düşünerek tükettim. Kulakların ne çok çınlamıştır çünkü bir kalple konuşmaktan daha büyük bir anma olamaz. Bir kalple konuşunca koparmış kızılca şimşekler.
Yüreğine dokundum dağların tanıklığında, sular toprağa yağdığında ve belki bir ceylan yüzünü sürdüğüne o parıltılı akışkanlığa.Yüreğin... yüreğin bir gözyaşı tadında. Sevgili, sırdaş, yoldaş ve benden.
Kahrolmanın, yanmanın üzülmenin ve halkına nefes nefese koşan o mavi hüznün ivecenliğiyle evrilmenin sendeki kutsallığını düşleyerek avuçluyorum. Bu loş, karanlık, bitaplığında dingin, demlenmiş suskunluklara yelpazesini açıyor ışığın. Ama ışığının damarlarında beklentilere, temennilere tetiklenmiş kanıksadığın acıların. Ve ben acılarını öpüyorum alnından. Acıların ki dalgın umut savaşçılarının hayallerini çiziyor.
Susuyorum çünkü biliyorum ki kalemine yazılıyorum.
Oysa ben anlatmalıyım, köhnemiş duyarsızlıkların günahlarını. Ve bu günahların laf ebeliiğinde vicdanlarını kandırarak sunni yalanlarla harcını attıkları kandırmacaları...Sen ise evelden gerçeğin sabahında usul usul kıyıyorsun akşamlarına, ateşinin seyrinde bir mum gibi yakarak kendini. Alnından öpüyorum susukunluğunun, hissedilmezsede çığlığın bilenmiş bir kavgasın kendi halinde.
Gecenin inleyen vaktinde
Ölü bir hayattan devaya yakarış
Süzülmüş bir acının deminde
Sende ruh bende yaralı bir satır
Sende yakın bir umut
Bende imkansız bir uzak
Aralanan Uzakların perdesinden sesin ve nefesin. Voltasıyla dans eden bir tutsağın açlığa bulanmış o katmerli ve kirli yılların bile incitemediği ne mektubun ne demir parmaklıkların paraleyemediği duru umutları fısıldıyorsun kulaklarıma. Fısıltıların bir deprem, süzülüyor yüreğime. Bütün baharlarımı kurban ediyorum. Sana bu yüzden eriyorum, harflerinin sarnıcında kendime yine gelmek için.
Gölge... gölgen olabilrimiyim. Gölgen olabilirsem aşkını anlarmıyım. Gölgeler düşüyor dizelerimin bağrına, kendine kıyarken titreyerek, bizliğimizi haykırıp varoluyoruz. Kimse duymazsada bizi, ben gölge, sen bir aşk makamında tutuyoruz bu dirence tutkulu hayatın ellerinden.
Hangi dağ neredeyse sırtımı yaslıyorum bir dinin kutsallığını içercesine uyarak. Sen her dağda mevsimlere kuşanmış bir nergis, zemheride yalın tenli kardelen. Ne ben senin kıblen ne küzeyinim. Yömümüz yok bizim aynı yerde çarpar yüreğimiz. Döndüğümüz her yönü umudun doğacağı yer belliyoruz. Çünkü kalbimin ışığı sesinin geldiği yerden.
Şimdi gece sensin
Sana dair mavinin mahsumiyetinde durulanıyorum
Bir sızı.. sana vardıkca hafifleyen
Sensin şimdi gece
Gözlerim kapanırsa da gitme
Hüznünü ayıklıyorum bize benzemek için uyduruk yanaşma ve yakınlaşmaların tedbirlerini alan istifadeci edalardan, bu anlaşılmazlık denizinde kendimize yetmişliğimizin işgal edilmemesi için. Bir soğuk şaşkınlık esaretinde sana sesleniyorum kilitliyken dudaklarım. İçimde bir duman bir sis bir acı, kül. Ve içimde adını yazarak sereserpe büzülen ismin, gölgen.
Biliyorum gölgen gerçeğin takendisidir. Çünkü sen kendine külleniyorsun.
Sen ki çocuk halimsin istenilen ve arzulanan herşeyin penceresinden bakarak dünyaya. Bu ters yüz olmuşluğun içinde gözlerin açık ölüyorsun bu tükenen yaşayışların yerine kahroluyorsun Hüzünlü, yanlız ama direncin serinliğine sende biten her ışıltıyı akıtarak. Bu yüzden sen benim susarken konuşan halimsin ve bu yüzden sen dağların düşerken o şerefli galibiyetle gözlerini açacağı en duru yurtsun ve bu yüzden keşfedilmemiş yakalanmayı bekleyen arzularımıza yakın duruyorsun. |