Orada her zaman üç mevsim yaşanır. Doruklarında kar fırtınası, yamaçlarında bahar ve etekleinde sıcak bir yaz, ya da eteklerinde hüzünlü sonbahar, yamaçlarında sımsıcak yaz ve doruklarına da henüz gelmiştir bahar. Evet böyle bir yer var ve burası Zagrosların asi bir tepesi olan Çarçela. Zagroslar; Anadolu Torosların Medya ülkesindeki kardeşi, üç kol halinde Kürdistan’ı sarmalayan bir kale gibidir. En Kuzeyde Agiri’den başlar, İran Körfezi’ne kadar uzanır. Yüzlerce km. genişliğinde, 3000 ile 5000 m. arsındaki yükseklikte, Agiri en doruk olarak 5000metreyi. aşıyor. Zagrosların koynunda yer yer büyük geniş ovalar ve yaylalar vardır. Bu yaylaların bir tanesi de, Çarçela’nın koynundaki, çiçek cenneti “Geverok” yaylasıdır. Geverok; inanılmaz zengilikte, rengarenk çiçekleriyle, bahar mevsimiyle temmuz sıcaklarında tanışır. Geverok’a bahar geç gelir, erken gider ama, her günü bir aya bedel bir baharı yaşar. Çarçela’nın volkanİk göllerinden doğan ve insan tenini bıçak gibi kesen soğuk geverok deresi, zümrüt ve pırlantaları kıskandıran güzellikte çakıl taşların üzerinde, gür ve berrak akarak doğu yönünde Şemzinan Çayı’na, güney yönünde ise Avaşin’e ulaşır. Yani Çarçela, Avaşin gibi bir cennet suyunu doğuran anadır aynı zamanda. Geverok çayının etrafındak reyhan ve nane kokusu kilometreler ötesinden burnunuza gelir. Suyu içmekle doyulmaycak kadar muhteşemdir. Çarçela yalçın kayalıklarıyla Geverok’u bir kale gibi sarmalamış, yanlızca dere yatağının olduğu yerden bir patika yolu vardır, aşağı köylere uzanan. Gerilla savaşından önce bu yaylaya Gever, Şemzinan köylüleri yaylaya gelirlermiş,halen her yerde yayla çadırlarının izleri vardır. Şimdilerde gerilla meskenidir Geverok ama, o çadır yerleri öksüz çocuk gibi sahplerini beklerler... 1998 bahari, Temmuz sıcaklarıyla Geverok’a gelmişti. Hereki alanındaki gerilla güçleri kuzeye geçene değin, çok zorlu bir kış geçirmişlerdi. Üç bölük gerilla gücü Geverok çevresindeydi, normalinde burda en fazla bir bölük barınırdı, ama yakın bir tarihte eylem yapılacağı için, geçici bir süre buraya gelmişlerdi. Bizim bölük tam gerverok başında ve o zümrüt rengi derenin kenarındaydı. Bölüğümüz çok renkli, çok kimlikli ve yaş ortalaması 25-26 idi. Rus, Ermeni, Türk, Arap, Azeri, hevaller vardı, ben o sıra bir kitap yazıyordum “Dünyanın En Renkli Ordusu ARGK” diye. Kitapta bu renkli halkların genç ve onurlu yürekleriyle röportajlar vardı. Maalesef kitabı bir operasyon sırasında gömdüğümüz yerden uzun süre çıkarmayınca, fareler tarafından kemirilmiş olarak bulduk. Çok üzülmüştüm, emeğime değil, o hevalerin bir çoğu şehit olmuşlardı ve onlarla yaptığım röportajlar çok kapsamlıydı. Güler yüzlü, narin yapılı, Balıkesir’li yörük kızı Evin vardı bölüğümüzde. Samsun’da hemşirelik yaparken yurtsever öğrencilerle tanışır ve 1992 de dorukların tılsımlı yolculuğuna koyulur. Çok güzel bir Kürtçe konuşurdu, tanımayanlar onun bir Yörük kızı olduğuna asla inanmazdı. O bahar Önderlik sahasına gitmek için rapor yazmış ve kabul edilmişti, sevincinden uçuyordu. “Öndelikle tanışmak dünyayı yeniden tanımlamaktır benim için” derdi. Onu her gördüğümde, yörük köylerindeki sefalet, geri bırakılmışlık, yoksullukları aklıma gelirdi. Halkların buluşma noktasında bu ortak paydaların çok büyük rolü var. Bazen şakalaşırdık onula, “of ya sen yörüksün kimlik sorununuz yok niye geldin be hevalim?”deyince gülerek, “yörükler dağları sever, e burasıda müthiş güzel bir dağ, niye gelmeyeyim ki...” diye o şen gülüşüyle yanıt verirdi. Geverok bir başka güzeldi bu bahar, ama bu güzelliğini Temmuzun son haftasında müthiş bir hüzün kapladı. “Şehidan” bölgesinden bir tabur arkadaş, Behdinan tarafına ve Botan’a geçmek için gelmişlerdi ve bizden de bir bölük heval onları karşılamaya gitmişlerdi. Bölge komutanımız çok sempatik, akıllı ve iyi bir gerillaydı, ama biraz keyfiyetçiydi ve bu keyfiyeti zaman zaman hata yapmasina zemin sunuyordu. o gun, gun ortasinda en az iki taburluk bir güç ile köyün içinden geçmiş, koruyucularin da bulunduğu bir köye girmiş, daha sonra da diğer köylere ve en sonunda köylerin ara yerinde bir alanda dinlenmeye çekilmişler. Tabi ihbarcılar uyumaz, ihanet kol gezerdi oralarda ve bir hain ihbar sonrası, bir anda kobra sesleri duymuştuk. Bizim bölük her şeyden habersiz, Geverok cennetinin içinde eğitim yapıyordu. kobra sesleri gelince her kes intişara kalkti. Biz birinci manga olarak, Delil arkadaşin komutasinda tepeye çıktık. Tepeden her yer ve her şey çok net görünüyordu. Bizim bölük pusuya düşürülen arkadaşların kurtulması için tüm tepeleri tuttu, düşman çok hızlı bir şekilde etrafa indirme yaptı ve Çarçela’nin kuzey tepeleri düşman tarafindan tutuldu. Gün ortası ve hava çok açık, iki kobra sürekli arkadaşları bombalıyor. Bizim tepe çok sağlamdı biz bilinçli olarak açık hareket ettik ki, kobralar bize yönelsin. orta tepedeki Karlos heval ve beş bayan arkadaşın kurtulşu çok zor görünüyordu. Bir kobra bize geldi, biz sığınaklara girdik ama Delil arkadaş çok cesaretlice hala BKC ile tarama yapiyordu. Düşman pilotu bizim onları oyaladığımızı anladı, çünkü biz göz göze gelmiştik, ama kurşunlar bize isabet edemiyordu ve döndü. iki kobra orta tepeye yöneldiler. orta tepe "Baye" köyünün üstünde çıplak tek bir kaya veya ağac yoktu. Altı arkadaş kendilerini feda ettiler ve kahramanca şehit oldular, ama iki tabur arkadaş kurtulmuştu. Yörük kizi Evin o gün şehitler kervanına katıldı, dünyanın en sevimli ve en harika komutanı Karlos da. Karlos Ormiye’liydi, her an ve her koşulda yüzünden eksilmeyen tebessümüyle moral kaynağımızdı. Onları saygıyla bir kez daha anarken, gerilladaki keyfiyetçiliğin bittiğini bildiğim için ve gördüğüm için çok mutuyum. O gün bir olay daha beni çok derin etkilemişti. kobralar yamaçtan aşaği inen bir bölüklük arkadaşi farkedemeden, Şemzinan köylüsü olan ve bizimle yer yer çatişmalara giren koruyucu başi devreye girdi ve telsizle kobrayi aksi yöne yönlendirdi. yoksa o gün keyfiyeci tabur komutanimiz yüzünden, belki de 30'-40 arkadaş şehit verebilirdik. o gece her kes çok öfkeli, herkes çok sessiz ve her yer hüzünle kaplıydı. orta tepedeki altı arkadaştan bir bayan arkadaş, çok soğukkanlıca ve müthiş bir kıvraklıkla yaralı halde kurtulmayı başarmıştı, diğer arkadaşlar çok barbarca ve her bir cesede onlarca mermi sıkılarak şehit edilmişlerdi. Kobra pilodu barbar çığlıklar atıyordu. o gün bizim düşmanın normal olmadığını ve kesinlikle operasyona gelen TC askerlerinin psikolojik olarak şizofrenik birer vaka olduklarına inandım. Bir insan bir insanın cesedini nasıl parçaladığını, sevinerek anlatamaz. Evet o pilot sevinç çığlıkları atarak, beş güneşin cesedini nasıl parçaladığını karşı tarafa telsizde anlatıyordu. Geverok çok acılıydı, Yörük kızı Evin onu çok sevdiği için yine onun koynunda ebedi yolculuğuna çıkmıştı, benim ve Geverok’un tek tesellisi bu olmuştu....
|
|