|
Hep aklımdasın
kulaklarımda nergis beyazı sesin
şimdi neredesin ne hallerdesin?
anladım olmazsan fenayım
olmazsan başıma belayım
Karalayıp temize çekiyorum;
sesini duyabilmenin ihtimalinde koşarken tökezleyip, acısından merhamet dileyen
ve yalvaran bu cehennemi. Dağlarda güneşin yeninden terler damlayan, karın,
beyaz yağmurun mavisi ve gecenin siyahından nasibini alan ellerim… Bu ellerle
yüzünü temizliyorum ve seviyorum cehennemimi. Düşün yanmazsa sana cehennemim,
nasıl düşer ve kalkar sana cennettim.
Rüzgâra döndüm, hıçkırıklar, şikâyetler
ve dopdolu çığlıklarımın başkaldırısıyla zapt edilmez sonsuzluklarımın göğüne
düştüm.
Bedenimde işgal eden bir sancı…
bir sancı ki bütün teslimiyet tütsülerini sürmüş tenime, bir sancı ki dilimi
bilmez sağırlıklar içinde ve beni dinlemez un ufak eder yüreğimi en bitirecek
yerinden.
Rüzgâr geçip gitti. Bir girdabı takarak günlerimin boynuna. Sabahı, akşamı,
öğünleri haram… Sana ulaşamayan hiçliğime kaldım.
Küsmüş canlılığına bu kent
entrikaların refakatinde saralıdır
gezdiğin, gördüğün yerlerdir yurdum
ıslıklı ağaç dallarıyla dertleşiyorum
Üşüyorum
sensizlik kar yağışı
çığa dönüştü kirpiklerimde
tövbe ettim ağında çırpındığım ayrılığına
Asuman dikenden kara umman
mum alevinden peşrevimsin
darma dağınığım özlemin depreminde
bakışlarımı yollara ektim
ezbere bildiğim tek şiirim yüzün
ayıkken yatarken yüzünü mırıldanırım
dilimde maviliğin
anıları durmadan başa alıyorum
Saat gecenin en koyu hali.
Uykular dizlerini karnına çekmiş, ölüm bile şimdi çatmıştır silahlarını. Ve
zamanın bağrında parolasız dolaşıyorum deli divane. Gök kubbemden bir hırsız
gibi ilişiyorum suretine. Ellerim titrek, dokunsam yanacağım, dokunmazsam
eksilen kendime kalacağım.
Kıyamadım bin bir katliam akıttım
damarlarıma. Kutsal acıların koruduğu
yüzüne kıyamadım; yandım ve eksildim. Sana cehennemimden boylu boyunca bir
hasret türküsünün aydınlığından bir meşaleyle bakıyorum.
İnleyen ah’larımın
limanlarındasın, dalgaların ne bende nede görünmezliklerde. Ne hayatında ne
hayatımdayım şimdi… Bir hiçliğin biyografisinden erişilmezliğe köle, düşe kalka
vuruyorum dizlerine merhametin, kendimden sana kurban etsin diye.
Zamanın ibresi nerde bilmiyorum. Seni yazıyorum soluğumun mürekkebiyle. Ve bir
ben doğarım satırlarımın duraksadığı, sana baktığı her yerde. İçimde önlenemez
bir deprem. Sabaha çıkar mıyım bilmiyorum. Donakalan bakışlarımda bir baharın
ılık, tatlı gülüşünde sıcaklığı, rengin dağılıyor. Seni ararken, ben kendimi topluyorum
Netameli kılınan kentteyim
sensizlik imlalarımı sildi
başlangıcı gün doğumu
sonu belirsiz mektubum
Kitaplar kaçkınlığın gediği
muhabbetler ise birbirini yolar
yavanlığa gömülür
yabancılığım mekik dokuyor
bir uçtan diğerine
aldığım her soluk boğazımı sıkan pençe
Geceki öyle belalı, sabaha salmaz
desturuyla. Sabah ki tadına varmadığım bir kelime. Ya sen zaman ötesi sevgilim.
Duyar mısın seslenişimi bu zaman çarmıhından yükselen haykırışımı. Karalanmış
bir satırda kaldım şimdi.
Duy anla, kendine sakla ve
hayatına sal.
Gece sisler içinde bir asır. Ve
şimdi sabah… Gün kara toprağını serpiyor üstüme. Sen.. Ey zaman dışındaki
sevgilim. Sen.. düşlerimdeki ayık melek. Uykularımda mahsur bir şiir. Oradasın.
Kalbim, ellerim, cennetim, cehennemim her şeyim sende kaldı. Bir ben kaldım
ganimetim, seni çılgınca arayan ve sana taparak yaşayan.
Duy anla, kendine sakla ve
hayatına sal.
Hep aklımdasın
kulaklarımda nergis beyazı sesin
şimdi neredesin ne hallerdesin
anladım olmazsan fenayım
olmazsan başıma belayım
anladım olmazsan fenayım...
|