|
Sensizlikle geçen yıllara biri daha eklendi. Hasret, özlem ve alışamama dört yaşını da bitirdi. Ne de uzun bir zaman... Bu yıl seni nasıl anmalıyım diye düşünürken, kültür sanat akademisinin folklor bölümünün, bir yaz gençlik kampını senin adına düzenlediği haberini aldım. Sonra da gençler sana dair konuşmam için beni de kampa davet ettiler. Bir yanım olmaz yapamam, bir yanım da yapmalıyım dedi. Çünkü seni herkes bilmeliydi, tanımalıydı. Anlatamamaktan korksam da, anlatmamak ve seni saklı tutmak daha korkutucu geldi.
Gençlerle biraraya gelince, önce seni tanıma şansına eren oldu mu diye onlara sordum. Hepsinin yüzüne bir gülümseme yayıldı. Seni tanıyan tanımayan herkesin sana dair anlatabileceği birşeyler vardı. Aslında herkes tanıyordu seni. Gençlere, kadınlara, çocuklara kısacası halka mal olmak dedikleri bu olsa gerekti. Ve anlatmaya başladılar. Herkes sana dair biraz dinleyici, biraz anlatıcıydı.
“Benim mücadeleye ve özelde de halk danslarına merak salmam onun sayesinde oldu. Bir zamanlar o da folklor ekiplerindeymiş. Ona bağlılığın gereği olarak burdayım.”
“O çok farklıydı. Bir genç olarak onun yanında kendimi hep çok rahat hissettim, baskı altında hissetmedim. O herkesin özgünlüklerine göre yaklaşmanın ustasıydı. Gençlerle genç, çocuklarla çocuktu.” “Heval ez nizanim bejim çi. Hestên xwe çawa bînim ziman. Ew cuda bu.”
“Ben tanıyacak kadar kalmadım. Sadece bir kez İsviçre’de rastladım. Benim bir özelliğim vardı. İnsanlara selam verirken yüzüme bakmasalar, ellerini bırakmazdım. Bu bir tik gibiydi. O’nu gördüm ve selam verdim. Yanındaki arkadaşa bakarak, bana selam verdi. Elini bırakmadım ve bana bakmadan selam vermesinden rahatsız olduğumu söyledim. Gülümseyerek ‘tamam bakarım’ dedi ve bana baktı.” Bu konuşma ardından bu anının sahibi olan genç arkadaşa dedim ki, bu senin onu tanıman için oldukça güçlü bir veri. Onun doğallığının, insanların duygularını önemsemesinin dışa vurumu. Haksız mıyım?
Söz sırası bana geldiğinde yüreğimde tarifsiz duygular çatışmaya başladı. Kimi zaman katıla katıla gülmek, kimi zaman coşkudan uçmak, kimi zaman acıdan kolu kanadı kırık bir hale gelmek, bazen de ağlamaklı ve çaresiz olmak... Sana ayrılan sohbetimizde tüm bu duyguları içiçe yaşadım, yaşadık desem beni en iyi yine sen anlarsın. Şöyle başladım konuşmama: “O’nu keşke hepiniz görseydiniz.” Ama hemen ardından “Yok yok iyi ki O’nu görmediniz” dedim. Bak bana güldüğünü hisseder gibiyim yine. İnan ki seni tanıdığım için çok şanslıyım, ama keşke tanımasaydım demediğim zamanlar da yok değil. Ama hayır kızma. Seni her düşündüğümde içimden atmayı beceremediğim duygular bunlar. Hem sevincim, hem acımsın. Tanıdığım için, seninle yürüdüğüm için çok mutluyum. Hatta bu mutluluğun dozu o kadar yüksek ki, acımın da dozunu arttırıyor. Hani hergün her birinde seni ve tüm yitirdiklerimizin yansımasını gördüğüm o kadar güzel arkadaşlarımızı kaybediyoruz ki, hepsi de katmerleştiriyor yaralarımızı. Ama yine de, birlikte çalıştığın, birlikte mücadele ettiğin, zorlukların üstesinden geldiğin, bir parça kuru ekmeği paylaştığın, aynı kefiyenin altında ısındığın, aynı mevzide savaştığın arkadaşların insanda bıraktığı acının yeri başka oluyor. Bunu ayrımcı bir mantıkla belirtmiyorum. İşte sen de buradan baktığımda benim için yeri doldurulmaz, yokluğuna asla alışamadığım arkadaşlarımın içindesin. Hiç görmediğim arkadaşlarımın masum ve tertemiz yüzleri, kafamda hep bir fotoğraf olarak var. Ama sana dair o kadar fotoğraf var ki, film şeridi gibi, her adımda, her an gözlerimin önünden akıp giden... İstediğin zaman bir filmi takar ve izlersin ya, öyle işte. Ama gel gör ki hep aynı kareler bunlar. Ve aynı da kalacaklar. Ve en kötüsü de bunlara yeni karelerin eklenemeyeceğini bilmek.
Seni anlatmaya devam ediyorum. Benim duygularımdaki dalgalanmalara göre karşımdaki kalabalık genç grupta da aynı etkileşimleri görüyorum. Onlar da kah gülüyor, kah hüzünleniyor.
Başka nelerden mi söz ediyorum? Bazılarını sana da söylememiştim. Mesela seninle tanışmadan önce, hakkında duyduklarım o kadar olumluydu ki... Çok olumlu izler bırakmıştın herkeste. Zaten benim nazarımda da en bariz özelliğin iz bırakan yanındı. Geçtiğin her yerde insanlarda senden kalan bir şeyler var. Mesela Doğulu bir aileye misafir olmuştun İran’da. Avrupa’da yaşayan bir dostun ailesiydi. “Engin diye bir misafir gelecek ilgilenin” demişti ailesine. Sadece bir gece kaldığın bu evin babası, sen gittikten sonra oğlunu aramış ve demiş ki: “Kurê min te ji min re hevalêk wisa şandiye ku, navê wi Enginê lê bi xwe wek engîwîne.” Engîwîn Soranca bal demektir. Yani şunu demişti: “Oğlum sen bana öyle bir arkadaş gönderdin ki adı Engin, ama kendisi bal gibi.” Bu sadece bir örnekti. Sen herkesin aşkı, sevdalısı, yoldaşı, dostu olmayı başarmıştın.
İri olmayan bedeninde öyle bir yürek vardı ki, adın gibi Engindi. Cüsseni hep seninle ilgili duyduklarımla bağdaştırmıştım. Kocaman bir insan. Ama öyle değildin. Başta şaşırmıştım. Ama karşımdaki bu minik bedende ne kadar çok şey gizli olduğunu görmem uzun sürmemişti. Birçok insan seni ilk gördüğünde sıradan bir genç, acemi tecrübesiz bir insan sanmıştı. Ama bu intibayı yıkmak için birkaç dakika sana yetiyordu. Bir halk toplantısında gittiğin dernekteki Xalolardan biri, “Yeğen hele ordan dayına bir çay getir” dediğinde usulca kalkıp getirmiştin. Ama ardından senin toplantıya konuşmacı olarak gelen arkadaş olduğunu anlayan Xalo bayağı mahçup olup, özür dilediğinde ona o inanılmaz güzel gülüşünle “Ee ben senin yeğenin değil miyim?” demiştin. Bu basit bir anı değildi aslında. Halka öncülük yapan bazı insanların doğallıktan uzak, yetkici ve etikete dayalı yaklaşımlarına karşılık, bir kitle öncüsünün örnek davranışıydı. Her türlü iktidarcı yaklaşımdan sıyrılıp, insanlarla doğal ilişkilenmek ve insanlarda hizmete dayalı yer edinmek... Bu işte senin temel felsefendi.
Ah bir bilsen şu zamanlarda senin bu yaklaşımına ne kadar da muhtacız. Ve doğallıktan uzak, yalın bir hizmet ve emek verme yaklaşımından uzak her tutum nasıl da bu ihtiyacı yakıcı hale getiriyor. Ne kadar özletiyor seni. Eylem alanında, insanlarla olan ilişkilerinde, bir çalışmaya yaklaşımında asla taviz vermediğin ciddiyetin ve sürükleyiciliğin ne kadar da boşluk yaşatıyor sevenlerine. Sevenlerin demem biraz tuhaf oldu. Ben seni sevmeyen bir insana rastlamadım ki. Bir ortamda adının telafuz edilmesi bile bir tebessüm yayıyor tüm yüzlere. Sen güleç yüzlü, çocuk ruhlu güzel arkadaşım tüm güzelliklere hala kaynaklık ediyorsun.
Yok yok iyi ki girdin dünyama, iyi ki tanıdım seni, iyi ki seninle güzel anlara şahitlik ettim. Ne yalan olursa olsun, hiçbir şeyin değiştiremeyeceği tek şey bu benim için.
Songül Beyazgül |