| |
| Eklenme Tarihi: 20.08.2007 Saat: 02:51 |
|
|
|
Yazi yazan, özellikle de analiz-elestri boyutlu degerlendirmelerde bulunanlari iki gurupta toplayabiliriz. Birinci grup, tamemen bir elestri makinesidir ve hiç kimseyi, hiçbir seyi begenmez, belden asagi ya da yukari ha bire vurur duru.Ancak hiçbir zaman çözümler konusunda en ufak bir fikri yoktur.Ikinci gruptakiler ise ellerinde Çuvaldiz ile var olan ve yasanan sorun ve eksiklikleri dile getirir ve olasi çözüm noktalarini da ifade etmeye çalisir. Bendeniz naçizane ikinci grupta olmaya çaba sarf ederim.En azindan bunun için oynatirim kalemimi. Bir önceki yazimla ilgili son derece olumlu elestriler aldigimi ifade edebilirim.Ancak saygin bir arkadas toplulugu ile sohbetimizde bu yazinin olasi çözüm boyutunun da yazilmasi gerektigi konusunda ki ifadelere olan saygim adina da olsa ikinci bölümünü yazmayi uygun gördüm.
Parlemento’nun sekilenmesi ve yemin töreni sonrasinda, Cumhurbaskanligi sürecini hesaba katmazsak kismi bir politik durgunluk söz konusu. Yani insanlarim dinlenebilecegi bir dönem içindeyiz. Peki bizler de dinlenmeli miyiz? Eminim ki bu soruya DUYARLI olan hiç kimse EVET demeyecektir. Hele hele Demokratik Toplum Partisi,Parti Meclis Toplantisi Sonuç Bildirgesini okuduktan sonra, durmanin ve dinlenmenin hiç mi hiç uygun olmayacagi kanaati agir basacaktir. Burada çogunlukla SONUÇ BILDIRGESI üzerinde durmak kaydiyla bazi olumlu veriler elde edebiliriz kanimca. Zira orada zaten bir çok sey ifade ve ifsa edilmistir. Ancak belirlenmis olan HATALAR BASLIKLARINI da degerlendirmemek elde degil. O zaman bir önceki yazimda deginmeye çalistigim sorunlarin ortadan kalkmasi ve önümüzde ki dönemde de basarili olabilmemiz için gelin biraz fikir jimnastigi yapalim.
Bir defa ONURLU ve DUYARLI her KÜRD bu süreçte mutlak surette yapici elestrilerde bulunmak suretiyle Parlemento’da ki varligimizin daha da güçlü kilinmasi ve bunu topluma yansitilmasi çabasi içinde olmasi gerektiginin altini çizmek isterim.1990’lı yillardan bu yana Legalize edilmis pilitikamizin içinde bulundugu çikmazlarin üzerine üzerine gidilmelidir. Onun için de olasi tüm kanallarin muhakkak kullanilmasi sarttir.
ADAY BELIRLEMEDE HATA PARTININ: Eger bir partide,yerel teskilatlanmalarda yeterince ve hakkaniyetli bir hakimiyet kurulamamissa, kanimca bu yerel teskilatlanmalirin sorunu degil bizzat Genel Merkezin sorunudur.Ve bunu salt bir sorun olarak da gerelendiremeyiz. Zira oto kontrol ve demokratik bir hiyerarsinin tesisi için neler yapilmasi gerekiyorsa layikiyla yapilmasi sarttir. Bunun için neler yapilabilir, Genel Merkez yerel örgütlenmelerde kaybettigi imajini tazelemek ve yenilemek durumundadir.Genel anlamda bütünlüklü bir propaganda dilinin bulunup kullanilmamis olmasinin müsebbipleri acilen teshir edilmeli ve gereken yaptirim uygulanmalidir. Bu yaptirim bir göz boyama degil ama öc alma tarzinda da olmamali. En demokratik kanallar kullanilarak tabiri caiz ise suçlular ortaya çikarlmalidir.
A.K.P’nin OY ALMA SEBEPLERİ: Elbetteki ifade edildigi gibi, A.B.D ve içteki politik düzey, yani A.K.P’nin KÜRTLER’e karsi normal zamanlarda kullandigi retçi dilini biraz gizlemis olmasi ve nihayetinde MAGDURIYET politikasi etkili olmustur. Ancak kabul etmek gerekir ki,A.K.P sol politka akimlar gibi Dar ve Kapali bir politika yürütmemistir. Halka inmesini ve en önemlisi de Halka Dokunmasini çok iyi bilmistir. Dünya Sol Politik organizasyonların tümüne bakin (Tenzih edecegemiz olsumular vardir elbette) Halk adina siyaset yaptiklarini iddia etmelerine ragman en çok Halka uzak olanlar da onlardir. Ve maalesef ki, gördügüm,bildigim ve duydugum kadariyla Legal Kürt siyaseti Halk adına siyaset yapmanin yaninda ne yaman çeliskidir ki Halka Dokunamamis ve Halka inememistir. Bu da beraberinde sadece Kemiklesmis oylarin tekrar kullanilmasini getirmsitir.Yer yer yasanilan olgularin basinda, Partiyle tanismak ve yapinin içine girmek isteyen yeni yüzler ÖCÜ gibi görülmüs ve kazanimlari yönüne gidilmemistir.Kapali, dar, kati ve mutlak merkeziyetçilikten süratle uzaklasmak önemli bir ferahlamayi beraberinde getirecekti. Bununla birlikte her zaman farkli düsüncelere kapilar ve gönüller açik olmalidir. Bu da beraberinde kopuklugu getirmis ve esyanin tabiati geregi insanlar ONLARA DOKUNANALARA gitmistir. En kötüsü biz gidenleri durdurmanin karsisinda ayaklari yere basan bir tarz bulup kullanmamisiz.
ISTANBUL HATASI: Kanimca tarih basli basina bunun hesabini soracaktir.Daha basindan beri aydinlara kontenjan verilmesi karara baglanmisken, kim Halk iradesinin sonucu olan Parti iradesinin üzerinde olabilir ve karar kilinmis bir durumu kaybetme pahasina red edebilir. Burada amacim Sevgili Dogan ERBAS’i yermek ve sevgili Baskin ORAN’ı göklere çikarmak degildir. Sadece kazanilmasi mümkün olan bir alani kaybetmenin üzüntüsü içindeyim.Ve biliniyor ki Türkiye kosullarinda politik olarak bir yeri kazanmak oldukça zordur.Ve umut ediyorum İstanbul Hatasi bir ISTANBUL HATIRASI olarak kalmaz. Zira yaptiklarimiz yapacaklarimizin teminati olursa sonuç kötü olur.
1990’li yillara gelindiginde, ‘POLITIK SAHNEDE BEN DE VARIM’ diyen biz Kürtler, kurmus olduklari parti ve organizsayonlari hakkiyla ve caniyla korumustur. Saniye saniye politika ve sosyal hayatin degistigi bir cografyada yasayanlar olarak, bu degisimi en ince teferruatina kadar takip etmeli ve müdahil olmaliyiz. Yoksa öyle özel ve önemli birkaç günde ve olayda açiklama yapip bildiri dagitmak, salt ve kaba bir diplomasi yürütmek yeterli gelmemektedir. Hatta Parlementoya girmek de sorunlari çözmeye bilir. O zaman disariyi ve sokagi ve kentliyi ve köylüyü örgütlemek gerek. Böylelikle özlenen Halk iktidari olusturma konusunda önemli adimlar atilmis olur. Böylelikle polıtık sahnede var olabılırız yoksa çok ciliz ve marjinaliteden kurtulamayiz maalesef.
Bu önemli süreçlerde, mutlak surette hükümetin yaptiklarini ziyadesiyle takip etmek adina nitelikli GÖLGE BIR KABINE’ nin olmasi takip edilecek politik çalismanin daha da verimli olmasini saglayacaktir. Zira artik çok klise ve alisilagelmis söylemlerle, yasadigimiz anti demokratik uygulamalar izah edilemeyecektir. Böylelikle isinin ehli ve ciddi organizsayonlara istirak edebilecek DIS ILISKILER CALISMASI örgütlenmeli ve hizli bir çalisma içine girilmelidir bu konuda. Var olan SAVAS’ sona ermesini saglayacak çalismalarin daha bir açiklikla yapilmanin yollari açilmalidir. Her iki tarafa da gerektiginde ciddi ve ses getirecek çagrilar yapilabilmelidir. Calismalarin hiç biri teorik düzeyde kalmamali ivedilikle pratik bir biçimle sekilendirilmelidir. Sayin ÖCALAN’ in üzerinde siklikla durdugu PARTI OKULU hayata geçirilmeli ve gelecegin politikicilari bilimsel veriler üzerinden hazirlanmalidir. Bu beraberinde DEMOKRATIZE EDILMIS YENI BEYINLER kazanmamiza neden olacaktir.
Hizli bir sekilde Parti bünyesinde teferruatlarla bezenmis bir BILGI BANKASINA ihtiyaç vardir. Simdi biri bize sorsa sorunumuz nedir diye? Verecegimiz cevaplar çok yuvarlar ve klise olacaktir. Bunca köy yakildi, bunca faili meçhul siyasal cinayet ve bu kadar sürgünlük. Ancak kabul etmek gerek ki politika yuvarlak rakamlarla yürütülmez. O anlamda bir Bilgi Bankasi son derece önemli ihtiyaçlara cevap olabilecektir. Böylelikle hem bu cografyada neler yasandigi ortaya çikar ve hem de çözümleri noktasinda önemli veriler elde etmis oluruz.
Siyasette siklikla kullanilan bir söylem vardir. SINE-I MILLETE DONMEK, bunu herhangi bir istifaya gerek kalmadan her an Haklin Sinesinde bulunmakla yeniden anlamlandirabiliriz belki. Sinesinde temsilcilerini hisseden Millet, emin olun hiç beklemediniz nitelikte bir katilim ve destek sunacaktir. Yeter ki Millet dikkate alindigini ve bilindigini bilsin. Diyarbakir Milletvekli Sevgili GÜLTAN KISANAK ile yaptigim bir sohbette sunu ifade etmistim tekrar etmek isterim. LÜTFEN BU HALKA DAIMA DISINIZI GOSTERIN evet bu Halk temsilcilerinin güler yüzünü ve sicak bir dokunusunu istemekte haksiz degildir.
Bu ülkede yasiyorsak o zaman bu ülkenin tüm sorunlariyla kafa yormak durumundayiz. Egeli üzüm üreticisi, Zonguldaktaki Kömür Madenindeki isçi, Çukurovada’da ki Tütün ve pamuk isçilerinin de sorunlarina egilecek politikalar üretmeliyiz. Ülkede ki issizlik ve yolsuzlukla ilgili çalismalar ve aciklamalar yapilmasi bunun yaninda KÜRDISTAN ve TÜRKIYE arasindaki gelsimislik ve gelir dagilimindaki fark ve adeletsizligi genis halk kitleleriyle paylasmali ve bunun çözüm noktalari üzerinde kafa yormaliyiz. Her kes gibi biz KÜRTLER’in de mevcut Anayasa’dan sikayeti var. Ancak takdir edin ki salt sikayet etmek KARANLIGA KUFUR ETMEKLE esdeger. Oysa alternatif bir anayasa taslagi üzerinde çalisma yaparak bunu toplumun tümüyle istisare edilmesi ve sonrasinda kamuoyuna deklere edilmesi kanimca çok gerçekçi bir yaklasim olacak ki o zaman KARANLIGA BIR MUM YAKMIS oluruz.
16.08.2007 tarihli Gündem Gazetesindeki kösesinde sayin DR. ILHAN DIKEN söyle diyor : Melih Gökçek Ankara'yi susuzluga mahkum ederken Başbakanin toz kondurmadigi görülüyorken kendi kurumlarimizi vurmaya çalışmanin yoldasça bir tutum olmadiginin bilinmesi gerek... Sayin DİKEN yapmayin lütfen, vurmak degil bu kullandigimiz oylarimizin hakkidir. Yani biz simdi kim ne hata yaparsa yapsin Yoldaslik adina sesszi kalip Basbakan’in yürüttügü anti demokratik taviri mi takinalim. Bence bu Yoldasça bir tutum olmaz. Ve ben yoldasça tutumumu yapici elestriler yaparak göstermeyi daha uygun görüyorum.
Sonuç olarak sorunun çözümünü su sekilde formüle edebiliriz belki. Hatta belki bu yazinin basligi da olmaliydi formülümüz. Ama çözüm olsun da formül burada da iyi gider…
BILEN , GÜLEN , SEVEN , SAVUNAN… Siz ne dersiniz ??? |
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|