|
Anlatılması zor hikayeler vardır, yaşanması zor zamanlar, yürümesi zor mekanlar. Anlatılması en zor hikaye; en çok anlatılmak istenen hikayedir. Yaşanması en zor zamanlar, bir ana sıkışmış bitimsiz zamanlardır. Yürümesi zor mekanlar; hep sizinle yürüyen, siz yürüdükçe sizinle beraber hareket eden, o mu sizin içinizde, siz mi onun içindesiniz, bir türlü ayırt edemediğiniz mekanlardır .
İtiraf etmek, kendini anlatmak, kendinde birilerini anlatmak ya da birilerinde kendini anlatmak anlatılması en zor hikayedir. Anlatılınca, sihri bozulacakmış gibi gelen hikayeler vardır. Anlatmaktan korkarsınız. Kime ve neden anlatacağınıza bir türlü karar veremezsiniz. O hikaye sizi anlatacaktır. Bilinsin istemez bir tarafınız. Zayıf yanınızdır. Çünkü bilinirse, ne kadar kırılgan, ne kadar çaresiz, ne kadar kimsesiz olduğunuz bilinecektir. Bilinse, yedi iklim, yedi cihandan kovulanda gelip de sığındığınız, kendinizi kendi yüreğinizde güvende hissettiğiniz o dünyanız, diğer dünyanın içinde yok olup gidecektir. Bilinmesini istemezsiniz. Zayıf yanınızdır. Siz, o hikayeden doğmuş, o hikaye ile yaşamış, o hikayede ölmüşsünüzdür. Bilinsin istemezsiniz. O sizin güçlü yanınızdır. Hiçbir elin ulaşamadığı, hiçbir bilincin kavrayamadığı, hiçbir dimağın söze dökemediği kendi dünyanızdır. Ele geçsin, bilinsin, anlatılsın istemezsiniz. Anlatılsa, söze dökülse, herkes bilse, siz, siz olamazsınız artık. Belki de her şeyin gasp edilip pazarlara sunulduğu bu dünyada yerin yedi kat dibinde, yüreğinizin en derin ve gizli köşesinde sakladığınız bir hazinedir. Sakladığınız, değen elin, gören gözün, söyleyen dilin kirletmesinden korktuğunuz en saf haliniz, en temiz dünyanızdır. Bin bir zırhla giyindirip en zor savaşlarda sizi herkesten, her şeyden hatta kendinizden bile koruyan bir dünyanın hikayesidir bu. Bu hikayenin tek kahramanı sizsiniz. Anlatamazsınız. Anlaşılmaz.
Kahramanlar, sırlarıyla kahramandır. Sırrını yitiren kahramanların vurulup öldüğü, ölümsüzlüğünü, bitimsizliğini dinlemişsinizdir hep. Bütün masallar, bütün destanlar, bütün klamlar bir hikayeyi anlatır. Ve anlatılan her hikaye özünde, anlatılmaması gereken hikayeyi anlatıyordur. Anlatamazsınız. Anlatılmamalıdır. Ama bilirsiniz ki her yaşam, anlatılacak bir hikayemiz olsun diye yaşanmıştır. Birileri duysun, birileri bilsin, birileri anlatsın ki bitmesin hikaye. Hikaye biterse, her şey biter. Hepimiz ve her birimiz, bu hikayenin bir yerlerinde yaşıyoruz. Bizden öncekilerin hikayeleriyle kendimiz olduk. Bizden sonrakiler alıp hikayemizi yeni bir şeyler ekleyerek ve önemlisi de kendilerini katarak yaşayacaklar. Aldığımız emanet, devretmemiz gereken mirastır. Anlatılması zor, anlatılması zaruri bir hikayedir. Sizin hikayenizdir. Size ait değildir. Sahibi gelecektir. Emanet yerine ulaşmalıdır. Çıkarıp yüreğinizin dehlizlerinden, bilincinizin suyunda yıkanacak ve dilinizin ateşinde akacaktır yeni yüreklere. Bir süre aydınlatacak yeni yürekleri. Sonra taşımaktan yorulacak yürekler. Ateş soğuyacak zamanında. Külle kaplanacak. Küller içinde bir köz olacak. Sonra bastığınız bir toprak, yürüdüğünüz bir mekan ve yaşadığınız bir zaman kıvılcım olacak.
Hikaye anlatılacaktır. Zamanı gelmiştir. Mekan kuşatmıştır sizi. Hangi yana baksanız sizi dinliyordur. Kuruyan otlar, güneşte kavrulmuş taşlar, avucunuzu yakan toprak, ayaklarınızın altında uzayıp giden ova, ovanın ortasından usul usul akan dere, derenin bittiği yerde başlayan Govendê, Govendê’nin arkasında yıldızlara uzanan Çarçela, Çarçela’nın ufkunda batan güneş, sizden ışığını kaçıran güneşin aydınlattığı o diğer dünya, o diğer dünyadaki gözlerinizin ufkunun ulaşamadığı ama yüreğinizin kendini bir türlü ondan koparamadığı Şerevdin yaylaları bağdaş kurmuş sizi dinlemek istiyordur. Bütün mekan kapkara bir kıl çadırdır. Bütün dağlar, taşlar, ovalar, sular, çiçekler, börtü böcek, gördüğünüz ve görmediğiniz, bildiğiniz ve bilmediğiniz, duyduğunuz ve duymadığınız her şey, kıl çadırınızda cemaat olmuştur. Sessizce sizi dinliyorlar. Anlatamamazlık edemezsiniz. Herkes kendi hikayesini anlatmıştır. Sıra sizdedir. Herkesin hikayesini öğrenmişsinizdir. Ve bütün hikayeler size adaletli olmayı anlatmıştır. Anlamışsınızdır. Adaletli olmalısınız. Madem ‘anlamak adalettir’, hikaye anlatılacaktır. Anlatılması en zor hikaye, o an yaşadığınızdır. O anı anlatacaksınız. Anda gizli hikayenin sırrı çözülecektir. Avucunuzdaki toprak, ufkunuzdaki güneş, size bakan bir çift dost göz, hikayenize şahittir. Anlatılması en zor hikaye; o en zor anda, o en zor mekanda yaşanandır.
Bugün bir grup gerilla ile yine öte dünyalara açılan küçük pencereden, öte dünyaya seslenmek için internetin bulunduğu gerilla kampına gittik. Yazılar vardı. Gönderdim. Notlar gelmişti. Aldım. Avustralya’ya geri dönüş biletimin süresini yeniden uzatmak için not gönderdim. Bir yıl olmuş. Dokuzuncu seferdir erteliyorum yolculuğumu. Ha bire uzatıyorum bilet zamanını. Yanımdaki bir gerilla, “Çok uzamadı mı?” diyor. “Bir yılı doldu. Artık uzatmazlar her halde” diyorum. “Ne olacak?” diyor. “Bilet iptal olacak” diyorum. “O zaman o iptal edilmiş bileti al, o kadar çok uzattın ki uçağa gerek yok. Gariban bilet uzaya uzaya buradan Avustralya’ya kadar bir asfalta dönüştü. Üstüne basa basa aşabilirsin okyanusu,” diyor. Gülüyoruz.
Bir yolculuk neden bu kadar ertelenir? Gitme zamanı, neden bu kadar uzatılır? Gidilmesi gereken yere, neden bir türlü gidilemez? Ayrılması gereken yerden, neden ayrılamaz insan? Bitmesi gereken, neden bitmez? Gidemiyorsan tutan bir şey vardır. Bitmiyorsa, sürüyordur hikaye. Her şeyi bırakıp gidebilirsin. Her şeyi bitirebilirsin. Ama hikayeleri yarım bırakamazsın. Gidemiyorum. Çünkü hikaye Lelikan tepesinde karlar altında beni bekliyor. Hep etrafında dolaştım. Uzağında durdum. Bu bahar eriyen karların altından çıkacak o çiçeği bekliyorum. Kar eriyecek, toprak bir çiçek doğuracak. Ben gidip Lelikan’da o toprakta biten o çiçeği koklayacağım ve hikaye bitecek. Ondan sonra yeni bir hikaye başlayacak. Yeni bir hikaye başlamak için eski hikayenin anlatılması farz. Şerevdin yaylalarında bir bahar vakti bir çığlıkla başlayan o hikaye, Lelikan’da bir çiçeğin kokusunda noktalanacak. Sonra yürünmesi en zor mekanlardan, yaşanması en zor zamanlarda, anlatılması en zor hikaye anlatılmış olacak.
Hikaye, bütün uzun hikayeler gibi çok kısa. Adı, Fuat Demirbağ. Bir Berti. Şerevdin’den ovaya inilen bir kış vakti Elazığ Kovancılar’a bağlı Kirvan köyünde doğdu. Yedi kardeşin altıncısı. Bir ananın deyimiyle, ‘evin gülü.’ En çok zekasıyla dikkat çekiyor. Bir de asiliğiyle. Sözünü kimseden sakınmaz. Gözünü budaktan esirgemez. Deli dolu bir cesaretle yüklü bir yürek. Dostuna dost, düşmanına düşman. Çok sonraları ‘harika bir yoldaş, mükemmel bir komutan’ ve savaşta kendi yoldaşlarının en güzel deyimiyle tam bir ‘dînemêr.’ Bir Bêrti olarak cıvıl cıvıl, bir zozan çocuğu. Ve bir Bêrti olarak çiçeğin, dağın, taşın, koyunun, kuzunun dilinden anlayan ve konuşan bir çoban. Arkadaş canlısı bir oyun arkadaşı. İyi bir öğrenci. Çok meraklı. Okumayı çok sever. Haksızlığa tahammülsüz. İnsanın hep özünü görürdü. Daha çocuk yaşında bir insan sarafıydı. Sevmesi gerekeni hemen tanır ve candan severdi. Sevmediğini sevmezdi. Saygıda kusur etmez, hep saygı görürdü. Apocuların hikayeleriyle büyüdü. En çok onları severdi. Onlar da en çok onu severdi. Devrim zamanlarının devrim çocuğuydu. Araya kara postalların ezdiği zamanlar girdi. Yaylada evlerine gelen hevalleri hiç unutmadı.
Savaşlar gördü. Savaşlarda kahramanlıklar kadar, ihanetleri de tanıdı. Yoldaşları, “İyi bir savaşçıydı,” dediler. Zor zamanların zorlu savaşlarını verdi. Eylemlere gitti. Vurdu, vuruldu. Rubarok’a gitti. Silah kaldırdı. Yanında yoldaşı vuruldu. Silahı bıraktı, yoldaşı kaldırdı. Yoldaşlarının kanı, terine karıştı. Emeğini sevgiyle harmanladı. Sevdi. Sevildi. İlkeliydi. Tavizsizdi. İlkesizliğe karşı duruş sahibiydi. Sadece silahla değil, beyni ve yüreğiyle de savaştı. İhanet gelip kapıya dayandı. Mevzilendi. Lelikan bir cehennem olanda, O, halayın başındaydı. Tepedeydi. Ardında Beritan vardı. Geçit verilmemeliydi. Mevzi tutulmalıydı. Tuttu. Vuruştular. Vuruldular. O da vuruldu. Yanında Pale vardı. Ruhat’ın vurulduğunu gördüler. Kanadılar. Sonra vuruldu. Pale, vurulduğunu gördü. Sonra Pale de vuruldu. Kızgın bir demir gelip tenini bulduğunda ne düşünüyordu? Bilinmez. Doğdu. Büyüdü. Kavga etti. Savaştı. Vuruldu. Hikaye uzun olduğu için kısa. Soru, cevap olduğu için, cevapsız. Adı: Fuat Demirbağ... Kod adı: Renas Lelikan... Bêrti. PKK’li bir militan. Lelikan’da 1992 yılında Ekim ayının başında şehit düştü. 13 yıl sonra, adı Renas Lelikan, kod adı Jehat Berti geldi. Sordu. Şehit düştüğü yeri buldu. Gitti. Naaşını aldı. Xinêre, Goristan a Şehit Şerif’te defnetti. Sonra oturdu. Sevgili abisinin, ad aldığı sevgili Fuat, Renas Lelikan’ın, uzun, uzun olduğu için kısa olan hikayesini yazdı. Bir hikayedir. Kimin hikayesidir? Benim, bizim, O’nun, onların hikayesi.
Yaşanması zor bir zamanda, yürünmesi zor bir yoldan yüründü. Anlatılması zor bir hikaye vardı. Anlatılamadı. Anlatılamadığı için anlaşıldı. Zor zamanların zor mekanlarında, zor savaşların zorlu savaşçılarının anlatılması zor hikayesini anlatmanın zorluğuydu anlaşılan. Anlamak iyidir...
Anlatılması gereken hikaye anlatılmıştır. Yeni zamanlarda yeni yollar yürünecektir. Yolculuk başlayacaktır. Hikaye anlatılmış ama bitmemiştir. Anlatılan hikaye, yeni bir hikayenin başlangıcıdır. Hikaye başlamıştır.
|