| |
| Eklenme Tarihi: 25.08.2007 Saat: 22:03 |
|
|
Yıldızların koynunda terli bir şarkı bizi esir eden öykümüz diye kabullendiğimiz. Işıl ışıl gözlerimiz orada. Ağlamaklı tebessimlerin sustuğu dünyadır birazda orası. Ve hiç çekinmeden kalbimizi bırakacağımız her şeyden koruyacak ve bu yorgun düşürenlerden arındıracağına inandığımız son durağımız, adı ya ölüm yâda özgürlük…
Batıya bakarken doğudan doğuyoruz, ekmek kokusu, suların serinliği kurulurken kutsal dağların sevgisine. Bütün hayaller sanılar ezilerek, gerçeklere vurulup vurulup kucaklaşmalarla doğardı.
GÜNEŞİ ÇALARSAN
Düşerken üzerine ayrılığın karanlığı Aydınlığını Portakal kokulu zamandan almışsın Kasvetli uzaklarda Özlemin belleğinde yaşatmışsın O hiç kopmadığın Mütevazı küçük kenti
İçtenliğinden yaptığın kolyeler takmışsın Kutsadığın anıların boynuna Ve elbette bir anlamı vardır Çıkarsız bakışlardan kurduğun İzbelerde kalmanın
Tipi hoyratça estiğinde üstüne Yağmur gösterişsiz güzelliğiyle Dokunaklı ıslatmış yolunu Sense ömrünün mürekkebiyle bulmak için kendini Durmadan ilanlar yazıp Ve durmadan kırılan hayallerini onarmışsın Kelebek kanadı hassalığındaki yüreğinle
Hala kendi çölünde kendini arayan bir gezginken bir daha çalarsan güneşi çocukluktan bir dilek tut o zaman uğur böceklerini uçurturken ki saflığınla mazide kal ömür çağlayanınla
yağmalayan zamanın dehlizinde mavi yalnızlığınla çalarak güneşin batışını çocukluktan unutmuşsun sandığım anlarda mumla da olsa arayıp bulmuşsun kıyısına vurgun bir dalgayken gözlerinle taşımışsın yol açtığın seyrinin enginliğine oysa buca zaman boşuna özlemişim güneşi beni ufuğa dalgınlığınla yaşatırken
Yelkovan yolunu şaşırır, rüzgâr durup saçını çekiştirir. Zemheri doluşursa kanımıza, biz doğunun başını dayadığı şafaklar ardı ölümün doymadığı her gün yine doğudan doğardık çünkü kalbimizi inada tetiklemiştik ey özgürlük.
Gecede hıçkırık sesleri... Öyle bir ses ki ölü kuşları anan, kelebeklere ömürleri iade eden bir ses! “ zamanın şakağımızda patladığı” ve adımı yağmalayıp kirlettiği o pusularda hıçkırıkların duruluğunda kendini zehirledi karaya çalan beklentileri.
Biraz kurşunduk, biraz kuru ekmektik. Tırnaklarımızla sayfalarından tutuğumuz tarihin bize ait olan her harfini çalıyorduk. İşte bu yüzden uslanmaz birer aşık ve kendi hayatımızın doğuşuyduk doğudan.
Saçlarımızı yaktılar, çocuk gülüşleri dağladıklarında. Ellerimize birer ayrılık mektubu sıkıştırdılar. O küçük o sefil kalplerinin hınçlarıyla. Ve ellerimize yetim bir adres yazdırdılar. Soluğumuzla yine sulara savurduğumuz. Bir uzun yol doladılar emekleyen sevinçlerimize aşk bizi kollarken…
Aşk bizi kollarken tanrısallığımızın büyüsüyle birbirimizin kuluyduk, toprağımızın her karışına bir parçamızı vermekten çekinmeyen belalı asilerdik. Her batışın ardından yine yolumuzu gözlerdi doğu bizi beklerken gülleriyle ışığın…
Kıpkızıl bir sabah, esmer bir çocukluk, yitiklikle dans eden afacan sabırla geçerdik bütün kentleri birbirimizin varlığıyken, yolculuk dehlizlerinde yokluğumuz dizleri kenetlenen zamandı ve biz güldükçe bütün vakitlerin adı aydınlığa kesilirdi.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: xazar Tarih : 2007-08-25 22:54:20 Puan :      |
|
|
Yazan: manifesto Tarih : 2007-08-27 23:08:58 Puan :      |
|
|
Yazan: Ararat_85 Tarih : 2007-08-29 15:44:06 Puan :      |
|
Şimdi bir ağıttır içimde dillendirdiğim...
umarsız bir çığlığım kontra mevsiminde...
ne yana dönsem ensemde soğumamış namlular...
Sınırları mayınla döşeli coğrafyamda,
çocuklar ölüyor gözlerimin güneydoğusunda...
Emegine yüregine saglik.. hewal
kalemin susmasin.. |
|
|
|
 |
| |
|