Geliye Zape (Zap vadisi) o gun çok sicaktı ve insan hareket etmesede, durduğu yerde terliyordu. Dün heval Halile beraber Çemçodan gelmiştik, yorulmuştuk ve karargah Cudi tepesindeydi, oraya gitsek geceyarısı olacak, karar verdik o geceyi Zap suyunu kenarında geçirip, sabah erkenden serin havada gideriz dedik. O gece eski basın magasını yerinde yatık, hala bazı ise yarar şeyler kalmıştı. Sabah erkenden uyandıkö güneş henüz doğmamıştıö altımıza yağmurluğumuzu sermiştik, onu kaldırınc üç tane akrebin ezilerek öldüğünü gördüm. Eğer bizi zehirlemiş olsaydı, komaya girerdik. Şaslıydık altımızda ezilmişlerdi... Halil iki yıldır ülkede, sürekli kamera çekimi yapıyor. Heycanlı, duygusal, ülkeyi ve gerillayı çok seviyordu. Bir süreliğine ben o ve Şehit Vasfi arkadaş bir birim olarak çalışıyorduk ve Zap belgeseli çekiyorduk. Öndrliğin direk istemi doğrultusunda, 1997 yılında hem basın, hem kültür ve sanat alanında bir çok birim oluştu, bir çok çalışma yapılıyordu. Biz de birim olarak bu çerçevede gerilla yaşamını belgesel bir tarzda çekiyorduk.(bu çekimler sonraki sürede ne yazı ki operasyonda düşman eline düştü) Çemço alanındaki çekimleri btirip, karargaha dönüyorduk. O yaz, çekirge sürüleri ve sivri sinekler bizi baya zorluyordu. Gece vucudumda şişmedik yer kalmamıştı, Hali dağ hevale baktı o da ben gibi, gülerek “heval rotinda aldırma bu sineklerinde yaşama hakı var” derken gülerek kendini kaşıyordu bir yandan. O yaz özelikle çekirgeleri bu kadar yakınen tanıdım, insanın en çok kulak memelerini ve parmak uçlarını ısırıyorlardı. Çever köylüler talana çeviren çekirgeler, bu yıla damgasını vurmuşlardı. Zapın karşı tarafına geçmeden, Bostan birimindeki arkadaşlara uğradık. Karpuz, kavun, salatalık, domatez, patlıcan, biber, soğan, kabak, maydanoz, her şey vardı. Bostan ürüleri sırayla her gün bir tabura veriliyordu. Bizim birim şaslıydı, her uğradığımızda, bol bol sebze ve meyve yiyorduk. Bir takım bayan, bir takım erkek arkadaş bostanlarla uğraşıyordu. Benim en çok sevdiğim şey o ekşi ve mayhoş narlardı. Kücücüktüler ceplerimi doldurdu, basın magasındaki arkadaşlara vermek için. Birde duymuştum Gurbetelli arkadaş gelmiş, Baran ve Sarya arkadaşlarda orda, sanırsam Önderlik bir sanat birimi olarak çalışmamızı ve Zapdaki gençleri eğitmemizi belirtmiş. Onun tartışmasını yapacaktık. Çok heycanlıydım, dağda bir sanat okulu fikri, harika bir şey. İnsanlık ilk bu dağlarda medeyetle tanıştı ve bizler şimdi bu dağlarda inkarın kirinde boğulmakta olan zengin Kürt kültür ve Sanatını gerilla alanlarında yeniden canladırmanın bir başka adımını atmış olacağız. Gurbet arkadaş İstanbuldan tanıyorum, sevgi dolu, sanat ve sanatçıya saygı-sevgiyle yaklaşan bir arkadaş, eminim onula iyi bir çalışma yapacağız. Sarya ve baran zaten bir ay dır beni sıkıştırıyorlardı, dans derslerine başlayalım diye. Evet Zagroslarda ve gerllanın kutsal alanlarında biz üç eski NÇM sanatçısı buluşmuş, sabahın erken satlerinde, büyük yası bir kaya üzerinde dans ediyorduk. Zap üzerindeki telefirik hemen onarılmıştı, operasyonda düşman onlarca bomba atmasına rağmen kopmamış, ama hafif zarar görmüştü. Önce ben bindim heval Halil ipi çekti ve sonra o bidi ben çekti ve karşıya geçtik. İkimizde hızlı yürüyorduk ve çabuk tırmadık, magaya vardığımızda Heval Gurbet arkadaşı basın magasıyla sohpet eder olarak gördüm. Beni görünce çok güzel bir gülümsemeyle kalktı ve, “gel bakalım benim dağ sevdalı sanatçı arkadaşım” dedi, çok hoşuma gitmişti, onu zaten severdim, böyle bir belirleme yapınca daha bir sıcak duygu ile kucakladım. Gerilada bayan arkadaşlarla aram daha iyidi ve onlaral daha çok şey paylaşıyordum. Hal hatır sorduk ve bana kısaca Başkanın bahsettiği projeyi anlatı, “sende yoğunlaş, neler yapabiliriz? Nasıl bir çalışma daha verimli olur, bir tasarı halinde yazarsın” dedi. Onu en son 1992 de görmüştüm ve şimdi 1997 eylül ayı. Sabah saatlerinde dağın apayrı bir güzeliği ve mütiş ferah bir hoş kokusu vardır. Hele ki Zap gibi bir irmağın üzerindeki bir tepede iseniz; esen hafif rüzgar denizden esen meltem gibi ilik, hoş, nemli bir esintiyi size getirir. Hepmiz kurumuş otların üzerine oturmuş, Gurbet arkadaşı diliyorduk, daha doğrusu bir tartışma yürütüyorduk ve o an her kes onu anlatığı şeyi diliyordu. “burda bir sanat akademisi olsa harika olur” diye düşündüm içimden. Gurbet arkadaş, birimin genel anlamda nasıl bir çalışma yürüte bileceğini, bizlerle tartışarak oluşturmayı düşünüyordu. Her kes görüşünü belirti, her arkadaş, dağda istenirse sanat ve kültü çalışmasını çok verimli olacağını söyllüyor ve inanıyordu. Neyazı ki, yapacak çok şey olsada, kapsamlı bir operasyondan bahsedildiği için, kısa erimli bir proğram yapmayı uygun gördük. O günlerden içime ukte kalan şey, Şehit Saryanın okadar ısrarı olmasına rağmen onula doyasıya o kayalığın üzerinde das edemeyişimiz oldu. O das dersleri almıştı istanbuldayken, ben de yaklaşık altı yıl bir gurupta profesyonel sayılacak düzeyde dans etmiştim ve Kürt halk oyunlarından fügürlerle beraber enteresan setezler yapıyorduk. Hata 27 Kasım için şimdiden bir oyun tasarlamayı planlıyorduk. Sarya ve Baran arkadaş bu yıl kendi önerileriyle, gerilla birimlerine gitmişlerdi, aynı taburda dahi değilerdi. Baran Çiyaye Reş taburunda, Sarya Kadın taburundaydı. Zaman zaman bir araya gelme şansları olduğunda, çocuklar gibi şakalaşıp hasret gideriyorlardı. Baran çok değişmişti, daha olgun, daha bir kendinden emin ve daha güzeleşmişti, bunu ona söyleyince güldü, “senin iltifatlarına inanırım, sıpas hevali” demişti. Sarya çokdeğişmişti, o sıska, o kendinden emin olmayan Sarya yerine, sonderece neşeli, calı, kıpır, kıpır bir sarya gelmişti. Zaten güzeldi ama dağlar onu daha bir güzeleştirmişti. O gün ona söz verdim ve tam bir saat kimselere görünmeden ve etrafı kayalarla kaplı Cudi tepesinde, bir yası kaya üzerinde dans ettik. Dansın ilk sanat olduğuna inanıyorduk, çünki, tamamile doğanın takliti veya bezetmesiydi. İnsan doğadaki her şeyei izliyor ve ondan ilham alarak, bezerini yapmaya çalışıyordu. Bizim yaşamımız şu anda dağ-gerilla-savaş eksenli olduğundan, daslarımızda bu bağlamda fügürlerle oluşuyordu. Ben ve Sarya yeni motifer yaptıkça, baran kah gülüyor, kah düşünerek, “harika, böyle daha iyi” diyerek bizi daha bir motive ediyordu. Zap vadisinde kutsal anılarım çok ve oralarda olmak, oralarda o muhteşem hevalerimle bir çok anıyı yaşamak tıpkı bir paha biçilmez sanat eseri kadar güzel, anlamlı, ölümsüzdür...
|
|