|
Sanal dünya ve internet aslında insanın bireysel olarak gelişimini sağlayan ve kendisini gerek sosyal gerek siyasal ilerlemesini gerçekleştiren apayrı bir dünya kapısının girişidir. Yaşadığı dünya yi algılaması ve de tanımlayıp değişim-dönüşüm ivmesinin rolünü oynayabilir. Aslında olması gereken bu iken yaşamlarımıza baktığımızda ise içler acısı bir realite ile karşılaşırız.
Ki kapitalist sistemin akışına kendisini bırakan bireyler bu gelişim tekniğini kendisi ve toplumunun yararına kullanmayı bir türlü başaramamaktadır. Görülen o dur ki insanlar bu pencereyi günü birlik kendi ruhsal yapılanmalarını tatmin aracı olarak kullandığı görülebilinmektedir. Böylelikle kapital sistemin tam istediği insan tipi oluşmuştur artık burada, beyinsel çöküşün aynı zamanda da kendisine doğal olaraktan toplumsallıktan uzaklaşan insanı yönetmek için her şeyini seferber etmekten hiçbir zaman kuşku duymamaktadır. Günümüzün medyasından iletişimine kadar yaşanan her durum bunun göstergesi olmaktadır. Evet, gösterge saatleri de açık açık önümüzde durmakta ve bunun ispatıdır. Milyarlarca paralar akuma, öğrenme, bilim, doğa ve açlık-sefalet için kullanılacağına neden beyinleri işlevsiz kılan yozlaşma araçları olan kanallara ve de medya patronlarına aktarılmaktadır.
Ki görsel ve yazılı basın, futbol, fuhuş, uyuşturucu vs ile genç beyinleri yozlaştırarak düşünceden sorgulamadan uzak tutarak uyuşukluğu yaratan düzenin çarkına su sağlamak için beyinleri elit bir egemen patron –ağa bilmem ne ye kurban ediyorlar. Ki bunun için ne sermayeler dönüyor ve haddi hesabı bilinmemek, len beraber hesap soranda çıkmaz!
Sistem çarkının her dişlisi de buna uygun olaraktan hareket etmektedir. En genel ibare ile insanlar insanca olan her şeyi unutmaya ve terk edilmeye bırakılmıştır. Ve bu anlamda insanlık kadirine mahkûm bırakılmıştır. Ve tüm bunların dışındaki bireylerde mevcut durumu değiştirip-dönüştürme noktasında verimsiz kalabilmektedir. Özcesi yaşam gerçekliğimize baktığımızda örgütsüz kalmak bu sistem çarklarının dişlileri arasında ezilmek demektir. Evet, sanal dünya bu anlamda kullanıldığında insanca yaşamın değer ölçülerinin önünde bir tehlikeye ulaşabilmektedir.
Bu sanal bilgilenme kaynağı insanın kendisini yeniden yaratmasının ve kendisini değiştirip dönüştürebilmenin bir aracı haline de gelebilir. Ki insan yaratıcılığını miliyonlarca paylaşılmasının bir aracısı olabilir. Evet, kuşkusuz bu bir hayal değildir. Ve bu yaşamın bir gerçeği de olabilir.
Fakat gel gelelim görünen tabloya baktığımızda tam bir iç karartıcı ve umutsuzlaştırıcı bir durumla karşılaşmakta gecikmeyiz. Kısacası yüzlerce emek ürünü sitelerden çeşitli faydalanmalardan bulunmak yerine, insanlar sürekli rutin ve hep aynı ezgiyi bozuk plaktan dinlercesine vakit öldürmekte, bir ceviz kabuğunu doldurmayacak konularda saatlerini sohbet ve Chat odalarında geçirmekte olduğu gibi bunu çok önemli saymaktadır. Ki yaşamlarında da buna endeksli yaşayıp davranmaktadırlar.
Şimdi böylesi bir durumda düşündürücü-geliştirici emek ürünleri olan yazı, makale, resim, aktarım v.b bir takım faydalı ve bunlar hakkında düşünce üretmek yerine günü birlik sohbetleri ve de chatleşmeyi kendilerine yakıştırıyorlar. Tabi bunları belirtirken bunlar tamamen gereksiz, yaramaz bir şey değildir. Burada anlaşılması gereken husus, insan duyarlılıklarını bencil, olumsuzluklara teslim olmuş dünyalarını yönlendirmeyi bile becerememekteler. Olay ve olgulara yaklaşımı da bu denli düşünüldüğünde durumun toplumsallık açısında da önemi anlaşılmaktadır. Hâlbuki insan toplumsal bir varlıktır. Yani kendisini toplumla birleştirdiği oranda insancıllaşmaktadır. İnsan toplumsallığıyla anlam kazanmaktadır. Kendisinin var oluş koşuludur bu aynı zamanda da.
İnsanın kendi ortamındaki olay ve olgulara karşı duyarsız kalması ne anlama gelmektedir? Elbette insanlığından feragat etmesi demektir. Yaşadığı dünyayı kavrayıp algılama ve anlama çabasının içinde olmasa, günlük kendisini tatmin etmesi peşinde koşması ve kendisini kandırmasının ne anlamı olabilir. Evet, yaşamda onlarca olumsuzlukların olması bunları değiştirme çabası içerisine girememesi anlaşılabilinir bir olay değildir. İnsan kendi geleceği için, kendi geleceğine sahip çıkmak için bunları değiştirebilen canlı bir varlık ise bu kadar kaygısız ve duyarsız-ilgisiz davranışları nasıl adlandırmak gerek. Buna ne isim takmak doğru olur.
Şimdi duyarsızlık, ilgisizlik ve kaygısızlığın tek nedeni birey değildir. Toplumsal yabancılaşmanın da rolünü görmek mümkündür. Nihayetinde birey ve toplumun emeğine, insansal özelliklerine yabancılaşmaktır bu. Ki bir sistemin olumsuz sonuçlarıdır, fakat bireyler veya bu durumu yaşayan insanlar bu sistemin olumsuz sonuçlarını aşmak için ne kadar çaba sahibi olmuşlardır. Bu anlamda ciddi bir yoğunlaşmanın içine girmemize ihtiyaç olduğu görülmektedir. Her şeyi sisteme yükleyip, işin içinde sıyırmak insan genine yakışmayan bir yaklaşımdır. Çuvaldızı kendine, iğneyi de karşındakine batırman gerek. Ki iradeli erdemli insana yaraşan yaklaşım budur.
Aksi durumu ise içler acısıdır. Kalkıp sana sunulan yüzlerce gelişim fırsatını kötüye kullanacaksın ve bunlardan yararlanmayı bilmemek içler acısıdır. Yaşamın kendisini ilgilendiren konulara ilgisiz kalmak bir zihinsel çöküntülüktür.
İnsanlar bu duyarsızlığı aşmalıdır. Ve bu ilgisizlik, duyarsızlık insana ait olmayan bir durumdur. İnsanlar okudukça, yazdıkça, tartıştıkça ve de paylaştıkça güzelleşmektedirler. Ve güzellikler böyle ortaya çıkmaktadır. Ancak böyle insan olmanın gereğini yerine getirmiş oluruz. Bireyin gelişimi ile toplumsal gelişim böylelikle sağlanmış olur. Duyarsızlıklarımızı, ilgisizliği ancak be ancak böyle aşabiliriz.
İnsancıllaşmak için hayatımızı anlamlandırmanın tek yolu duyarlı ve de yaşama karşı saygılı olmak bir erdem olayıdır başlı başına…
“ Evet, daha önce okuyup ta ve etkilendiğim; bir şiirde, şairin, çalışmasına konu ettiği gibi…”
“ARTIK KENDİSİ OLMALI İNSAN
Yaşadığı yerde mutlu olmalı insan,
Soluduğu hava sökmüyorsa ciğerlerini,
İçtiği sigara yakmıyorsa genzini,
Hele bir de insani değerleri
Tarumar ediliyorsa
Kök salıp bağlanmalı değerlerine
Doğduğu topraklara hasreti bitmeyecek
Yaylalarını, sularını unutamayacak belki
Bir şarkı duyduğunda memleket havalı
İçin için ağlayacağı zamanlar da olacak
Bir fidayda, mastika, horon ezgisinde oynayacak
Bir halay başında tey tey lerle coşacak
Sadece özlemlerle sınırlı kalacak bir yaşam,
Yerini alamayacaktır yaşanılan zamanın.
Bunun içindir ki;
İnsani değerleriyle olmalı insan
Balkonunda, bahçesinde çay içtiği dostları
Selamlaştığı komşuları olmalı,
Aynı binada yaşadığı insanları tanımalı,
Esnafı, sokaktaki çocukları selamlamalı;
Ne dil, , ne de ırkını sormalı dostunun
Ne dinlediği şarkıları yok saymalı,
Ne de konuşmasıyla dalga geçmeli
İnsan sevgisiyle, toprak sevgisiyle dolmalı
Yaşadığı yerde insanlığı hissetmeli
Yozluğa, çöküntüye karşı
Sapasağlam, kaya gibi sağlam durmalı insan…”
Sedat İNCİ
alifirat81@hotmail.com |