| |
| Eklenme Tarihi: 18.10.2007 Saat: 16:58 |
|
|
YÜZÜM YOK
KALBİM DARAĞACI
Yaramı hançerine akıttım.
Bu şarkımızın en güzel nakaratı, ne yaram hançerin olmadan yara, nede hançerin yaram
olmadan hançer değildir.
Ve talihsizliğimizin en acımasız yerinde öykümüzün yarısı yeşererek çocukluğumuza dönmeli. Çünkü şimdi yüzüm yok ve kalbim her öğün darağacı, düğümlenmiş isimsizliğimizle asıyor.
Ne kadar dipsiz bir dalgınlık… Yüzümün yokluğu… Şah damarını kesmiş bir şefkat eğiliyor üstüme ve nefesimi ölüm kokan dehşetiyle kirletiyor.
Dumanlı bir düşünüşün ufuğunda bembeyaz bulutların içinde süzülen susadığım o ses… Yerimde dururken bile kucağımı açtığım gelişini çiziyorum beleğimin tuvalinde. Yüreğinin ilhamından doğan kutsal pınarlardan çağlayanlaşan tek renksin. Bir yanı gündüz diğer yanı gecenin soyuna tadı bulaşmış gözyaşı kokulu ilahi yalnızlık.
Eşiğine sığınıyorum yüzünü görerek usanmadan yanaştığım bu uslanmaz dalgınlık penceresinde. Ve her görüşüm daha fazla miadını tüketiyor eylül ve ekimlerimin. Ömrümün güzelliği adına dokunuyorum umut iklimi yüzüne yıkanmak için mutsuz kirliliklerimin melanetinden.
Süzülenlerin işaretler bıraktığı enginliklerin içinde bırakıyorum ölü gecelerimi, pimi çekilmiş bana bilenen anlarımı. Kokusuna düşman edilmiş yasa tomurcuklanan çiçeklerin kanamışlıkları. Ve derinleşen kendilerine akan yaraları arıyorum sen ile var ettiğim bu yolculuğumda.
Uyuyan ölümümü seyrediyorum, üfleyişi düşünce alnıma yolculuğun. Her adını anımsayışta bir ben adıyorum tereddütsüz kendime acımadan.
Bu çılgın çığlık bu umursamaz yüreklerin belalı isyanında beni tek ürküten susuşundur… Çünkü her susuşunda sonbaharın elleri değiyor kalbime…
Birer Anka kuşuyuz külün bende…
Birer Anka kuşuyuz rivayetim sende…
Külünden rivayetime acılarımızın tasvirini yaptığı üzeri perdeli sırlarım duruyor. Aramıza serpilen kalabalık uzakların içinde sadece sana söylüyorum sensizlik yüzümün yokluğu kalbimin hayatıma darağacı oluşu sensizlik.
Sessizlikte sensizliğin hıçkırığını kim duyumsayabilir başkaldıran tutkunluğumuz olmazsa… Ve sonra… Bir şiirin umuttan terlemiş avuçlarına adını bırakıyorum. Kim okuyabilir adının baş harfinin ben ve geleceğimin sen olduğunu… Adının ilk harfinden sonra yaktım gemileri, dönüşüm zayi.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: nu_jiyan Tarih : 2007-10-20 11:46:45 Puan :      |
|
Benim adim yok. Ben emeğim. Hayatin kanat sesiyim ve çirpinisiyim tutsak bir yüregin.
Ellerim yok benim, tutamam. Göremem, gözlerim yok. Ben yüregim, adım yok benim.
Yapisip gecenin iri gögsüne ak bir süt gibi içisim şiiri, zamansız bir susuzluk belki.
Belki, ondandir geceyi bu denli sevisim.
Belki, ondandır geceyi bu denlı sevişim.
Hazan gibi sarı yaprak yazgısı… Hazan gibi usulca düşüyorum… Ağlayarak hem çatlayarak topraklarım dört mevsim üç renk adımı bilmeden yaşıyorum.
Adım yok benim. Adımı bilen yok. Doğuda ayaz bir sabah, bir çocuğun gamzesi kadar hissem yok hayatta. Kara basan, minik çıplak bir ayakta kırmızı bir sızıyım ben
* * * * * * * * *
Sayfalar bile aciz kalıyor kaleminden dökülen satırlara
Yüzündeki çocuk masumiyeti gizleyemiyor öfkeni
Acılardan depremler olurken bedeninde
Sen hala baykuşlara inat nergisler büyütüyorsun durmadan
Kelimelerin sihrinde kahinlere inat düşler kuruyorsun yüreğinde
Zindanlar boşalıyor sanki gülerken yüzüne inen gamzelerine
İçinde hapis yatan ünlemlerin coşkusunda can çekişiyorsun
Zaman senden aldıkları vermek için ölüm duruşunda bekliyor
Görüyor musun?
Dağlar özleminde yas tutuyor sen indiğinde beri
Zap suyu kan bayramına yatmış yokluğunda
Biliyor musun?
Seni anlatmak dört parçaya bölünmüş bir ülkeyi toplamak kadar zordur.
Bilirim….
Haritalara sığmayan düşlerinde büyütüyorsun yediveren iklimleri
Seni çözmek kendi pasında çürümüş parmaklıkların ardında saklanan gerçekleri anlamak kadar karmaşıktır.
Adınla başlayan her satır eylem kokar..
Tıpkı beritan in rüzgara karışan özgürlük çığlığında bulutlara yükselmesi gibi
Herekol da bakire şafakların düğümü çözülürken
Bir çay kıvamında özgürlük düşlerinde buluyorum seni..
Üç yasak renkte durmuşsun kıbleye
Hala Behdinan arşınladığın yerlerde bekler seni bir bahar tılsımında
Şimdi karlara boyanmıştır ayaklarını hediye sunduğun Heliz tepesi
Gün batımı senin bakışına selam duruyor her gün aynı saatte
Belki bir gün Elbistan hatırlar parmak uçlarını yansıyan sancılarını
Amed anlatır eylemi andıran voltalarını
Maraş zindanlarından silinir mi tırnaklarınla kazıdığın beyaz çizgiler
Ben sustum
Kelimeler aciz kaldı seni anlatmaya
İçine kokun sinmiş dört duvar anlatsın seni
Satır aralarına sığmayan dipnotların ele verir gün ışığına çıkmayan acılarını…
Ne dersiniz..bu satırlar yüzü olmayan ,kalbi darağacında kalmış birini anlatıyor olabilirmi.....
|
|
Yazan: brusk_arin Tarih : 2007-10-20 14:47:42 Puan :      |
|
|
çalışmalrınızda üstün başarılar .diler |
|
Yazan: ADAR_103 Tarih : 2007-10-21 20:08:10 Puan :      |
|
|
yazılarınızı hayranlıkla okuyorum ve sabırsızlıla devamını bekliyo ( ruz ) emeğinize o güzel yüreğinize sağlık ( serkeftın ) |
|
|
|
 |
| |
|