Liseli yılarımda bir sınıf arkadaşım Arnavut, bir diğeri Gürcü idi, her ikisi de Halkın Kurtulusu fraksyonundaydılar. Doğrusu onlarla güzel şeyler paylaştım. Sınıfımızda bir diğer genç ise, Türkçe konuşması dahi henüz kırık bir aksentleydi ve annesi babası hiç Türkçe bilmiyor sadece Boşnakça konuşuyor olmasına rağmen, bu kişi lisenin en azılı faşistiydi. Bir gün beni İzmir Alsancak semtinde yakaladılar, ellerinde zincir vardı, birinin de bıçak, amaçları beni korkutmaktı. Doğrusu o dönem yol ortasında insanları boğazı kesiliyordu ve şimdiki Kuzey Kürdistanda olduğu gibi gün ortası infazlar oluyordu, haliyle ürkmüştüm. Bana neden devrimcilerle arkadaş olduğumu, neden kendilerini desteklemediklerimi ve sınıfta ders aralarında Hakkarili Ferdunla Küçe şarkılar söylediğimi sordular. Bu soruları soran o Boşnaktı ve o konuşurken gülmek geliyordu içimden, çok bozuk bir Türkçeyle konuşuyordu, ama en büyük Türk o idi. Susmayı tercih etmiştim ve sadece, “benimde annem babam Cengin anne ve babası gibi Türçkçe bilmezler, doğal olarak ben onların konuştuğu dili bilmek zorudayım”dediğimde hepsi beni bırakıp Cenge baktılar. Elinde zicir olan ve iriyarı ayı gibi duran Cenge dönerek“ senin annen ve baban Türçe bilmiyormu?” aslında bu şaşkılıkları korkudandı, kendi ikarların ortaya çıkacağı kaygısıydı. Ceng susarken, Karslı olan ki, Kürtlüğün ikarını okadar bariz sergiliyordu; bozuk Türçesiyle, “ bu arkadaşların ailesi 74 gelmiştır, bılmemesi normaldır, o Allahsız koministler onlari Türklükten uzaklaştırmıştır...” o an, o çocuk sayılan yaşıma rağmen o çirki inkardan dolayı midem bulanmıştı. Bu insanları bukadar inkara iten ve bukadar çirkinleştiren bu devletin asla sukunet bulmayacağına, asla huzurlu olamayacağına ve asla insanca bir gelişmenin olmayacağı bir devlet olamayacağına inanmıştım, halalda buna inanmaktayım. Beni biraz dövdüler ve bundan sonra Türk olmam gerektiğini söyleyerek gittiler. Neden bu olayı anlatım, benim dönemimde Liseler tamamiyle siyasi çekişme, kavag ve paylaşımı alanı halindeydi. O dönem abartısız bazen aylık hükümetler değişirdi ve değişen hükümetlere göre tüm eğitim müfredatı değişirdi. Yani bir yılda iki defa ders kitaplarımızın değiştiğine tanık oldum. Özelikle tarih, Türkçe dil dersi, felsefe, din ve ahlak der kitapları çok sık değişirdi. Öğretmenler bir gider, bir gelirdi. Okul müdürü bir sağcı faşist, bir solcu kominist olurdu. Okulumuz biraz ayrıcalıklı olsada sonunda o da tümüyle hükümetlerin insafına bırakılmak zorunda kalmıştı. O yılarda aileden köklü olmasada, kendini tanımlayacak kadar bir halk bilici, kendi ulus bilincini alanlan Kürtler vardı, biz sınıfda üç Kürt arkadaştık ve üçümüzde PKK yi tanımdaığımız ve hiç bir belgesini okumadığımız halde, kendimizi PKK sepatizanı görürdük. Sanırsam aile büyüklerini evde konuştuklarından, derin etkiliyordu. O dönem Kürtlüğe dair en güncel siyasi bilgiyi, duvarlara yazılan bir slogandan edinmiştim, “Bijî Kurdıstan” bu sıloganı duvarda okuyunca kanım donmuştu adeta. O güne değin bu kelimenin, “Kurdistan” bölümünü sadece evde duymuştum ve dışarda bunu söylemem gerktiği hep hatırlatılmıştı. Şimdi bir büyük duvarda hem de aleni, hemde büyük harflerle “Bıji Kurdıstan” yazıyordu ve kırmızı rekle. Kim yazmıştı, yada kimler bilemiyorum ama onları bir nefes kadar kendime yakın hisettim. O an onları görsem tek, tek parmaklarını öpebilrdim. Abartısız on dakkika o sloganın önünde durdum ve defalarca okudum. Yüreğimde, beliğimde gizli bir sır gibi sakladığı bir kimlik, bir sır orta yere cıkmış ve ben sok yaşıyordum. Kesinlikle bunu PKK liler yapmıştır, o zaman onlar buralarda varlar, onları bulmalıyım, onları mutalaka bulabılmelıyım. Komik ve acı bir halde sokaklarda bu arayışım abartısız tam bir yı sürdü. Bazen gece yarısı özelikle bazı duvarlar slogan yazmanın tahtası olmuştu, oraya gider, gizliden yazı yazanları izlerdim. Neyazık ki hiç “Biji Kurdıstan” yazana raslayamadım, ama o heycanım, o bekleyişim hep sürdü... İnkarların sonu hüzrandır, ikarların sonu koca bir boşluk, ikarların sonu ateş topudur. Neden bu kadar inakr üzerinde hala yeni ikarları sürdürüyor TC. Bunu anlamak hem zor, hem kolay. Zor eğer kendin bir inkarın içindeysen bunun farkına varmamak için, bu yalanın sürmesini istediğin için bu ikarın farkına varman zor. Kolay, şu an yaşayan ve azılı Türkçü kesilenlerin bir önceki kuşaklarına bakın, özelikle yazar, aydın, sanatçı kesimde bir tane Türk numune bulmak dahi zor. Yörükler ve Türkmenler ki gerçek anlamda Orta Asya kökenli Türklerdir, dah son yılara kadar, şeher inmezlerdi, çünkü katledileceklerinden, Osmanlı oyunan geleceklerinden korkarlardı. Doğal olarak dağlara sıkışan ve de ekonomık olarak sadece hayvacılık, tarımla uğraşan Türkler okuyamadılar, geri bırakıldılar ve bu devşirmelerin gemeliğinden kurtulamadılar. Ben inanyıyorum ki, PKK mücadelesi, Anadolu Türklerini kimlik bulması ve kurtuluşuna ışık tutmuş, en az Kürtler kadar gerçek anlamda Türklerin kurtuluşuna zemin hazırlamıştır. Bu devşirmeler bunu farketiği için bu kadar futursuz, bu kadar çılgınca, bu kadar kinle kudurmuşlardır. “Take düştü kel göründü” ne güzel bir söz, PKK başardıkça, Kürdistan ve Anadolu gerçekliği görünüyor, benimseniyor, kabul görüyor, buna karşıt hakların boğazlaşmasını hesaplayanlar, savaş raçıları ve darbecilerden medet umanlar, kaybediyor, yeniliyor ve çıldırıyor...
|
|