| |
| Eklenme Tarihi: 24.10.2007 Saat: 01:57 |
|
|
Feqîye Teyran (1560- 1660) ta yaşamış ve Kürtçe yazmıştır. Meleye Cizirî ( 1570) Ahmedé Xané (1651- 1707) Mela Mahmud Beyazidî 1794' te Beyazit’ te dünyaya gelmiş ne zaman öldüğü bilinmiyor. Midhat Bedirhan 1898 de Kahire de Kürdistan adında bir gazete çıkarmıştır. Aynı zamanda 19. yüzyıl yasakların başladığı bir yüzyıldır. Öncesinde medreselerde Kürtçe, Arap harfleriyle okunup yazılıyordu. Daha sonraki dönemlerde ırkçılık gelişiyor ve Kürde ait olan her şey yasaklanıyor. Osmanlı döneminden sonra yani 1923’ten sonra yasaklanan Kürtçe 1960’lara kadar tüm hızıyla yok edilmeye çalışılmıştır. Tabii bu baskılı süreçte Kürt aydınları durmazlar. Ülke sınırlarının dışında katledilen dili tekrardan diriltmek için hummalı bir çalışma içerisine girerler. Süriye’de Hawar ve Ronahi dergileri Bedirhan kardeşlerin çabalarıyla çıkartılır. Cigerxwin Kürtçe şiirler yazar. 1960’ta Musa Anter Kımıl adındakı kitabında birkaç halk türküsüne yer vererek Türkiye’deki bu kötü gidişata son vermeye çalışır. Fakat Ape Musa hapse atılır. 1965’te yine Musa Anter Bırina Reş adlı oyun kitabıyla Kürtçe yazmanın önünü açmaya çalışır. Baskılar nedeniyle Ape Musa’nın çabaları kısa vadede sonuç vermez. 1980’den sonra Kürt edebiyatı Avrupa’da çıkış yapar. Mahmut Baksi, Mehmet Uzun, Fırat Ceweri, Hesene Mete, Jir Dilovan, Cemil Denli Kürt edebiyatını geliştirmek için kolları sıvarlar. Bugün ise bu kutsal çabaya ülkeden ve dünyanın dört bir yanında yüzlerce kişi katıldı. Bilindiği gibi o topraklar üzerinde kadim dilimizi araştırmak ve geliştirmek için hiçbir olanak tanınmadı. Türk devletinin bu yönlü tutumlarını dünyanın her hangi bir yerinde rastlayamazsınız. Açıkcası Türkiye, bu dil yasaklama konusunda biriciktir. İşi öylesine pervasızlaştırmış ki, bir zamanlar Kürtçe konuşanlara para cezası bile kesmiştir. Tüm nefes boruları tıkatılmış bir dilde bu kadar güçlü eserlerin yaratılması Kürtçenin sağlam yapısından kaynaklanmaktadır. Yoksam bunca eziyeti hiçbir dil kaldıramazdı. Mehmed Uzun ise tüm geçmiş şair ve yazarların oluşturdukları birikimlerin bir toplamı ve devamcısı olarak, ilk ‘tu’ Sen romanı ile ortaya çıktı. Hem yasakların en katmerlisinin yaşandığı bir dönemde Kürtçe eserlerini birbiri ardına kitlelere sundu. Baba evinde dengbejler, stranbejler, nenesi ve dedesi berrak bir su gibi olan Kürtçeyle masalların, destanların, stranların efsunlu sözcüklerinin uçuştuğu bir dönemde dünyaya gelir. Ve bir tokatlada Türkçeyle tanışır. Üniversite’ye kadar da bu dille eğitimini sürdürür. Daha sonra tutuklanır. Diyarbakır Cezaevi’ ne konur. Diyarbakır Cezaevi’nde ne tür ezalar gördü, bilemiyorum. Ama Sen adındaki romanını yaşadığı bu dönemle bir hesaplaşma biçimi olarak ortaya çıktığını söyler. Mehmed Uzun alnının teriyle büyüdükçe çeşitli saldırılara maruz kaldı. En büyük gazete ve dergiler söyleşiler yaptı onunla. Her söyleşisinde sitemlerini, kırgınlıklarını dile getirdi. Kadim dili yasaklı olduğu için, yaralı coğrafyanın üstünde binlerce insan can verdiği için kızgındı. Son nefesini vereceği yerin ülkesi olması gerektiğini bilecek kadar da sevdalıydı ülkesine. Dünyanın ta öbür ucuna savrulduğu ve yıllarca ülkesine hasret yaşadığı için de kırgın ve kızgındı. Çok dilli ve çok kültürlüydü. Yok sayılan bir dille evrensel ölçütte güçlü eserler sunabilecek kadar da azimliydi. Mehmed Uzun bir söyleşisinde diyor ki: "Kürtçe roman yazmaya başladığım zaman elimde Musa Anter'in 1960'larda hapiste hazırladığı incecik bir sözlük vardı. Bir de Mehmet Emin Bozarslan'ın sözlüğü, 19. yüzyıldan kalma bir sözlüğün çevirisi." Ve şöyle devam ediyordu sözlerine değerli Mehmed Uzun: ’’Ben de bir tokatla tanıştım Türkçeyle. Benim anadilimle bağım böyle koptu. Eğitim dilinin, kültür dilinin Türkçe olması, Kürtçe'yle bağımı koparttı. Dili yasaklamak insanlık suçudur. İnsanı anadilinden koparmak vahşettir. Bir insanı kendi dilinden koparmak, insanın ruhunu, gelişimini engelliyor. Bence Kürtçe yasağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük yanlışlarından biridir." Eğri söze susar oldum/ kanserli dilim; ne inkar/ ne küfür/ vakti geçmiş sefilim… (Metin Kaygalak) Biraz ecnebiyim Kürtçe dolaşırım vakur akşamları/ Yurdum Çantamda korkulu ve itinalı... ( Müslüm Aslan) Kürt olmak belalıdır. Türkiye’nin her hangi bir kentinde katli her an gerçekleşebilecek bir ecnebi gibi dolaşmamak elden midir? Hele Kürtçe yazıyorsan bunun binbir belası ve cefası vardı. Çok sağlam edebi yapıtlar geçmişte yazılsa da cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, Kürtçe yasaklarla ve baskılarla yok edilmeye çalışılmıştır. Doğal olarak Kürtlerin Kürtçe yazdıkları yapıtlar sürgünde, Mehmed Uzun’un öncülüğünde filizlenip boy atmıştır ve daha öncede belirttiğim gibi bugün yüzlerce edebiyatçı eserlerini Kürtçe yazmaktalar. Kürtçe eğitim dili olmadığı için birçok Kürt şair ve yazar Türkçe yazıyorlar hala. Ve Yaşar Kemal, Ahmed Arif vb şair ve yazarlar Türkçeyi geliştirmişlerdir. Ama varılan noktada görülüyor ki Türkçe yazan şair ve yazarlar Kürtçe yazamadıkları için acı çekmişlerdir. İnsanlar zorla öğretilen bir dil karşısında şaşkına dönmüşlerdir. İşte, Mehmed Uzun tüm bu çekilen acıların çığlığıydı.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: firat_penaber Tarih : 2007-10-27 09:31:06 Puan :      |
|
yüreğine sağlık sevgili ustam
saygılarımı selamlarımı sunuyorum. |
|
Yazan: barat Tarih : 2007-10-27 20:04:07 Puan :      |
|
|
yuregine saglik keske butun insanlar senin gibi bu siyasatten iyi anlasalardi yada daha bilincli olmus olsalardi simdiye kurdistan farkli yerlerde olurdu belkide. bu bilgileri bizimle paylastigin icin tesekur ederim seninle ayni koylu oldugum icin gurur duyuyorum saygilar,,,,,, |
|
|
|
 |
| |
|