| |
| Eklenme Tarihi: 25.10.2007 Saat: 00:31 |
|
|
Yine bir Ortadoğu problemi olan Kürt sorunu yoğunluklu olarak Türk tv'lerinde. Zaten çatışma ortamlarının yaşanmasından sonra bu konu gündeme gelir. Ha birde unutmadan hakkını vermek lazım birde Avrupa Birliği müzakereleri veya birkaç devletle yapılan görüşmelerde ucundan söyle bir söylenir geçilir. Son günlerde biraz dahayoğunluğu artmiş olan çatışmalı ortamın her zamanki gibi maalesef çözümü için heen hemen aynı çözüm şekilleri tekrarlanıp duruyor. Genel hat itibariylede sorunun çözümü Güney Kürdistan'a düzenlenecek bir operasyonda görülüyor.Kürt Özgürlük Hareketinin o noktalara gerçekleştirilebilecek bir sınırötesi operasyon ile bitirileceği masalları anlatılırken diğer yandan da Güney Kürdistan bölgesel yönetiminin kazanımlarının önüne nasıl geçinilebilineceğinin hesapları yapılıyor.
Elbette konu da Kürt meselesi ve Kürt gerillasının bitirilmesi olunca Türk televizyonlarının numaralı konukları olan eski genelkurmay mensupları, nitelendirmelerine göre terör uzmanları yani baştan aşağıaskeri kesimler baş köşelerde konuk olarak bulunduruluyor. Bir operasyon yapmak niyetinde ise bir devlet elbettekikendi askeri kurumları ile bunun değerlendirmelerini yapacaktir. Ancak programların ufak istisnalar dışında hemen hemen hepsinin sadece askeri kanadı konuk etmesi dolayısıyla sadece savaş ve asker mentalitesini ortaya koyuyor. Ve malumdur ki asker savaşmak, öldürmek için oluşturulmuş gruplardır.
Kürt sorunu denince direkt akıllara panzehir olarak bunun gündemleştirilmesi olaylarısadece askeri bir bakış açısı ile değerlendirmeye mecbur bırakmaktadır. Aslına bakılırsa askeri bir kesim dışındaki siyasi kesimin ağırlıklı olarak askeri kesimin görüşlerinin dışında farklı şeyler söylediklerini söylemekde maalesef çok güc'tür.Sınır ötesi ile ilgili askeri bilgi almak için o insanlar fikirlerini sunmaya çalışırlarken Türk medyası diğer noktaları gözardı etmektedir. Tabiri caizse komşuda ki pirince gidilirken eldeki birşeylerden olunacağı düşünülmüyor. Nedendir bu niyetler sınırötesine geçip KCK'nin bitirilmesi için mi? Elbette ki değil. Bu saldırgan sistemle, ve yaşanılan sınır ötesi operasyon karmaşası aslında zaten toplumsal çöküntü içerisinde olan halkı iyice soykırım mantığına itmeye davet etmektedir.
Eğer ki toplumunda sivil yaşam sürdüren normal vatandaşlarında kendilerini askeri kurumların teorik ve pratik bir mensubu olarak görüyorsa bu varolan tehlikenin ne derece büyük olduğunun göstergesidir. Özellikle de tvlerde boy gösteren eski ve yeni askeri yetkililer konuştukları sözleri tartamayınca durumu bir soykırım çığırtkanlığına götürmekteler. Zaten robotlaşmış bir toplum haline gelmiş olan halk, şimdi de saldırgan bir robotluk programı ile yeniden yapılandırılmak isteniyor.Ve böyle bir durumdada biz birçok insanın ellerinde Türk bayrakları, dillerinde 'Ya Allah Bismillah Allahuekber' sözleri ile o şehirde bulunan Kürtlerin yoğunluklu yaşadıkları mahallelere girip önlerine geleni, dükkanları darp etmeleri kaçınılmaz bir sonuçtur. Durumun bu halegelmesinin en büyük sebeplerinin başında Türk medyası geliyor.
Bir taraftan son derece ahlaksız, seviyesiz bir duruşla DTP'li bayan milletvekillerinin taşıdıkları çantanın çok yüksek fiyatlı olduğunu yazacaksın ve ''hani bunlar garip Kürt halkını düşünüyorlardı.'' diye de ekleyeceksin. Diğer yandan da insani bir kavram olan 'SAYIN' kelimesinin bir halkın önderliği konumunda olan bir birey için kullanılması karşısında 'DENSıZLiK', hadlerini bildirmek gerek dersen ve daha akla hayale gelmeyecek sayısız değerlendirmelerde, haberlerde bulunursan durum içinden çıkılmaz bir hale gelir.
En tehlikeli ırkçı, suç örgütleri, uyuşturucu satıcılarını 'BABA' olarak nitelendireceksin, tvlerindeki dizilerde en büyük payı mafyavari filmlere vereceksin, sonrada çıkıp neden gençlik şiddete yöneliyor diyeceksin. Bu bir dengesizliktir. Neden peki bu medya organlar, askeri kesimleri toplumsal psikolojiyi göz önünde bulundurmuyorlar?
Sınır ötesi isteminiz varsa buyurur gidersiniz, yani bunu siyasi, toplumsal, ekonomik tıkanma haline getirmenin nasıl bir açıklaması olabilir. Olası bir operasyon durumunda kendi içinizde yaşayan_ özellikle de Batı bölümünde yaşayan Kürtlerin yapacağı olası bir ayaklanmadan korkuyorsanız bu anlaşılır değildir. Aslında bu askerlerin, siyasi yetkililerin bu söylemleri bugüne kadar kendisini mücadeleden uzak tutan, kardeşlik diyen bir çok Kürt insanına da ders olmuş oluyor. Bilinçaltındaki düşüncelerin dışa vurumudur. İçerideki sosyal çöküntü'nun sonuçlarını değerlendirmekten ziyade bu noktaya gelişin sebeplerini değerlendirmeniz gerekirdi.Bir de bilinen bir şeydir. Gazeteciler, haberciler, meydana gelen vaka'ları, gelişen olayları aktarmak ile görevlidirler. Yani tarafsız, eşit bir anlayışla hareket etmek durumundadırlar. Eğer ki medya organları, gazete habercileri olayları kendi ideolojik fikrinin doğrultusunda ele alıp yayınlıyorsa burada hukuktan, etiklikten bahsetmek doğru olmaz. Haberi sunarsınız, kararı vatandaşın takdirine bırakırsınız. Başka bir örnek; Basın mensuplarının karşısındaki DTPli milletvekillerinin tüm şiddeti etkisizleştirme, baskılı ortamı bitirmeye yönelik çözümlerini yabana atarak, 5 dakika da bir ''PKK terör örgütümüdür?" diye sormasını başın hakları ile bağdaştıramazsınız. Gazetelerin ilk sayfasına anadil isteyen insanlara hitaben tek dil Türkçe'dır yazacaksınız, diğer yandan Alman devletinin küçük bir kasaba da yaşayan Türk nüfusu için anadilde eğitim sunmamasını "RASİZM" olarak halka sunacaksınız. Bunlar empatiden uzak ve bencil yaklaşımlardır ancak geri kalmış toplumlarda bu birçok insanı uyuşturucu ile zehirlemekten farksizdir. İşte medyanında kamulaşması, bazı ideolojilerin tekeline girmesi istihbarat ve genelkurmay teşkilatlarının sözcülüğünü yapması sonuç olarak sadece devlet dilinin, devlet yetkililerinin mentalitesinin bireylere kendi doğrularını kabul ettirmesi en kolay yoldur. Ve bunlar da masum bir haber gibi ekranlara, gazetelere yerleştirilir.
Medya özgür olmalıdır, medya şeffaf olmalıdır.
Türk medya çalışanlarının yayınlarına konuk alırken, gazetelere ropörtajlar yaparken mümkün mertebe toplum psikolojisi uzmanları, sivil toplum örgütleri, uluslararası hukukçular, toplum bilimcileri v.b. alanlardan da değerlendirmeler yer vermelerini temenni ederiz.
Bir Türk asker doğar mantığından çok, bir kişi insan olarak doğar, bilim ile yaşar silahtan çok kaleme yönelir demek en insancıl yoldur.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|