İdeolojik zenginliği olmayanların, pratik zenginliği olmaz. Pratik eylem
alanındaki hareketimizin en temel ihtiyaçlarından birisi bu
zenginliktir. İdeolojik düzeydeki yetersizlik, daralma ve oldukça
eklektik, başka sınıfların, hatta yabancı gerçekliklerin etkisindeki çok
kaba, çok sorun teşkil eden bireysel hesaplar, pratik hercümerci daha da
artıran eklektik düşünce, bir ideolojik gelişme olarak görülemez ve
hatta aşılmayı gerektirir.
PKK çizgisi ideolojiyle başlamış ve onunla
gelişmiş bir çizgidir. Başlangıcında belirleyici olan ideolojidir.
Pratik ancak bu temelde hem vücut bulmuştur, hem de çok dikkatli bir
biçimde bağlı gelişirse sonuç verebilir. Dolayısıyla eylemle ideoloji
arasındaki kopukluk en temel sorunlarımızdan birisi olmaya devam ediyor.
Kişilerdeki kuru, yüzeysel ve fazla tarz üretmeyen gerçeklik, kesinlikle
ideolojinin olmayışından veya yetersizliğinden, yanlışlığından
kaynaklanıyor. Bunu gidermedikçe, eyleminizin (kadro-komuta) bir anlam
ifade etmesi zordur.
İşin daha da olumsuzu, ekmek-su kadar
ihtiyaç olunduğu halde ideolojiden kaçışın neredeyse bir alışkanlık
haline gelmiş olmasıdır. Hayır, ideolojinin, dünya devrimler biliminin
sonuçlarını gerçeğimizle, hem de yaratıcı ve başarılı bir biçimde
kaynaştıramazsak, bu işte başarıya gitmek mümkün olmaz. Sınıf zemini
çözülmüş, hatta sınıf olmaktan çıkmış, önemli oranda erimiş, iddiasını
yitirmiş ve düşmanı olağanüstü yaşamaya yatkın hale getirilmiş, direnme
kabiliyeti olmayan, olsa da kaba bir isyancılıktan öteye gitmeyen bu
kişiliğin, kendisini ideolojik olarak toparlaması da çok zor.
Zor olduğu
için de bütün çabalarımızı, belki de düşman faaliyetlerinden daha fazla
zorlamaktadır. Toplumun geri düzeyini olduğu gibi Parti içine yansıtma,
toplumsal yenilmişliği, güçten düşmüşlüğü, özellikle örgütlenmeden kaçan
gerçekliği, Parti içinde, hem de Parti'nin imkanlarıyla Parti'ye karşı
dikme, neredeyse vazgeçilmez bir alışkanlığınız haline gelmiştir. Şimdi
siz buna bayılıyorsunuz veya bu tarzınıza sevdalanıyorsunuz. Açık
söyleyeyim ki bu, objektif olarak, düşmanı en tehlikeli bir biçimde
Parti ortamına dayatmaktır.
Bu tehlike var. Demin bahsettiğimiz
sınıfsal, sosyal gerçekliğinizin inatçılığı da göz önüne getirildiğinde,
yıllardır Parti içinde sanki bir hakmış, faziletmiş, önemli bir
özelliğinizmiş gibi adeta bununla yaşadığınızı, hatta başardığınızı
sanmanız tehlikeyi daha da büyütüyor.
Sorumsuzluk düzeyi çok gelişmiş. Pratikte başarı kaygısı yok.
Olumsuzluklara zemin olma kaygısı yok. Kesintisiz başarma gereği duyma
hiç yok. Duygu düzeyinde bile çizgiden sorumluluk diye bir durum yok.
İşte fırsatı değerlendirme, eskiden toplum içinde yaptığı ucuz
sivrilmeyi, hırsızlığı, bu sefer Parti içinde yapma gibi bir yaklaşım.
Bunu bir de hak biliyor. Şimdi, çok tehlikeli bir toplumsal yansıtılış
oluyor bu. Bu kişiliğinizi Parti'ye dayatmanız, belki de çok rahat
alışkanlıklar nedeniyle hoşunuza gidebilir.
Ama bu, herhalde en büyük
kötülüktür. En büyük oportünizmden de, hizipçilikten de öteye, ilginç
bir geriliktir. Kendini sıkmıyor, ideolojikleştirmiyor,
çizgileştirmiyor, tabii ki örgütleştirmiyor ve böylece en kolayını
bulmuş oluyor. Şimdi gerçekten devrimciliğe niyetiniz varsa, Parti içi
ortam ve bu ortam içindeki rolünüzü bilince çıkarmanız ve aşmanız
gerekiyor.
Yapmayın! Bu dayatmalarınızla olmaz.
Yenilmiş bu kişiliğiniz, Parti içinde daha tehlikeli; yalnız yenilgiye
de değil, kayıplara da değil, tüm emekleri boşa çıkarmaya götürüyor.
Politikadan habersizliğiniz, hele hele başarı tarzından tümüyle yoksun
olmanız, felaketi daha da büyütüyor. Bu anlamda geri kişiliğiniz,
aslında kontra kişiliği diyoruz ama bilinçlilik anlamında onu da aşıyor.
Daha doğrusu bilinçli kontra, hatta hizip gözlemlenebilir, tedbir
alınabilir, ama sizin bu tarzınızın kaypaklığı, silikliği, iddiasızlığı,
her şeye yatkınlığı, sorunların görülmesini, dolayısıyla hakkında tedbir
alınmasını çok zorlaştırıyor. Dolayısıyla tam bir başa bela olma durumu:
"Ben böyleyim, işinize gelirse". Bildiği her şeyde böyle. Mesela en
rahat başarı imkanı var, ona karşı keyfi; çok büyük bir tehlike var, ona
karşı keyfi. Halbuki biraz sorumluluk duysa büyük kazanacak. Biraz
dikkat etse o imhayı önleyecek. Bu konularda hiç oralı olmuyor. İşte
gerçeğiniz bu: "Vallahi ben iyi niyetliydim. İşte elimi uzatmadım, ama
sorun değilim. Kazanabilirdim, ama gerek görmedim. Tehlikeyi gördüm, ama
iyi niyetimden ötürü, işte 'benim görevim değil' dedim altından çıktım".
Politikada bunun kadar tehlikeli, hele askeri alanda, savaş alanında
bundan daha tahripkar bir yaklaşım yoktur. Ama sizde egemen olan bu
anlayıştır.
İnsan sizden ürküyor. Bu tarzla bırakın çizgi
komutanlığını yapmayı, bilinçli bir düşmandan daha fazla zarar
verirsiniz. Sanmıyorum bilinçli bir karıştırıcı bu kadar zarar versin.
Velhasıl bu kişiliğiniz çok tehlikeli. Ne yapıp yapıp bu kişiliği
aşmanız gerekir. Hiç kimse bu kişiliğinizi politikada kabul etmez. Zaten
bu kişilikle politika, askerlik yürütülemez. Bu ciddi bir hal almıştır
ve herkesin dikkatini çekiyor. Halkın da dikkatini çekiyor. Bunun
PKK'lilik olmadığını herkes söylüyor. Ve herkes PKK’ yi arıyor. Bunu
hemen hepiniz de iyi biliyorsunuz. Herkesin aradığı PKK’ yi, siz böyle
en tersinden "benim" diye dayatıyorsunuz ve bu, büyük kargaşaya yol
açıyor. Eskiden bu yaklaşımlarınız görünmezdi, şimdi açığa çıkıyor ve
hareket büyüdüğü için tahammül sınırlarını zorluyor. Bu halinizle hiç
kimse sizi benimsemek zorunda değil.
Halk ciddi önder istiyor. Uluslararası güçler
ciddi, kusursuz önder istiyorlar. Tabii herkes kendini yetiştirmiş.
Önderlik olayı da öyle, Önderlik de kendini yetiştirmiş. Size gelince;
adeta yıllardır bu bebeklikte çakılıp kalma yaşanmış ki ben bunu
defalarca işledim. Bazıları tam bir tarz haline getirmiş. Kırk yaşında
olanlar var, yeni yetmeler var, böyle çok berbat. Gel de onların
yarattığı sorunların altından kurtul. Böyle ucuz politika yapmak
hoşunuza gidebilir, sizi tatmin edebilir.
Rüyalarınızda bile
görmediğiniz kadar size başarılı da gelebilir. Bunların hepsi mümkün.
Ama hareketimizin önündeki mevcut görevlerle, onun sorumluluk düzeyi ve
beklentilerle karşılaştırdığımızda, siz tam bir tezatsınız. Aslında
birçoğu Parti tarihinde görüldü; en ciddi başıbozukluk, yenilgi,
tasfiye, savrulma zeminini açık tutuyorsunuz ve o zemini sürekli
geliştiriyorsunuz. Hiç umurunuzda da değil; "Ben iyi niyetliyim. Ben
aslında çok çalışıyorum". Savunma tarzınız bu kadar. Ama çizgi için bu
yeterli mi? Bu çizgiye cevap veriyor mu? Hiç bu soruyu kendinize
sormuyorsunuz. "Hep başkaları bozuyor, ben ne yapayım? Beni
ilgilendirmez" diyorsunuz, ama bize gerekli olan da çizgiye
yeterliliktir, çizgiyi içte/dışta geliştirme gücüdür. Peki, buna neden
ulaşamıyorsunuz? İşte demin söylediğim ideolojik gerilikle ilgili bir
olay.
Bu kadar ideolojiden kaçan, çizgiye cevap olamaz.
Bu kadar dar pratik, hem de kuru, yüzeysel ve çoğu da kayba yol açan
cinayet derecesinde sorgulanması gereken pratiklerdir. Bu, kendine
sevdalanma, kör pratiğin yol açtığı sonuçtur. Katil pratiği ideolojik
gerilikle birleşti mi, işte çok ucube olan bu durumunuz ortaya çıkıyor.
Bu dayatmayı sürdürmeniz, Önderlik tarzımızın olmaması halinde nelere
yol açar? Çok iyi biliyorsunuz ki, yirmi dört saat içinde parçalanmaya,
giderek dağılmaya ve çoğu da şu veya bu gücün etkisine girerek her şeyin
kaybına yol açar. Hayret ettiğim nokta, örgüt kaygılarınız niye bu kadar
zayıf? Başarma ihtiyacı olan, ciddi örgüt kaygısı taşır. Ciddi örgüt
kaygınız varsa; yemez, içmez, uyumaz, başınızı iki elinizin arasına
alır, sabaha kadar bir çözüm peşinde koşarsınız. Sorumlu kadro dediğimiz
böyledir. Fakat şimdiki kadro, yerine hangi yetkiyle nasıl göz dikecek,
kimi bastıracak, kimi uzlaştıracak, bunun hesabında ki bazıları da şu
anda kontrayı aşan bir biçimde dayatma halinde, işi gücü böyle
dağıtmadır. Aslında o anda böyle kurşuna dizilmesi gereken duruş tarzı,
ama siyasi nedenlerden ötürü yapmıyoruz. Bu pratiğiniz aslında idam
hükmüyle yargılanmıştır, fakat sadece geciktiriyoruz.
Bilmeniz gereken
en temel husus bu. Yargılamayı Parti yapar, düşman yapar, hayatın
kendisi yapar, ama yapar. Politikanın büyük sorumluluğunu duymazsanız,
bu suç konumunu teşkil eden durumu aşamazsınız ve kesinlikle başınıza
bir felaket gelir.
Diğer hayret ettiğimiz bir nokta da; bu acı hükme
rağmen, neden bu kadar rah atsınız
ve bildiğinizi okumaya devam ediyorsunuz. Yaşama karşı saygısızlığınız
bu kadar mı gelişmiş? O zaman baştan kaybetmişsiniz. Derin yanılgılar da
olsa, önce varsa bir gücünüz onu aşın. Yeniden bir Parti katılımı
geliştirin ve hiç olmazsa kendinizi eğitin. Bahaneci, savsaklamacı Kürt,
neredeyse başını almış her yere, her tarafa böyle kendini dayatıyor. En
üst düzeyden tutalım savaşçıya kadar, sözüm ona görev alanlarına da göz
dikiyor, ama hiç de gereklerini yerine getirmiyor. Ben de bir beklenti
içindeyim, ama bizim beklentiler büyüktür. Ayriyeten bunlar için çalışma
da çok büyük. Fakat siz veya böyle durumda olanlar, sadece örgütün zayıf
anını bekliyorlar; objektif olarak, bu zayıf anla birlikte, can alıcı
yerine darbe indirmenin beklentisi içindeler. Bütün bunları kasıtlı
yapsa belki daha iyi. İnsan o zaman ta-kip edebilir, ama hepsi iyi niyet
adına yapıyor. Hepsi de "Ben haklıyım, ben yılların savaşçısıyım" adı
altında yaptı, ama olmuyor. Sen yılların savaşçısısın, halkımız da
insanlığın en eski halkıdır. Ama bu halk, şu anda tarih dışında. Sen
emekçisin, ama emeğin Parti karşıtı. Parti davasını bu kadar hafife
almanız çok büyük bir tehlike. Bütün ısrarlara, imkanlara rağmen Parti
davasında ilerlememeniz, çaresizliğe düşmeniz, kendi açınızdan en büyük
olumsuzluktur.
Biraz TC ile kıyaslarsak; nasıl ki TC'de "Toplum
kirlendi, politika kirlendi, bütün kurumlar kirlendi" deniliyorsa, PKK
içinde de böyle bir kirlenme var. Özellikle kadrodaki ve kadronun görev
anlayışındaki kirlenme, TC'nin çetelerinkinden daha az değildir. Bunu
kesinlikle bilince çıkarmanız lazım. Nasıl ki TC, kendini çetelerinden
arındırmaya çalışıyorsa, biz de kendimizi çetelerden arındıracağız.
TC'nin çetelerinin şöyle bir söylemi vardır; "Vatan uğruna biz her şeyi
yapmadık mı? Her şey vatan içindi". Sizin durumunuz da aynen buna
benzemiyor mu? "Her şey PKK içindi", ama PKK'nin çizgisini, PKK'nin
gerçek kurallarını, yasalarını alt-üst ederek! Böyle bir PKK'lilik kabul
edilemez. Durum böyle. Bizdeki çeteleşme belki TC'ninkini de aşıyor. Ama
farkı şu; onlar vurgun vuruyorlar, sizin öyle bir durumunuz yok. Belki
yoksulsunuz, zaten bu yönüyle daha da tehlikeli. Çünkü iyi niyetle, işte
"Ben ne yaptım? Hep yıllarımı verdim" biçiminde, haklı bir kendini
savunmaya götürüyor. Hayır, çeteciliktir; yani kurala gelmeyen, yani
çizgiye gelmeyen bir durumdur. Toplumsal gerçeklik de zaten bunu sürekli
besliyor.
Gelişmemenin ideolojik boyutu, hayalleri,
iddiaları, örgütlenme gereğini geliştirememenin objektif zemini üzerinde
çete kişiliği çıkar. Nedir bunun özü? Bir kaç ahbap-çavuşla sınırlar
kendini. Komutandır, tabur komutanıdır; üç-dört ahbap-çavuştur orada o
komutanlık. Çete dediğim bu. Bir alan yönetimidir, iki üç
ahbap-çavuştur. Orada örgütün çizgisi, işleyiş esasları yoktur. İşte
çetecilik buradadır. Yani onu aşamıyor, objektif realitesi onu aşamıyor.
Gücü o kadar. Bizim toplum zaten toptan çetecilik zeminidir. Herkes bir
yerde çetedir. Şimdi Parti'ye de bu yansımış ve şu anda Parti'yi en çok
bu tehdit ediyor. Burada kasıt aranmıyor.
Burada çizgi kişiliği, onun
ideolojik derinliği ve pratik iradesi çok zayıftır denili-yor. Bu
temelde gelişen, küçük grupçuluk kişiliğidir. Şimdi bu bir de toplumda
kaybetmiş, hiçbir şeyi yok, Parti'ye böyle kapaklanmış. Sizin bu tip
particiliğinizden nefret ediyorum, yani kabul edemem. Düşünüyorum;
dağlarda - Avrupa da dahil- nasıl oldu da
PKK'nin içine böyle doldular? Kabul etmiyoruz. Ben de dar bir köylü
kişiliğinden geldim, ama ben kendimi halen ideolojik düzeyde
yetkinleştirmeye çalışıyorum. Gözlerim beni çok zorlamasına rağmen öyle
yapıyorum. Gözleri sağlam, ama hayattan hiçbir şey anlamıyor, halen bir
doğru anlayışa ulaşma ihtiyacı duymuyor. Ben seni ne yapayım? "Ben
hamalım, kendimi satarım", hamallığı git başka yerde sat. İşte paralı
askerliğin daha geri bir biçimi. Paralı askerlik iyi bir şeydir aslında;
para verirsin adama, o da çok iyi savaşır.
Burada sadece karın tokluğuna
para askerliği yapıyor, en ilgisiz durumda. Çünkü kurala gelmiyor. Keşke
para ile iyi askerlik yapabilseniz. İnsan size biraz ücret verse, ama
dört dörtlük Afrikalı paralı askerler gibi savaşsanız. Gerçekten bir
taburu böyle paralı askerler olarak çalıştırabiliriz. Acaba yaparlar mı?
İnsan korkuyor. Çünkü düşman daha çok verecek, dolayısıyla oraya
kaçacaklar. Kısaca doğal, karın tokluğuna dayalı bir askerlik,
devrimcilik söz konusu.
Özel yöntemlerle sizi idare ediyoruz. İnancı,
morali bir taraftan, örgütsel tedbirleri bir taraftan, beyninizin
yetmeyeceği, zorlayamayacağı bir biçimde ayarlamalar var ve zor bela
sizi sürüklüyoruz. Durum bu. Bazılarınız bunu yırtıyor, ihanete gidiyor,
bazıları kontralaşıyor, bazıları bela oluyor, bazıları biraz feodal
namus anlayışı nedeniyle kalıyor. Ama cidden Partileşerek süreci aşmada
şu anda görünüm zayıf. Şimdi bu tespit var. Bu tespite göre kendi
ihtiyaçlarınızı ideolojide ve pratiğin düzeltilmesinde iyi görerek
gidermeniz gerekiyor. Şimdi mesela bazılarını ben "Bugün mü böyle
yapayım, yarın mı yapayım" diye gün sayıyorum. Oysa o kendini önder
sanıyor. Sadece bazı hesaplar nedeniyle ağzına vurmuyorum, "şerefsiz"
deyip atmıyorum. Ama o, Önderliğin sevgili bir yoldaşı gibi kendine
bakım gösteriyor, yer alıyor halen, "yerim dar, daha geniş yer" diyor.
Çılgın! Sübjektif niyetleriyle kendini her an aldatan adam. Dolayısıyla
bu Partileşme olayını
mutlaka becermeniz gerekiyor. Gücünüz yoksa sempatizanlıkta kalın.
Gücünüz varsa etkili kadro haline gelin.
Dikkat edilirse hiçbirinizde etkili bir kadro
görünümü var mı? Bu okulumuzda bile etkili bir kadro havasıyla eğitime
yaklaşmıyorsunuz. Geçen devreyi göz önüne getirdiğimizde, en son ana
kadar sahte gruplar devam etti. En tarihi dersleri verdim, kendimi
gerçekten paraladım adeta. Halen etkisi altındayım. O ise hiç anlamak
bile istememiş; kendi küçük grupçuluğunu, ahbap-çavuşluğunu sürdürüp
gitmiş. Bu kişi çok saygısız, yani bu kişiyi kapıdan içeriye sokmamak
gerekir. Yönetim düzeyinde de bu ortaya çıktı. Candan bir derse katılma
ihtiyacı yok, bunları tokatlayıp atmam gerekiyordu. Düşündüm, nereye
atayım? Kendimi müthiş zorladım, son günleri getirinceye kadar adeta
kendi kendime işkence yaptım. Karşı taraf da zevk alıyor bundan. Kendini
böyle dayatarak, yani "İki tane suratıma vur da, ben de kurtulayım, sen
de kurtul" tavrını koydu bazıları. Git artık! Nereye giderse gitsin.
Belasını benim yanımda değil, başka yerde bulsun dedim. Ne yapalım, pis
bir kavgacı tarzı, fesat! O kendi içindeki pis dünyasını burada, benim
karşımda atlatmak istiyor. Tabii ben buna alet olamazdım. Var böyle bir
sürü, her tarafta dayatılıyor.
Bu adi kavgacılığı Parti içinde hortlatmamaya
çalışıyorum, ama tepkimizi, öfkemizi görüyorsunuz. Biz bunu gidermek
için, örgüt zeminini daha da derinleştiriyoruz, genişletiyoruz. Yedekler
meselesini geliştirmeye çalışıyoruz ve böylece bu tehlikeyi süreç
içerisinde aşma yollarını seçiyoruz. Bire bir, teke tek, karşı karşıya
değil de, bir süreç temelinde halletmeye çalışıyoruz. Kavga böyle! İster
anlayın, ister anlamayın. Bu kavga bizim tarafımızdan böyle görülüyor,
böyle yürütülüyor. Açık söyleyeyim, sizin tarzınızın yirmi dört saati
kendi haline bırakılsa, gerçekten ajanlık bile yapmak isteseniz,
toplumda sizi besleyeceklerini sanmıyorum. Hayal deryasında kendinizi
aldatıyorsunuz. Devrimde başarı kaydedemezseniz, ajanlığa soyunun.
Hayır, hiçbir şey kurtaramazsınız, canınızı bile kurtaramazsınız.
Bu gerçeği de biraz görmemekte inat ediyorsunuz.
Zaten o noktada en büyük silahınız cehalettir. Hz. Muhammed'in Ebu Cehil
için söylediği sözler var, değerlendirmeler var. Gerçekten Ebu Cehillik
bizde de çok. Güncelleşmiş Ebu Cehiller! Gerçekten iyi niyetinize saygı
duymakla birlikte, yetmeyen ve hatta kötüye bile götüren yönlerden
sıyrılın. Varsa gücünüz, iddianız, bunu Partileşmeye bu çerçevede dökün.
İnsan sözüyle şereflidir, sözün sahibi olduğunda değerlidir. Bu kadar
sözüne ters düşen kişilik, namertten öteye bir kişiliktir, siliktir,
sözünün sahibi değildir. Sözünün sahibi olmayan kişiliğe bir şey verilir
mi? Hele devrim değerleri gibi değerler emanet edilir mi?
Fazla açmak istemiyorum. Tartışmalarla dürüstçe, daha açık Partileşmeyi
sağlayacaksınız. Yeterince ideolojik, yeterince doğru pratik bütünleşme
olacak. Olmazsa ne olur? Olmazsa çizgi suçudur, bu da en büyük suçtur. O
temelde şu veya bu biçimde tasfiye olup gidersiniz. Tehlike aslında
ciddidir. Örgüt içinde, eskiden sandığınız gibi dayak atmazlar adama,
siyasi mücadelelerin dili değişiktir. PKK olayında bu çok daha özgündür,
benim PKK içinde mücadele yürütmem çok farklı olmak zorunda. Çünkü Kürt
gerçeğinde bu farkı yaratamazsan, değil bir örgütü yönetmek, gerçekten
iki kişiyi bir araya getirmek bile zordur. İlk defa gerçekleştirilen bir
örgüt tarzı olduğu için, ilk defa bu kadar kalabalık bir örgütü
başardığımız için, bunun iç mücadelesi, iç yönetimi de benim tarafımdan
çok özgün, çok farklı, hatta çok ustalıklı bir biçimde olacaktır. Çünkü
ilktir, şimdiye kadar bir örneği yoktur. Sandığınız gibi sizinle kavga
etmem. Mesela TC çatlıyor. TC, "haydi APO, neredesin? Gel buraya! Haydi,
niye ortaya çıkmıyorsun?" diye kuduruyor. Aslında bir yerde bu sizin
için de geçerli. Bir kavga tarzınız var, bizi ona çekmek istiyorsunuz.
Benim de gerçekten daha yedi-on yaşında
geliştirdiğim bir kavga tarzı vardı köyde, o dönemin toplum kurallarını
bir tarafa bırakan bir tarzdır. Şimdi bu yaşa gelmişim, bu tecrübeyle
sizin kavga tarzınıza düşer miyim? Nasıl bir kavga vereceksek size
karşı, farkına varmadan -TC'ye karşı da biz böyle yaptık- yenilgiye
düşürürüz. Hatta nasıl yenildiğinizi bile hiçbir zaman bilmeyecek bir
biçimde yenilirsiniz. Durumunuz biraz böyle, TC’de de olduğu gibi. Çünkü
TC, bizim ona karşı yürüttüğümüz kavgayı anlamak istemiyor, hata
yapıyor. Sonuç; dünyanın gözünde ne hale düşmüş! Aynı şey sizin için de
geçerli. Dayatmak istediğiniz bir kavga tarzınız var, "Gel beni vur! Çık
vuruşalım!". Tıpkı TC gibi. Ama buna gelecek bir Önderlik yok, bu tarza
gelecek bir Parti de yok.Beklersiniz,
beklersiniz, nereden kaybettiğinizi bilmeden çukura düşüp boğulursunuz. Durum böyle, böyle olacak. Ben çocuk muyum ki sizin bu kişiliksiz, bu
pasif kavgacılığınıza düşeyim? Düşmem, çatlasanız da düşmem. Kavgada hak
ettiğiniz sonucu bulacaksınız. Açık söylüyorum, hem de her türlü yöntemi
uyguluyorum.
Dikkat edin, bizim kavgacılığımızda yöntem çok
zengin. Nasıl ki ideoloji çok zenginse bizde, onun pratikleri de çok
zengin. Kişi olarak en ağır bir kavga ortamına alındığınızı
hissediyorsunuz. Bunlar bizim tarafımızdan geliştiriliyor, kendiliğinden
değil. Ben adamın yüzüne gülmem, gülmeye de gerek görmem. Bazı
arkadaşlarımız yirmi-yirmibeş yıldır bizim yüzümüze bakıyorlar, ben
onların yüzüne bakıyorum. Onlar kendi kavgalarını dayatıyorlar, ben
kendi kavgamı dayatıyorum. Kendisi sıfır, ama ben mutlak iktidar
konumundayım. Onlar akıllarını kullanmıyorlar, böyle olmasa öyle
dururlar mı? Ben burada çok vicdanlıyım. Kaba müdahale yöntemini Parti
içinde eksik etmeyen birileri olsa, anında kurşuna dizerler. Bizim tek
farkımız, bu yönteme itibar etmiyoruz, ama kavga var. Kurşun bir defa
öldürür, bizim yöntem her an öldürür.
Bu yaşadığınız sıkıntılar bizim
size vurma tarzımızın bir sonucudur. Suçlusun, sıkıntıdasın, çünkü sen
kötü bir kavgayı dayatıyorsun ve kırk yıl daha seni öyle tutacağız,
sersemleyeceksin. En son ayakta duramaz duruma geldiğinde, boks
ringindeki gibi sersemleyip kendin yere düşeceksin. Son öldürücü yumruğu
bile vurmayacağız, sersemleyip öyle yere düşeceksin. Hatta nasıl
vurulduğunu bile anlamayacaksın. Çünkü anlatsak durum tehlikeli olur,
bölücülük yaparsınız. Klasik tarzla çok dağıtıcılık yaparsınız.
Kendinize göre belki "Ben de vurdum, işte intikamımı aldım" dersiniz. Bu
şansı size vermemek için tarzı daha da derinleştirdim. Önderlikte
bunların hepsi var. Var olduğunu bu örgütleme gerçeğinden anlıyorsunuz.
Bu örgütlemeyi ben nasıl sağlıyorum? Neden hiç kimse böyle bir
örgütlemeyi yürütemiyor? Tarzla
ilgili. Bazılarınız dürüst, bağlılıkla bir şeyler yapmak istiyor.
Bazılarınız da tam bir mülayim, münafık, bir şey olduğunu sanıyor.
Kendini dayattın, işte gittin Önderlik sahası'na kendini daha da
incelterek çıkarttın, hatta güç aldığını da sandın. Belki de çoğu böyle
gitti. Belki de bu temelde kendinizi daha geliştirirsiniz, ama bunlar
beyhude. Yanlış yaptı, kendi başına büyük belayı sardı.
Kavgamızın değerini çok iyi takdir etmenizi
öneriyorum. Her zaman vurguladığım gibi, bana komplo yapacaksanız bile,
ustaca yapın. Bağlılığınız varsa, onu da ustalıkla yapın. Bu kaba
biçimiyle, gerçekten bir kurşunu bile hak etmezsiniz. İşte o hain,
teslim olan tipler için, bir kurşun bile vurmaya değmez. Bazen bu
bağlılık tarzı sadece bizi rahatsız ediyor. Böyle bağlılık olmaz, çünkü
çok geri, çok pratiksiz, başarısız, içeriksiz. İşinize gelirse bu
Önderlik gerçeğiyle yürürsünüz. Bütün bunları söylerken sizi korkutarak
yürüteceğim demiyorum, ama bazı yanılgılarınız var, onunla
yürüyemezsiniz diyorum. Bazı ucuz hayalleriniz var, onlar
başınıza çöker. Kendinizi bir şey sanma durumunuz var, bu sakıncalıdır
diyorum. Burada kişiliğinizi kimse tahrip etmiyor, tahkir etmiyor,
sadece yetmez ve oldukça derin bir yanılgı içindesiniz, mümkünse aşın
diyorum. Eğer dayak, çok tahripkâr bir yöntem uyarıcı olacaksa,
isterseniz örnekler kabilinde yapalım ki bazılarını geçen devrede
yaptık. Alalım buraya -ki ülkede çoğunuz yapıyorsunuz, bana göre buna
fazla itibar edilemez- bağlayalım ellerini, ayaklarını, yalvartıncaya
kadar vuralım, tövbe ettirelim. Bununla bir insan ne kadar ıslah
olabilir? Veya sizin dayattığınız diğer bir yöntemle, saygısızlığı,
bireyciliği sonuna kadar dayatalım, boyun eğdirelim. Bu bize ne
kazandırır?
Şu çıkıyor: Kendinizi terbiye etme göreviniz çok
büyük önem taşıyor. Bu halinizle sizi Partili olarak kabul etmemiz çok
zor. Sert vurmamamız, cezanın hafifliğini göstermez; mücadelenin değişik
bir söylemde yürütüldüğünü gösterir. Ve güvenmeyin, yarın biçim
değişebilir. Dedim ya, alaşağı edildiğinizde bile, bunun ne zaman ve
nerede yapıldığını bilmeyeceksiniz. Ben en azından mücadeleyi
yürütüyorum. Mecburuz, örgütü başka türlü götürmek, başarmak mümkün
değil. Onun için diyorum, Parti içi mücadeleyi sonuna kadar öğrenin,
tarzı öğrenin, yeterlilik düzeyini kontrol edin, ona göre tavır alın.
Direnme yollarını da belirttim. Bir ideolojik derinlik şart, pratikte
bir düzeltme durumu sizin için şart. Yine disiplin kişiliğinde
alçakgönüllülük, sabır şart, bunlara hükmetme şart, anın gereklerine
göre "Doğruya doğru, yanlışa yanlış" demek şart, yöntemde, ideolojiden,
ilkeden taviz vermeksizin pratik politikada esneklik şart. Bunları da
karıştırmayın. İlkedeki katılıkla, politikadaki esnekliği birbirinin
yerine koymayın ve hepsinin hakkını tam yerinde verin. Bunlar militan
olmak için, yönetici olmak için gerekli. Burada bunları öğrenmek
için varsınız.
Gerektiğinde bin defa geçmiş pratiğinize tövbe
edin, af dileyin. İyi şeylerde ibadet eder gibi, zikreder gibi huşuyla,
büyük bir içtenlikle, samimiyetle doğrulara katılım gösterin. Bunlar
olmadan olmaz. Paralı asker bile olamazsınız. Bir de ağlamayın, haliniz
çok acıklı ve ağlamaklı. Çok sinirleniyorum, kişiliğinizin çekici
özelliği fazla yok. Hep ağlıyor, dayatıyor kendini; diken gibi. Bunu
aşın. Yoldaşlar en çekici insanlardır, olağanüstü etkileyici, çekici
insanlardır. Eğer etraf sizi sevmiyorsa, suçu etrafta değil kendinizde
arayacaksınız. Büyük bir yararlılığınız gözükmüyorsa, suçu yine
kendinizde bulacaksınız. Bu konularda biraz ciddi olun. Muazzam bir
etrafı suçlayıcı gerçeğiniz var. Kimi suçluyorsunuz? Suçlayan adam,
aslında kendi suçunu ortaya koyuyor. Çünkü suçlayan adam, en başta neden
bu durumu aşmadığını kendi kendine sormalıdır. Neden suç ortamını
değiştirmediğini öncelikle kendine sormalıdır. Bu konuda hiçbir şey
yapmıyor, kendini adeta yok sayıyor, etrafı da alabildiğine suçluyor.
Bunlar ikiyüzlülüktür.
Bütün bu yöntem veya yöntemsizlik konularında
kendinize çekidüzen verin. "Şimdiye kadar idare ettik de oldu" demeyin.
İdare ettiniz, ama suç dosyanız çok kabarık. Ortada başarıyı zorlayan
bir adam yok bizde. Başarıya göz diken kadrolar yok. Gittiği yerin
başına bela olma var. Bu, suç dosyasının daha da artması demektir.
Ağzınız açılmış; eskiden bebekler ağlardı, mama bulmak için; şimdi siz
ağlıyorsunuz. Mama beklemekten başka bir haliniz yok. Hep şunu
vurguluyorum bizim bu en eski arkadaşlarımıza; bu kadar ucuz
konuşacağınıza, şu soruyu kendinize sorun; "Neden ben akıllı on tane
adam yetiştiremedim? Parti'ye bağlı, çizgiye bağlı, pratikte başarılı
adam neden yetiştiremedim?".
Her şey hazır, adayları vermişiz, ortam
güzel, sen nasıl bir öndersin ki yıllardır on tane adamı eğitemiyorsun?
Ben sizin neyinize inanayım? Komutandır, ama üç tane yardımcıyı kendi
etrafında yetiştiremiyor. Ben bu komutana nasıl inanacağım? Kendini bir
suçlu gibi dayatmaktan öteye bir marifeti yok. Böyle bir sürü komutan,
bir sürü yönetici var. Ben bu komutanları ne yapacağım? Yanında iki kişi
adam etmemiş, sen nasıl Partilisin? On yıl geçmiş, sadece dağıtmış,
bozmuş. İnsan kendine soru sorar, "Ben neden bir grup yoldaşı
yetiştiremedim?" Örgütlerde kuraldır; bir temsilcinin işi gücü iyi
adaylar yetiştirip örgüte kanalize etmektir. Bizim temsilciler ne
yapıyor? En iyi savaşçıları saf dışı bırakıyor. Böyle komutanların
hepsinden hesap sorulacak, soruluyor.
Bu temelde artık pratik düzeltmeyle yanıt
veriyorsunuz. Çözümde zorlandığınızda Parti'nin ideolojisine
sarılıyorsunuz. Herhalde inançlarınız var, kişiliğinizi ortaya
koymuşsunuz, benden daha fedakar ve cesursunuz, o halde sonucunu
alacaksınız. Aksi halde hep ikiyüzlüler olarak, düşkünler olarak,
kendini kandıranlar olarak sizi mahkum etmekten bir an bile geri
durmayacağım. Parti kaygısını hafife almayacaksınız, ciddiyetine halel
getirmeyeceksiniz ve bunun bizim en temel özelliğimiz olduğunu, en başta
bununla yaşamakta olduğumuzu bileceksiniz. Önderlikte gözetilen en temel
hususun bu olduğunu bilerek yaklaşımlarınızı, bağlanmalarınızı,
örgütlenmenizi bu temelde sağlayacaksınız. Sanırım yeterli.
Bir grup daha sanırım pratik diye tabir ettiğimiz
sahada, ölçmek, denemek istiyor kendisini. Olabilir, uyarıları biraz da
bu pratikleşmeye ilişkin yapıyorum. Pratiği de düzeltme aşamasındayız.
Halkın da beklediği, savaş saflarımızın da beklediği pratikçiliği
sergilemek üzere görevlendiriliyorsunuz. Hem yeniyi fark etme,
yeterliliği yakalama, hem de yanlışı görerek sakınma, sizin için son
derece hayatidir.
|
|