| |
| Eklenme Tarihi: 5.11.2007 Saat: 19:59 |
|
|
Bir süre önce Hakkari’de yaşanan çatışmalarda Pe.Ke.Ke’ nin eline esir olarak düşen T.S.K Askerleri, D.T.P ’li Osman ÖZÇELİK, Aysel TUĞLUK ve Fatma KURTULAN’ ın aracı olduğu bir diyalog yoluyla serbest bırakıldılar. Kesinlikle belirtmek isterim ki ‘’Yaşam Hakkının Kutsallığına’’ mutlak surette bağlıyım. Bununla birlikte ‘Yaşamı Koruma Hakkının da’ takipçisi olunması gerektiğinin altını çiziyorum. Böylelikle sıklıkla dile getirdiğimiz ‘Analar Ağlamasın’ sözünün hayat bulmasının yolları açılmış olur.
Böylesi bir girişimin olduğunu basından okuduğumda, içimde buruk bir sevinç yaşamıştım. Ancak açıklıkla ifade etmek isterim ki, kişisel talebim bu kadar ucuz ve sıradan bir teslimatı uygun görmediğimdi. Tüccar ve Fırıldak İlnur ÇEVİK’in kuruluşunda inkar edilmeyecek emeği olan ‘Uluslar Arası Diyalog’ adındaki bir organizasyonun bu işin içinde olduğunu duyduğumdaysa kaygılarım ve YANLIŞ diye düşünemem daha da beslendi. ‘Yerinde Sayanlar En Çok Ses Çıkartanlardı’ sözünü hatırlatmamın ne yararı olabilir bilmiyorum.
Türkiye’de siyasi konuları yorumlamak için müneccim olmaya gerek yok. Her şey o kadar korkusuzca ifadelendiriliyor ki, Analiz yapmaya ihtiyaç duyulmuyor. Çatışmalardaki bir tek yaralı için bile dünyayı başına yıkarcasına ortalığı Velveleye veren Türk Medyası, bu defa daha temkinli yaklaşmıştı olaya. İlk günler, Halkın heyecan ve Milliyetçiliğini besleme adına sıkça kullanıldı bu ESİR’ler, ancak ne zaman ki ROJ T.V vasıtasıyla konuştular, farklı sesler çıkmaya başladı. Hatta Gazeteci (?) Hulki CEVİZOĞLU, askerlerin zorla değil isteyerek Örgüte katılmış olabilecekleri ihtimalinin daha da yüksek olduğunu ifade etti.
Bunlar üzerinde pek durulması gerekmeyen gelişmeler aslında. Benim belki de zülf-i yare dokunacak sözlerim var. Askerlerin esir alındığı günden başlayarak Pe.Ke.Ke ‘li bir çok yetkili, son derece akıllıca açıklamalar yaptılar. Esirlere uluslar arası antlaşmalar gereğince yaklaşıldığını ve serbest bırakılmaları da bu mihval üzere olacağı ancak bizim de bazı şartlarımızın olacağı mealinde ifadeler kullanıldı.
Esir Askerler’in serbest bırakılacağı söylentileri yayılınca, ben de olaşabildiğim birkaç Gerilla Ailesi’ni ziyaret ettim. Hepsinde, adı sonradan konulacak bir SEVİNÇ ve ÜZÜNTÜ vardı.Adı neden konmaz bir SEVİNCİN bilenleriniz el kaldırsın.
Adı neden konmaz bir SEVİNCİN hangi kapıları suratlarımıza kapatacağını kavramış olanlarınız şöyle bir adım öne çıksın.
Ben bu kısır ve esir beynimle kelimelerin boğazımda nasıl düğümlendiğini anlatamam. Bir süre önce T.S.K ile çıkan çatışma, önce 11 daha sonra da 4 Pe.Ke.Ke Gerillasının Şehit Düştüğü Basına yansıdı. Bunlardan İhsan TEKEŞ’ in durumu henüz net değil. Esir alındığı konusunda H.P.G ‘nin açıklaması olmasına rağmen, Devlet güçleri teyit ve tekzip yoluna gitmediler. Ne ÖLÜSÜ ve ne de DİRİSİ hakkında hiçbir bilgi yok. Her iki tarafın kayıp yakınları bir yana, TEKEŞ’ in ailesinin yaşadıklarını ve duygularını çok merak ettim. Kendileriyle irtibata geçtim ve buna rağmen duygularında hiçbir değişiklik olmadığına tanık oldum. Ah Tanrım, nasıl da kahr oldum anlatamam.
İşte zülf-i yare burada başlar bence. Pe.Ke.Ke ve D.T.P, yaşanan bu gelişmelerden neyi bekliyor ve nasıl bir strateji takip ediyor anlaşılır bir şey değil. Burada amaç sadece, Örgüt olarak kendilerini Gündem mi yapmak istiyorlar, yoksa çözüm için çaba içindeler mi anlamak benim açımdan oldukça zor. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, var olan çatışmalı bir ortamda meydana gelen ESİR olaylarında, karşılıklı bazı toleranslar vasıtasıyla çözüme gidilir. ESİR askerlerin ilk günlerinde hemen her kes ÖNDER ÖCALAN ‘ın Özgürlüğü koşuluyla ESİRLERİN serbest bırakılması konusunda fikir beyan ettiler. Ancak ben bu konuda, iç ve dış kamuoyunun da hassasiyetlerini hesaba katarak, iki konulu bir alternatif ileri sürmüştüm.
En makul ve olmazsa olmaz iki koşulla bu ESİRLER serbest bırakılmadı mı, benim kırgınlığım ve kaygılarım had safhaya ulaşmış oluyor. Bildiğiniz üzere Sayın ÖCALAN ’ın talebi üzerine, Avrupa ve Gerilla Saflarından iki gurup, iyi niyet göstergesi olarak Türkiye ‘ye geldiler. Bunların hepsi değişik tarihlerle cezaevinde kaldılar. Hala Sayın Ali SAPAN cezaevinde ve koşulları da son derece gayri insani. İki talebim şuydu ; eğer Esriler Devlete verilecekse iki makul istemde bulunulabilinirdi.
Ya Sayın Ali SAPAN’ ın ( bu talep tamamen kamuoyuna mal olmuş biri olarak değerlendirilmelidir.) ya da başka herhangi bir Pe.Ke.Ke ‘li tutuklunun koşulları iyileştirilmeli…
Ya da, dostluğuyla her daim övüneceğim Sevgili İhsan TEKEŞ Yoldaşın akıbeti konusunda makul bir açıklamanın yapılması talebiydi.
Biliyorum belki beni son derece küçük hesaplar yapmakla değerlendireceksiniz ancak eğer bir iyi niyet gösterisi yapılacaksa bunlar karşılıklı ve en asgari standartlarda olmalıdır. Zira bu HALK artık iyi niyet göstergesinin tek tarafı olmayı kaldıramıyor.
Yani yarın itibari ile Sayın Parlementerlerimiz, Kayıp Gerillaların akıbetleri hakkında Genel Kurmay Başkanlığına bir başvuruda bulunacaklar mıdır?
Basında konu hakkında, açıklamalar yapılıyor olsa bile D.T.P ve Pe.Ke.Ke ‘nin konu hakkındaki emeklerinden zerre kadar bir bahis olmaması nasıl bir girişimi beraberinde getirecektir.
Bir dere boyunda yıkanan Gerilla Cenazeleri hakkında bir yerlere başvurulara yapılacak mıdır?
Sorular, sorular, sorular. Hangi çağda cevap bulunacağı meçhul sorular. Sonra Türkiye ‘de ki gazete ve haber portallarına bakıyorum. Üslup, tarz, ifade ve yaklaşımda hiçbir değişiklik yok. Oysa bunu biliyor olmalıydık. Yıllar önce Sayın BİRDAL ‘ın başını çektiği bir heyetle teslim alınan askerlerden, Er Coşkun KRANDİ ve Polis Hakan AÇİLE ‘e kadar, sorun ve çözüm hep aynı tarzlarda gelişti. Ve ben bir yurttaş olarak bundan son derece rahatsızım.
Hiç kimse bana; ‘Heval bizim bilmediğimiz gelişmeler yaşanıyor ve bunun gereği yapılıyor’ diye hikaye de okumasın lütfen. Konuyla ilgili Sayın Cahit MERWAN ‘ın yaklaşımı nasıl bir gazeteciliği beraberinde getiriyor anlaşılır gibi değil. Önder ÖCALAN ‘ın Resmi, Parti Bayrakları ve Gerilla Komutanları’ nın nezaretinde ESİRLERİN teslim edilmesini son derece uygun bir durum ve hareketimizin uluslar arası hale getirilmesi konusunda iyi bir konsept olduğu’ mealinde yaklaşımlarını şöyle sürdürüyor ; Başbakan bu durumda A.B.D ‘ye boynu bükük gidiyor.’ Anlamakta güçlük çekiyorum. Lütfen birileri bu YANLIŞ ‘ın açıklamasını yapsın...
İnadına Sayın ÖCALAN
İnadına Azadiya Welat Gazetesi
İnadına Gündem Gazetesi
İnadına Roj T.V
İnadına Roj Baş
İnadına Şev Baş
İnadına Q
İnadına W
İnadına X
ÊDİ BESE
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: OzanAmedDersim Tarih : 2007-11-06 00:35:12 Puan :      |
|
Degerli Zana qenco heval tespitleriniz genel anlamda katıldıgımı belirtmek isterim. Ancak 8 esir askerin serbest bırakılması konusu biraz çetrefillidir.
Yani Diyelimki 8 esir askere karşılık bizde kendi taleplerimizi şart koştuk ve şart koştugumuz taleplerin içerisinde bir takas durumu söz konusu oldu. Peki Düşman Türk Devleti bu taleplerimizi bu şartlarımızı kabul edecekmiydi? Kabul etmeyi bırakalım gündemlerine bile belki almayacaklardı.
Çünkü Terörist Türk Devleti 8 esir askeri için kılını bile kıpırdatmadı bu konuda ne halka ne kamuoyuna herhangibibir açıklama yapmadı ve bu konuda zerre kadar kaygı duymadılar.
Bu konuda HPG ANAKARARGAH KOMUTANIMIZ SAYIN DR. BAHOZ ERDAL`IN Degerlendirmelerinden çarpıcı bir paragrafı buraya kopyalamak istiyorum.
"8 askeri elimizde esir olduğu halde bunu halkından saklıyor, onları hiç sormuyordu. 2 yıl önce de Dersimde bir askerleri güçlerimiz tarafından esir alınmıştı, şimdi de 8 asker. Bunları sormuyor elinden gelse toplumun gözlerini ve kulaklarını kapatır, kimsenin görmesini ve duymasını istemez. Saklamaları neyi gösteriyor? Bu, Türk ordusunda maneviyatın, birbirine bağlılığın zayıflığın gösteriyor. Bir asker, komutanının bu yaklaşımı karşısında nasıl bir moralle savaşabilir, nasıl savaş cephesine gidebilir? İsrail gibi bir devlet, esir bir askerini alabilmek için kendi karşıtının yüzlerce savaşçısını bırakabiliyor. Tek bir askeri için bunu yapması, askerine olan bağlılığını gösteriyor. Oysa Türk ordusu ve hükümeti, bu büyüklüğü, feraseti ve asaleti göstermiyorlar. Bu da onlar için Türk askerinin bir araç, bir silah olduğunu, vatan ve bayrak savunması edebiyatının ne kadar boş olduğunu, toplumu bununla kandırdıklarını gösteriyor. "
Durum bu kadar açık ve net. Bu konuda ben yurtsever bir kürt genci olarak Partimden Hareketimden böylesi Alçak,Soysuz,Onursuz,Kahpe bir Düşman karşısında artık Düşman Askeri Esir almasın diyorum. Çünkü İşin suyu çıktı diye düşünüyorum.
Ya esir alınmamalı yada alınacaksa kendi cephesinden düşmana şartlar koşmalı ve bu şartlar kabul edilmeyene kadarda tek bir asker bile serbest bırakılmamalı.
Amaç gündem yaratmak bu konuda kamuoyu oluşturmaksa zaten "Destansı Oremar tarzı Direnişlerimizle Sürekli Dünya kamuoyunun birinci gündemiyiz.
Selamlar Saygılar...Serkeftın...Dembaş
|
|
|
|
 |
| |
|