| |
| Eklenme Tarihi: 8.11.2007 Saat: 02:11 |
|
|
Eğer ki sistemin eleştirilmesi söz konusu olursa, yanlışların ortaya çıkırılıp çözüme kavuşması dile getirilirse Türkiye sınırları içerisinde bu çok farklı algılanıyor maalesef. Bir nevi insanlar Kral'in çıplak olduğunu görebiliyorsada bunu söylemekten çekinmektedirler. Yani korku belli alanlar için elbette çok geçerli, ancak sadece korku ile bağlantılı kurarsak sebebine ulaşamayız. Örneğin cumhuriyet dönemini, sistemi eleştirmek veya kendi etnik kimliğinin üzerine çalışmalar yapmak karşılıklı zıtlıkların şiddete dönüşmesine olanak tanıyabilir. Ancak ekonomik, sosyal hakları,hukuki hakları içeren temel sorunları dahi öz vatandaşlar eğer ki itiraz edemiyor, değişiklikte bulunamıyor ise bunu direk korku ile algılamak doğru olmaz.Burada devletin tartışılmazlığı, vatandaşların ise köleliği, robotluğu söz konusu olur. Tabii ki Türkiye anayasasıda dahil olmak üzere birçok resmi alanda eleştiri, itiraz hakkı yurtdaşların elinden alınmıştır. Aslında bunun biraz anayasa dolayısı ile gelişmesinin yani sıra halk içerisinde çok yoğun ve acımasızca destek görmesi en iç acıtıcı yanıdır. Türkiyede devlet kavramı ile vatandaş kavramı çok farklı işliyor. Bir toprak üzerindeki yaşayan insanların oluşturduğu düzen olan devlet mekanizması, Türkiyede bunun tam tersine güncelleşmiş durumdadır. Özetle sanki insanlardan önce bir devlet vardı, bu devlet halkı bir şekilde yarattı, ekmek verdi, iş verdi, yaşama hazırladı gibi bir düşünce hakim olmaktadır.Yani halk arasında çok kullanılan bir söz vardır ya 'Devlet Baba' tam da bu pratiği destekler nitelikte oluşturulmuştur. Nasıl ki evlatlar anne ve babalarına karşı günahıyla, sevabıyla, doğrusuyla hatasıyla bağlı kalmak durumunda ise bu algılanan devlet terimide günümüzdeaynı durumdadır.
Yani devlet denilen yapıyı sanki bu insanlar meydana getirmemiş gibi Devlet kavramının halka köleliği dayatır duruma gelmiş olması kabul edilir bir durum değildir. Şimdi bu şekil bir giriş bölümünden sonra Türkiyede çok sık bir şekilde ağızlardan düşmeyen vatan hainliği, ekmeğe ihanet etmek gibi kavramlarıda daha net ortaya çıkartmiş oluruz. Bu uyuşturan sistemin mensuplarının gözünde Kürtler bu ülkenin ekmeğini yiyen ve sonrada ihanet edenlerin ilk sırasındadır. Ancak verilen ekmekten ziyade elinden alınan ekmek diye de belirtmek lazımdır. Türk devlet yapısı bu kadar uzun süreye rağmen halen ekmek verebilecek bir kapasiteye zaten ulaşmamıştır. Vatandasının sosyal hakkını sağlamakta yeterli değildir. Bu sebeptendırkı bir deprem nedeniyle konulan bir vergi dahi senelerce kaldırılamamaktadır. Ve o kadar fazla da dış borcu var iken doğan bir bebek borçlu doğarken bırakın halka ekmek vermeyi kendi ekmeğini dahi karşılayamıyor demektir. Olayın maddesel ekmek boyutu önemlidir ama herşey demek değildir. Çünki özellikle Kürtlere yöneltilen Ekmeğe ihanet meselesinin temelinde daha çok o sınırlar içerisinde yaşayıpta sonradan başkaldırmaktır. Yani aynı toprakta yaşamak. Veya koşulsuz bir bağlılık. Görmeyeceksin duymayacaksın, konuşmayacaksın.
Türkiyede bu meşhur ekmeği yiyipte ihanet etmek sözününde değeri kaçtı aslında.Baksanıza yaptıklarını, görevlerini hiç saymaya dahi gerek yok Kenan Evren gibi bir şahıs dahi bu topraklarda birkaç kelime etti diye Vatan Haini ilan edilmiştir. Yani işin özeti Devlet ve Kurumları kendiliğinden oluşmuş bireyleri var etmiş birşey değildir. Bireylerin yaşam düzeninin oluşturulması için bireylerin kendileri tarafından oluşturulmuş bir yapıdir. Bu nedenle kullanımı yaygınlaşan "Ekmeğe İhanet" kavramının ne derece temelsiz olduğu ortaya çıkmıştır. Eleştiri olmayan yerde düzen gelişemez. Bu sözümüz halen uykuda olanlara...
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|