| |
| Eklenme Tarihi: 14.11.2007 Saat: 22:31 |
|
|
Türkiye devleti yetkilileri, Kürt sorununa sanki hiç böyle bir sorun olmamış ya da yaşanmamış gibi davranmaya özel bir önem vermekterdirler. Böyle bir sorunun yaşanmadığının kanıtı olarak Kamu dairelerinde, Mecliste yer alan aslen Kürt kökenli vatandaşların varlıklarını öne sürmektedirler. Türkiye’de Kürt sorununun varolmadığına dair bu inkarcı argümanlar sistemin bütün kurumları tarafından kullanılmaktadır.
Türk Başbakanı R.Tayyip Erdoğan seçim öncesi dönemde ‘Kürt sorunu vardır’ biçiminde ifade ettiği görüşlerini inkar ederek, devletin geleneksel inkarcı politikasını savundu. AKP’nin içinde Kürt kökenli 75 milletvekili olduğunu belirterek üzerinden Kürt halk gerçekliliğini gizlemeye çalışmaktadır. Erdoğan A.B.D. gezisinde olduğu gibi Kürtler ile ilgili bir kelime geçtiği vakit savunma olarak bu bilindik inkara dayanan cümleleri kullanıyor. Son İtalya ve A.B.D. gezilerinde de yine bu yaklaşımını devam ettirdi. Basın toplantısı sırasında bu konu ile ilgili soru soran gazetecilere, "Türkiye’de Kürtler ile ilgili bir sorun yoktur. Mecliste benim partim adı altında görev almış 75 Kürt kökenli vekil bulunmaktadır. Dolayısı ile böyle bir sorunun olmadığı ortadadır." şeklinde cevap vermiştir. Uluslararası ilişkilerin gündemine oturmuş olan Kürt gerçeği, Türk yetkilileri tarafından halen sorun olarak dahi algılanmamaktadır. Dahası Kemalist rejimin tarihsel geleneğinden gelen ve devletin ‘Kürtleri yok sayma’ politik statejisi tekrarlanmaktadır.
Acaba gerçektende 75 milletvekili'nin "Kürt" kökenli olması ve diğer stratejik devlet kurumlarında ‘Kürt’ kökenli ama politik olarak imha ve inkarcı devletin varlık nedenleri olan bir kısım insanların varlığı Kürt realitesini kesinlikle ortadan kaldırmaz Türkiye "sınırları" içerisinde 25 milyon olduğu tahimin edilen Kürtlerin, sömürgeci rejime adapte olmuş 75 milletvekili ile temsil edildiğini söylemek esasen Kürtlerin imha ve yok etme politikasına aktif destek sunmaktır. Aynı zamanda Kürt gerçeğini çok bilinçli olarak çarpıtmaktır. İnsanlar bazı özellikler üzerine doğarlar, gelişirler. Bunlar gelişim süreci içerisinde dil, din, kültür kısacası milli değerler olarak belirtilebilir. Aslına bakılırsa bu gün dahi bu değerlerin inkar edilmesi ve hatta hiç yaşanmamış gibi gösterilmesi Osmanlı imparatorluğu’dan beri devam eden bir politikadır. Ancak milli kimlikleri ile de ön plana çıkmış bir kısım Kürtlerin bireysel yenetlerinden dolayı sisteme hizmet etmeleri için devlet kurumlarına alınmışlardır. Uygulanan bu politika ile en yetenekli Kürdün dahi sömürgeci rejime hizmet etmek için var olduğunu ispata yönelikti. Kürt kimliği ile tanınan ve ailesi üzerinden en çok ön plana çıkıp sistem politikalarına alet olan örneklerden bir tanesi de Abdülmelik Fırat'tır. Kürt halkı tarafından çok önemli bir değer olarak algılanan Şeyx Said'ín torunu olması sistem partilerinin onu kullanma isteğini güçlendiriyordu. Meclis'e girebilmek için Abdülmelik Fırat'in yaşını büyüten zihniyetin belki bu isteğini ağırlıklı olarak oy kaygısına bağdaştırabiliriz. Ancak esas sorun Kürtlerinde sistem içerisinde ne şekilde eritilmek istendiğine dair politikalar bakımından önemlidir. Bu tip örnekler daha fazlasıyla çoğaltılabilinir. Yani devlet için var olan bir avuç ‘Kürt'ün sömürgeci düzen partilerinin kimliği altında meclise girmeleri, ne Kürk halkını temsil edebilirler ne de Kürtlerin demokratik-kültürel ve uluslar taleplerine yanıt olabilirler. Çünkü onlar Kürt kimliği ile değil tersine kendilerine Türk kimliğiyle tanımlamaktadırlar. Onlar Kürt ulusunun varlığı için mücadele edenleri sömürgeci rejim gibi ‘bölücü’ olarak tanımlamaktadırlar. Bu Erdoğan'in bahsettiği AKP içerisinde yer alan "Kürt" kökenli milletvekilleri konusunu bir entegrasyon değil asimilasyon yaşatıcıları olarak ele elmak gerekir. Şu an itibariyle meclis çatısı altında iki çeşit Kürt kökenli milletvekilleri yer almaktadırlar. Bunlar birinci grup sömürgeci rejim için var olan ‘Kürt’ milletvekilleri, ikinci grup kürtlerin bützün ulusal değerlerine sahip çıkan ve savunun Kürt milletvekilleri
1- Özde Kürt Milletvekilleri: Mecliste yer alan milletvekillerinden ilk etapta bağımsız adaylar ile seçime giren ve daha sonra da D.T.P. grubu altında toparlanan sözde değil özde Kürt milletvekilleridirler. Onlar genelde basının en odağındaki simalardır. Hani bu topraklarda insanlar ölmesin, demokratik adımlar atılsın dedikleri için, hergün devletin bütün kurumları tarafından tehdit edilen vekiller. 'Bize benzemezseniz, 1994 yılında olduğu gibi aynı şekilde sizi kovarız.' sözlerine maruz bırakılanlar. Her fırsatta yüreklerini ortaya koyarak bu topraklarda Kürtlerinde en az Türkler kadar demokratik özgür bir yaşam hakkı olduğunu söyledikleri için parti binalarına saldırılar düzenlenenler. Esir düşen Türk askerleri için, asker anaları meclise başvurupta çocuklarının getirilmesini isterken "Ne yapalım, dağa çıkıp alamayız ya." diye cevap alırlarken, bu özde vekiller askerler için en pratik adımları atip, bir yandan da "hain" ilan edilerekten yüreklerini ortaya koymuşlardır.
2- 1- Sömürgeci rejmin sahte ‘Kürt’ kimlikli Milletvekilleri: Düzen partileri içerisinde yer alan bu sözde "Kürt" milletvekilleri, devletin en üst kurumlarında yer alarak Kürt halkını yok etmek için en üst düzeyde görev alanlar. Kendi gerçeğini inkar etmek ve kendi halkına ihanet etmek zorundadırlar. Çünkü kendilerini ispatlamanın en büyük yolu, sistemin esas sahiplerinden daha fazla kendi halkına baskı yapmaktır. Bu vekiller zaten kendi kültürlerini, ait oldukları değerleri pek dile getirmezler. Kürt kökenli bir gencinin zorla gittiği askerlikte şu veya bu nedenle ölmesi sonucunda bu vekiller özellikle ailelere Kürtçe başsağlığı dilerler. Kürtçe konuşalan bir kaç kelime ile medyanın psikolojik savaşı başlar. İşte ‘ bakan da Kürtçe konuştu nerede ayrımcılık’, Kürtler bu ülkede ‘bakan, başbakan dahi oluyorlar’ gibisinden yorum yapmaktan geri durmamaktadırlar. Diğer yandan bu sözde ‘Kürtler biride ’ AKP'nin önde gelen yöneticilerinden Dengir Mir Mehmet Fırat’tır. AKP’nin Kürtleri imha ve yok etme politikasına destek veren bu kişi, DTP.li milletvekillerine "ya legalleşecekler, ya da dağa çıkacaklar" söylemlerle tehdit edebiliyor. Bir başka örnek Mehmet Metinerdir. Kürtlerin islami değelerini kullanarak sömürgeci rejimin ılımlı islamcı partisi AKP'nin peşine takmak için bütün hünerini kullanmaktadır. Sorun 75 milletvekilinin olması değildir. Önemli olan Kürtlerin tarihsel mirasına, ulusal değerlerine sahip çıkmaktır. Devlete endekslenmiş 75 milletvekili sömürgeci rejimin devamindan yana tutum alırken, DTP’nin 20 milletvekili de Kürtlerin uluslar değerlerine sahip çıkmaktadır.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|