|
Günler kirpiklerini yumdu, bana çırpınan yedi canlı ucu
zehirli bir ölüm kaldı. Nefesi kesen kasvetli bir bekleyişten öte harlanan
haykıran bir alev topu küle çevirdi bozkırlarımı. İsli şiirler, tutuk adımlar
ve dizlerini karnına çekmiş cümleler... Bana, yedi canlı ucu zehirli bir ölüm
kaldı, şimdi ne yazayım.
Susmak şarjörüne çığlıkları sürmekti. Ama bu susuş ve
kabaran karanlığın içinde, bezgin bir iniltinin ışığında koyulaşan anlamsızlık
ve yok-sunluğun yelken açtığı ıssızlık ürkütüyor. Ürküntü ve ıssızlığın
birbirine yaslandığı vakitlerden dirence ait ne varsa kurur. Sarmaşık gibi
tırmanır sarmalar yüreği var eden her şeye. Kuruyor her şey yok-sunluk deli rüzgâra
teslim ederken yelkeni.
Ellerimde tuttuğum solgun sayfalar isteksizce yığılan
satırlarla baş başa kalırken ne yazayım.
Günün kirpiklerinden damlayan bir gece.
Kalbimde derin siyahî bir iz. İzlerin avuçlarında yönlerime kilit vurmuş
şifresi bende bir dilek, anahtarı sende
bir kıpırtı.
Gün kirpiklerini yumdu, rüzgârının gölgesinde.
Direncin dizlerinde yığılıp çökerken ağlamaklı, dileklere
yakarışıma ve bir mucizevî kıpırtıya kaldım. Bir harf, bir ses, bir muştuya… Bu
çok şeydir daha ne yazayım.
Yollara astım kendimi, adımlarıma tüketirken azmimi, hani
derlerle ya yollardır ayrılıklardan çaldırır kavuşmaları.
Sular ki, duruluğu ikizdi parıltılı yasına yıldızların ve
duru dingiliklerin izbelerinde inzivaya çekilen kederlere sığındım.
Yankılanınca özlemim duyasın diye yollar taşmadan yıllara, suların akışkan
tanıklığında.
Sırt sıvazlar sorulmaktan bıkkın adresler
Al yazmaya sürmeli yaşlar akar
Ve ben yorulurum özlemin terkisinde
Sen.. sen ne yapıyorsun bensizliğin insafında
Ayna şımarırmı
Türküyle saçlarını taradığında
Gülüşün bir içim su kıvamında mı hala
Bak sabah oldu
Alnını pencereye daya
Gün aydınlanmadı
Bulutları arala
Solgun sayfalar ve saçlarını çekiştiren cümlelerimi toprağa
gömdüm günlerimin. Senden ötesi ne yazsam bir dizi yalan, ne yazsam beyhude.
Doğuşu ve perdesini kapatışı birden bire de buna,
silkeleyeyim kendimi bu kahırdan. Yoksa masalımız yarı yolda yorulup encamı
hüsran makamlara dökülür, zamanı hesaba katmadan.
Kırışan yapraklarım, susayan mırıltılarım, baharsız kalan
bakışlarım ve sonra sesimin coştuğu, koştuğu, kusursuz, kaygısız düştüğü bana
ödül şafağın olmazsa neye yara bu yazacaklarım…
Ey yaşamamışlığımı işaret eden o zengin özne, ayaklarının
değdiği yere kurban olduğum, gölgesi olduğum kudret... Sezinlemedin mi benden
önce ölüme teşebbüsün ihanetini… Bilmez misin yokluğun selidir gözyaşının ve
fermanının infazıdır sonsuz acıların. Şimdi yumuludur diye gözlerin, öznesiz,
topraksız, rüzgârsızım.
Baygın uğultularda sessizliğin feryadıyla yaşamak nedir ve
umutsuzluk akarken damarlara sürüncemeye takılan günlerin getirdikleri
hangimize yarar hep yumulu kalırsa günümüzün kirpikleri. Hangi teselli içimize
su serper… İşte tam burada ey rüzgâra soluğunu veren işte burada yaşarken bile
bir varmış bir yokmuş denilse de bize kâfi.
Günlerim kirpiklerini yumdu, şimdi her harf gece. Sürüncemeden
ertelemeye düşmüş bu kahırlı bekleyişin ufuğunda hangi yıldızın nereye düşeceği
bilinmez. Ve durmadan dua ediyorum çizmesin diye gece hiçbir vaktimi.
Yıldızların düşeceği yere senden önce düşüp sönüyorum, sana yer kalmasın diye.
Yok-sunluk.
Günlerim kirpiklerini yumdu.
Günlerim karalanmış birkaç not… |