|
Türk devletinin Kürtlere uyguladığı soykırım Türk egemenlerine has bir soykırımdır. Böyle bir soykırım politikasını ancak kabile barbarlığı denilen tarihsel aşamada yerlerinden yurtlarından atlarına binip Ortadoğu'ya gelen ve buraya gelirken de İslam’ın kılıç zoruyla her tarafı işgal ve istila ettiği bir dönemde İslam dini ile devletleşenler yapabilir. Emek vererek toprağı işlemek, bir buğday tarlasını sürmek, toprağa alın terinden su vermek, ondan ekin almak bu emek sürecinde kültür yaratmak Türk egemenlerin bilmediği bir şeydir. Türk egemenleri ekilmiş tarlaları alın teriyle ekmek yerine sahiplerini katlederek kan akıtmayı emekten saymışlardır. Onlara göre buğday başağı tarla sürülerek su verilerek büyütülmez. Sahipleri katledilip kanları akıtılınca buğday büyür. Bu konuda Anadolu halk dilinde çok meşhur bir dörtlük vardır.
Şalvarı şaltak Osmanlı
Kalpağı kaltak Osmanlı
Ekmede biçmede yok
Yemede içmede ortak Osmanlı
Mısralarıyla ezdirilen halk kendisiyle Türk egemenleri arasındaki yaman çelişkiyi dile dökmüş. Bu gerçeklikten dolayıdır ki Türk egemenleri ‘bayrağımızın kırmızısı akıtılan kanların rengidir’ diyorlar. Ne kadar çok ‘şehit’ verdik nerelerde savaştık diyorlar. Kimsede kalkıp sormuyor ki durup dururken bunca ‘şehit’ neyin nesidir, Kuzey Afrika’da, Balkanlar’da, Hicaz’da ve daha birçok yerde ne işiniz vardı ve şimdi neden Anadolu’ya sıkışıp kalmışsınız.
Bu kafaya sahip egemenlerin oluşturduğu bir devletten halkların kardeşliğini beklemek kadar safça bir şey olamaz. Kardeşlik sanıldığı gibi sadece bir ana babadan doğmak değildir. Kardeşlik bu biyolojik gerçek kadar hata daha fazlada bir kültür ve bilinç meselesidir. Şimdi ‘benim bayrağımın rengi akıtılan kanların rengidir’ diyenlerin kültüründe kardeşlik olabilir mi. Bayrak bir sembol olarak egemenliği temsil eder. İkincisi bir sistemin hangi değerlerle var olduğunu gösterir. Adamlar sabahtan akşama kadar akıtılan kanların renklerinden dem vuruyorlarsa nasıl egemenlik kurduklarını ve hangi değerlerle kendilerini var ettiklerini hangi bilinçle yaşadıklarını açık seçik ortaya koymuş olmuyorlar mı? Peki Türk egemenlerin tarihinde onlarla uzlaşma da hiç olmamış mı diyeceksiniz. Olmuştur tabi. Fakat nasıl olmuştur yine onların deyimleriyle cevap verelim. ‘Bükemediğin bileğin elini öpeceksin.’ İşte Türk egemen kültürünün kimlerle nasıl uzlaşacağını ele veren bir tarihi gerçek.
Kürtler olarak bir talihsizlik midir kader midir bilinmez ama akılı bacaklarındaki bu soysuzlar ve onların ‘Kürt’ yal talakçılarıyla tam olarak 201 yıldır nerdeyse aralıksız olarak çatışma halindeyiz. Kürt halkı olarak PKK ile başlattığımız özgürlük mücadelesinde Türk halkının Kürtler ile olan bin yıllık kardeşliğini Türk egemenlerinin kafa yapısına göre ‘kız alıp verdik, tavuklarımız bir birine karıştı’ gibisinden bize de Türk halkına da hakaret içeren bir zihniyet ile değil, kardeşliğin Kürtçesini halklar arasında halkçasına kuracağız. Bu aynı zamanda Türk halkını zorba ve yalancı egemenlerinin elinden kurtarmaktır. Bu iş için tabi ki hepimiz çok çalışmak durumundayız.
Türk devletine karşı verilen özgürlük mücadelesinde başarı için en fazla bilmek zorunda olduğumuz şey onların yalan ve oyunlarıdır. Bu konuda da şu söz unutulmamalıdır; ‘Osmanlı’da oyun çoktur.’ Peki Türk egemenleri denilen güruhun neden yalancı, ve zorba olduklarını hiç düşündünüz mü? Bir kere birçoğu Türk değil. Türk olmadıkları için de Türklüklerini ispatlamak için kesinlikle inkarcı olmaları lazım. Bir gerçeği inkar etmek için insan neye baş vurmak zorundadır? Tabi ki yalana. Kendisini zorla Türk göstermek isteyenlerin çoğunlukta olduğu bir devlete yer alan kişiliksiz insanlar bir hastalık misali bu hasta ruh hallerini herkese dayatmak isterler. Mesela her kesin Kürt olduklarını bildiği insanların(!) biz Türk’üz derken yaşadıkları hastalıklı ruh hallerinden kurtulmaları için gerekli olan nedir biliyor musunuz? Yeryüzünde ben Kürt’üm diyen tek bir insanın kalmamasıdır. Bakın AKP içindeki ‘Kürtlere’ Kürtleri davalarından vazgeçirmek için nasıl çalışıyorlar. Bu soyo-psikolojik bir durumdur. Bunun için Kürtlerin imhasını en çok bu karaktersizler ister. Kürtleri yok etmek amaçlı yürütülen savaşın stratejik mevzisinde ilk bunlar ve bunlar gibileri bize kurşun sıkmış ve sıkmaktadırlar.
Türk egemenleri şiddeti en çok kullanan birer zorbadırlar. Çünkü sınıfsal olarak toplumları egemenliklerine alacakları ne bir ekonomik zenginlikleri nede kültürel kapasiteleri olmuştur. Onları bir arada tutan yalanlar, zorbalık ve bütünüyle maddi çıkarlardır. Altı yüz yıl boyunca hüküm sürdükleri yerlerde şimdi tek bir Türklük işareti görülmüyor. Var olanlarda Arap İslam kültürünün versiyonlarıdır. Bu zayıflıklarını nasıl dile getiriyorlar ‘biz gittiğimiz hiçbir yerde baskı ve zor uygulamadık’ biçiminde kelimelere döküyorlar. Halbuki kendilerinin zengin dili kültürü olmamış ki diğer halkları kendisine benzetsin. Kendileri gelip Arapça Farsça ve Kürtçe öğrendiler. Tüm bu zayıflıkları onları birer cani ve zorba yapmaktadır. İşgalci oldukları için kan dökerek aldıkları yerleri binlerce yıldır orada bulunanlardan daha çok sahiplik ediyorlarmış gibi görünürler. Neden hep vatanın birlik ve bütünlüğü diyorlar. Onlara bu sözleri söyleten sosyo-psoko realite yaşadıkları yere yabancı olmalarıdır. Örneğin şuanda Anadolu’da bulunan yerleşim yerlerinin kaçının ismi saf Türkçedir? Başkentlerinin isimleri bile Türkçe değil? Tüm isimler telaffuz değişikliğine uğratıldığı için Türkçeymiş gibi geliyor. İşte bu kafayla Kürdistan’a ve PKK’ye bir yaklaşımları vardır. Kendileri nasılsa zannediyorlar ki bizde onlar gibiyiz.
Bir insanın duygu ve düşünce dağarcığında ne varsa ona göre konuşur. Şimdilerde Türk devleti adına konuşan hemen herkesin PKK ve Kürtler hakkında söylediklerine bakınca insan onların kişilik özelliklerini daha iyi anlıyor.
Kendileri bizim topraklarımızı işgal ettikleri halde sanki biz onların zorla ele geçirip bizimdir dedikleri topraklara saldırıyormuşuz gibi yalan propagandalara başvurmaktadırlar.
Kendileri kültürümüzü dilimizi yok saydığı ve Kürt olarak yaşamak için başka yol bırakmadıkları halde bizi savaş delisi ve insan öldürme sevdalısı gibi tanımlamaktadırlar.
Kendileri işgalci ve soykırımcı oldukları halde bizim zorba olduğumuzu söylüyorlar.
Kendileri en son Amed’e ve Kızıltepe’de görüldüğü gibi çocuk katili oldukları halde ki tarihlerinde böyle örnekleri çoktur bizleri çocuk katili olarak lanse ediyorlar.
Kendileri binlerce savunmasız insanımızı hizbi-kontra ve JİTEM denilen katillere öldürdükleri halde bize terörist diyorlar.
Kendileri Kürt sorununda savaş ve kan akıtmaktan başka yol tanımadıkları halde bizim savaştığımızı, savaştan başka yol bilmez olduğunu söylüyorlar.
Kendileri halkları birbirine düşman etmek için faşist örgütlemeler geliştirdikleri halde çıkışından bugüne kadar “yaşasın halkların kardeşliği” sloganını kendisine rehber etmiş hareketimizi bölücü ve halklar düşmanı olarak göstermek istiyorlar.
Kendileri yüz binlerce ordusuyla Kürdistan da operasyon üstüne operasyon yaptıkları halde bizlere silahlarınızı bırakın diyorlar.
Kendileri ekonomik ve askeri olarak dış güçlere bağımlı ve onların istemleri olmadan adım atamadıkları halde bize dış güçlerin yönlendirdiği örgüt demektedirler.
Kendileri siyasi ve askeri hiçbir kararlarını tek başına uygulama gücü gösteremedikleri halde bizim siyasi ve askeri taktiklerimizin istihbarat örgütlerince yönlendirildiğini söylemektedirler.
Kısacası bu devlet ve onun soysuz sahiplerinin kendileri iç ve dış ilişkilerine bağlı çıkarları gereği devlet denilen aygıtlarını nasıl yürütüyorlarsa zannediyorlar ki PKK ve Kürt halkı da onlar gibi ilkesiz ve dış güçlerin uşaklarıdır. Tüm bu açık seçik karaktersizliklerini de biz devletiz ne yapsak meşrudur mantığıyla yapmaktadırlar. Bizi de hiçten saydıkları için her şeyimizi kendilerince meşru olmayan terör eylemleri olarak kafalara yerleştirmek istiyorlar. Bu yalanlara ancak akıl yerine saman taşıyan kafalar inanır. Onların kulları olan faşist çetelerin terörist eylemleri halkın meşru talepleri bizim milyonlarca halkın özgürlük talepleri teröristlik oluyor.
Siz ki Kürt düşmanlığınızla dünyanın her yerinde geçerli olan yeşil, sarı ve kırmızı trafik ışıklarını bile değiştirdiniz, defalarca ilan edilen tek taraflı ateşkeslere askeri operasyonlarla ve en son ateşkese de önderliğimizi zehirleyerek karşılık verdiniz şimdi de yeni bir oyun peşinde olmadığınıza nasıl inanalım? Hiç birimiz gerçek kardeşliğe yol açacak somut bir adım attığınızı görmeden sizlere inanmayacağımızı bilmenizi bunu çok güvendiğiniz dostlarınıza da anlatmanızı istiyoruz.
Tekrar yazıyorum AMED tükürse Türkiye’de sel olur..
Sedat İNCİ (alifirat81@hotmail.com) |