| |
| Eklenme Tarihi: 28.11.2007 Saat: 01:44 |
|
|
Demokrasi, devlet kavramı ile eş zamanla olarak ortaya çıkar ve sistemlerin yönetim aygıtının temel unsuru olarak şekillenmiş bütün antik uygulardan günümüze kadar devam eden bir olgudur. Toplumların ekonomik ve sosyal gelişme evrelerine göre devlet yapısında ve demokrasi işleyişinde sürekli bir değişim olmaktadır. Ulus kavramı ise kapitalizmin tarihsel gelişmesinin bir sonucu olarak yakın tarihimizin bir ürünüdür. Böylece demokrasi ile ulus arasındaki ilişki bugünkü politik sürecin belirleyici etkenlerinden biridir. Özellikle Kuruluş aşamasında demokratik bir zemine oturmamış devletlerin bir çoğunluğunda militarist yapı devlete egemendir. Ordu toplumsal yapıda ‘yüce’ bir kavram olarak algılanır. Özellikle ‘tek’ ulus egemenliğine dayanan devlet yapısında ‘üst’ kimlik kavramı, sistemin ana yapısını oluşturur. Bunu tamamlayan ‘yüce’ ulusta asimilasyonun bir başka biçimini oluşturur. Toplum çok bilinçli olarak bu kavramlara alıştırılır. Bu kavramların halk tarafından kabul edilebilir duruma gelmesi için sistem birçok yaptırıma başvurur. Özellikle ideoloji-politik propaganda aygıtlarını devreye sokarak etkili olur. Kendisine ‘meşru’ bir zemin oluşturmak içinde egemen ulus milliyetçiliğini ön plana çıkarır ve bunu ideolojik argümanlarla destekler. Egemen uluslar kendi varlıklarını sürdürmek için, sürekli olarak ırkçılığı, şovenizmi en uçta uygulamaya koyarak faşizan tipi politikaları halka empoze etmeye çalışır. Egemen ulus güçleri kendisi dışında aynı toplumsal yapı içine bulunan farklı ulusların ve halkların varlıklardan da rahatsız olurlar. Tek ulus egemenliğine sahip toplumlarda ‘azınlık’ olarak algılansın veya algılanmasın diğer uluslar potansiyel 'hain' olarak görülürler. Siyasal sistemlerini inkâr üzerine kurmuş ve çokuluslu varlıkları reddeden ‘tek’lik sitemini benimsemiş uluslarda ‘demokrasi’nin gelişmesi söz konusu olmamıştır. Çünkü sistem halkın öz gücüne dayanmamaktadır. Devletin üst bürokrasisi sistemin ‘hukuksal’ yapısını toplumun genel ihtiyaçlarına göre değil kendi ihtiyaçlarına göre belirler.
Bugün itibariyle Türkiye halkı içerisinde yaşanmakta olan ve her geçen gün dozajı iyice arttırılan ırkçı temelde milliyetçilik duygusunun kökleri onların inkâr ve asimilasyon politikalarına dayanmaktadır. Yani Türk egemen sınıflarının geliştirdiği Türk-İslam sentezine dayanan şovenist politikalardan kaynaklanmaktadır. 1920'lı yıllardan beri geliştirilen bu politikalar ‘tek’ din olgusu ile farklı dinden olanlar Anadolu ve Mezopotamya’da tasfiye edildiler. Daha sonra ‘tek’ dil ile Kürtlerin asimilasyon sürece başlatılmıştır. Sömürgeci Türk yönetiminin eski kuşaklarından emanet aldığı Türkçülük paranoyasını halen bütün gücüyle savunmaktadır. Türkçülüğün şekillendirdiği diğer bir unsur ‘tek’ bayraktır. Öyle ki trafik lambalarının renklerinin bir halkı simgelediği sebebi ile yasaklanıyor, Türk dili dışında başka bir dil'de konuştuğu için cezalar veriliyor ve işkencelere maruz bırakılıyor. Böylece 'Bölünmek' kelimesinin içeriğini dahi idrak etmeden günlük yaşantı'nın bir parçası haline getirilmiş ve tamamen bir korku fobisi olarak kullanılmaktadır. Milli piyango oyun kartlarında 'Doğu' bölgesinin üzerinde kazı-kazan ambleminin yer almasının 'vatana ihanet' olarak topluma sunulması bir Nazi akımının dışa vurumudur.
Kürt özgürlük hareketinin başlatmış olduğu Kürtlerin özgürleştirme politik atılım, sömürgeci rejimin politik açmazlarını bütünlüklü olarak açığa çıkartmıştır. Aslında halen kendileri de uluslaşamamış Türk devletinin, inkâr ve imhaya dayanan politikaları fiilen iflas etmiştir. Bugüne kadar demokrasinin ününde engel olan sömürgeci Türk rejiminin sadece güncel politikaları değil aynı zamanda devlet sistemi tıkanmıştır. Bunun için 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ürünü olan ve Kürtleri bütünlüklü yok sayana ‘askeri anayasa’ ile demokrasinin bütün olguları yok edilerek ‘askeri rejimler’ süreklileştirilmiştir. Kürt özgürlük hareketinin politik çıkışı, söz konusu anayasayı işlevsizleştirmiştir. Gelinen aşamada ulusların ortak iradesini esas alan ve halkların özgürlüklerini garantiye alan demokrasinin bütün unsurlarını kapsayan bir sürecin başlatılması zorunlu hale gelmiştir. Sistemlerin demokratikleşmesi, ulusların demokrasi mücadelesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu ilişkilenişin somut durumunu kendi coğrafyamızda yaşıyoruz.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|