Diğer Kategoriler
Araştırmalar
Gerilla Anıları
Kürdistan´ı tanıyalım
Sağlık
Son Mektuplar
Waneyên Rastnivîsa Zimanê Kurdî
Zindandan Mektuplar
Şehitlerimiz

Sadece 16 Mart’ta hatırlanıyor Halepçe
(1873 kelime)
(11505 kez okundu)
Yazdırılabilir Sayfa


Yeni Özgür PolitikaSaddam Hüseyin diktatörlüğünün Halepçe’deki trajedisi, takvimler 16 Mart 1988’i gösterdiğinde savaş uçaklarının ürkütücü sesiyle başlamıştı. Bombalar tarihin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirme yolunda kentin kalbini parçalıyordu. Bir anda her taraf insan cesetleriyle dolmuş, kentin sokaklarında gezen zehirli gazlar, insanları birer birer yere sermeye başlamıştı. Halepçe katliamının 19. yıldönümünde tanıklar, unutulmaz izler bırakan olayları anlattı.

Katliamın kısa tarihi

Halepçe, Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentine bağlı, kentin 100 kilometre güney batısında bulunuyor. İran sınırında bulunan bu kent, tarihte Kürt başkaldırılarının önemli bir merkezi olarak bilinir. 22 Eylül 1980’de İran-Irak savaşı başladı. İran, Irak’a karşı Barzani’nin başkanlığını yaptığı PDK’yi destekliyordu. Kürt grupları, özellikle Talabani ve Barzani, zaman zaman birbirleriyle çatışırken, Talabani önderliğindeki YNK, hem İran hem de PDK karşısında savaşıyordu. 1984 yılında Barzani’nin arabuluculuğu ile Talabani ve İran bir anlaşma yaptı. Anlaşma gereği Irak’ın toprak bütünlüğüne bağlı kalmak şartıyla, Saddam devrilene kadar İran’ın verdiği destek kabul edilecekti. Bu sürecin sonunda bütün Kürt grupları Şam’da toplanarak bir protokol imzaladı. Hiçbir Kürt örgütü kendisini destekleyen devletin yanında diğer Kürt örgütlerine karşı savaşmayacaktı. İran karşısında güç yitiren ve kendi rejimini tehdit eden Kürt hareketini gören Saddam ise katliam planları yapıyordu.

14 Mart günü İran’ın da desteğiyle peşmerge gücü Halepçe’ye girdi ve kenti ele geçirdi. Halkta büyük sevinç yaratan bu gelişme, Irak ordusunun Halepçe’den tamamen çekilmesini de beraberinde getirmişti. Halepçe 2 gün boyunca özgürlüğün tadını çıkardı. Kürt bölgelerindeki çarpışmalar durmuşken, İran ile Irak arasındaki karşılıklı top atışları sürüyordu. Bu dönemde iki ülke arasında savaşın durdurulmasına yönelik girişimler de başlamıştı. Ancak henüz bir sonuca ulaşılmamıştı. Kürt bölgelerindeki başkaldırıların yoğunlaşması üzerine Saddam rejimi, panik yaşamaya başlamıştı. 15 Mart’ta bilinmeyen bir nedenle peşmerge gücünün büyük bir bölümü Halepçe’den geri çekilmişti. Tarihler 16 Mart’ı gösterdiğinde ise Irak ordusunun savaş uçakları Halepçe semalarında belirmeye başlamıştı.

Uçaklar 3 gün boyunca Kürt bölgesi olan Germiyan alanı içine giren birçok bölgeyi bombalamaya başlamıştı. Ancak Halepçe’ye atılan bombalar bu kez farklı cinstendi. Kent merkezine Hardal ve Sarin gazları olarak bilinen kimyasal bombalar atılmıştı. Öldürücü gücü maksimum olan bu gazlar, kısa sürede kentin tamamını sarmış, can havliyle kendini sokaklara atan binlerce insanı zehirlemişti. 3 gün süren bombalamanın ardından kentte 5 bini aşkın kişi yaşamını yitirmiş, binlerce kişi de yaralanmıştı. Savaş uçakları geri gittikten sonra Halepçe tam bir virane şehir haline gelirken, 75 bin civarında nüfusu olan kentin büyük bölümü boşalmıştı.

Çoğu insan yakınlarının cesedini bile kaldıramadan İran’a geçmeye çalışırken, binlerce kişi de ülkenin kuzeyine doğru gitmeye başlamıştı. Halepçe’den geriye kalan ise yıkık bir şehir, gözü yaşlı insanlar, atılan kimyasal gazlardan zehirlenen bir kent kalmıştı. Saddam, İran’la ateşkes yaptıktan sonra Halepçe katliamı ile, Kürtleri tam bir cezalandırmaya tabi tuttu. Bu katliam ile esas olarak Irak tarafından amaçlanan, Kürtlere vurarak İran’a gözdağı vermek ve savaşı kendisine uygun bir anlaşma ile bitirmekti. Nitekim Halepçe katliamından 2 ay sonra Irak-İran savaşı bitti. Bu savaş ve anlaşmadan her zamanki gibi Kürt halkı zarar gördü. Her ne kadar bu katliamın baş sorumlularından birisi Saddam Hüseyin olsa da, kimyasal silahların ABD, Fransa, Almanya patentli olduğu daha sonra açığa çıkmıştı. Nitekim dünya ülkeleri uzun süre bu katliama sessiz kalmış ve ölen binlerce Kürt görmezden gelinmişti. Saddam Hüseyin ise yapılan başkaldırıdan zaferle çıkan biri olarak, Kürtlere yönelik baskılarını artırmıştı. Halepçe ise henüz yeni doğmuş çocuğuna sarılı bir şekilde can veren anneyle çocuğunu gösteren bir fotoğraf karesiyle hafızalara kazınmış, tarihe insanlığın kara bir lekesi olarak geçmişti.

Halepçe’nin yaraları sarılmadı

Katliamın üzerinden 19 yıl geçti, ancak Halepçe’nin yaraları hala sarılmış değil. Kürt yönetiminin bile Halepçe’yi görmezden gelerek, yeterli desteği sunmaması katliamla yıkılan kent halkını ikinci bir kez yaraladı. Kenti gezdiğiniz zaman kimyasal saldırının etkisinin halen var olduğunu çok rahat görebiliyorsunuz. Yaşanan bombardıman sonrası yıkılan evler, mahalleler halen olduğu gibi yıkık bir şekilde duruyor. O dönem kimyasal gazdan etkilenerek yaralanan binlerce insan üzerindeki etki de halen devam ediyor. Bu kadar zaman geçmesine rağmen, o dönemde yaralananlar ölümle karşı karşıya.

Halkın en büyük beklentilerinden biri olan tam teşekküllü bir hastanenin yapımı dahi gerçekleştirilmemiş. Bu nedenle hastaların tedavileri yapılamıyor. Evleri yıkılanların beklentisi olan konut yapımı gerçekleştirilmemiş.

50 bin civarındaki kentin altyapı sorunu had safhada.Yerel Kürt hükümeti istenen maddi desteği sağlamış değil. Yoksulluk had safhada ve herhangi bir ekonomik gelir elde edebilecek bir alan yok. O dönem ölenlerin toplu halde gömüldüğü mezarlıkta yapılan bir anıt dışında pek bir şey yapılmış değil. Yerel hükümetin yaptığı en önemli çalışma katliam anısına yapılan anıt ve müze.

Burası her sene yapılan anmada dışarıdan gelen davetlileri ağırlıyor. Kent sakinlerinin dediği gibi Halepçe sadece yılda bir sefer anma amacıyla hatırlanıyor. Ancak onlar artık kalıcı bir şeylerin yapılmasını istiyor. Oluşan tepkiler bu sene daha büyük bir seviyeye ulaşmış durumda ve halkın büyük bir bölümü eğer sorunlarına çözüm bulunamazsa 16 Mart’ta yapılmak istenen anma için hükümet yetkililerinden kimseyi kente sokmayacaklarını dile getiriyor. Hatta başta öğrenci gruplar olmak üzere, çeşitli kesimler bunun ciddi çalışmasını dahi yürütüyor.

‘O gün ailemi kaybettim’

Halepçe’de 5 bini aşkın insanın ölümüne yol açan ve kent üzerine bir karabasan gibi çöken 16 Mart katliamının canlı tanıkları o günleri anlattı. Katliamdan sağ kurtulmayı başaran ancak ailesinden 7 kişiyi kurban veren 74 yaşındaki Ayşe Ali, o günü hatırladığında gözyaşlarına hakim olamıyor. Ayşe nine, o günleri şöyle anlattı: “Bombalama olduğu gün eşim ve çocuklarımla birlikte evdeydik. Bombalama başladığında eşim çocukları yanına alarak üst mahallede bulunan kardeşinin evine gitti. Ben evde tek kaldım. Bombalamanın şiddeti artınca evden çıkamadım.

Bombalama akşama kadar sürdü. Eşimi ve çocuklarımı merak ettiğim için onların yanına gitmek istedim. Gittiğimde herkesin yerlerde yatan cansız bedenini gördüm. Seslendim, seslendim ama kimseden ses çıkmıyordu. Çocukları aramaya başladım. İki oğlumun banyoda cansız bedenlerine rastladım önce. Sonra evin diğer odalarına baktığımda kızlarımın birbirlerine sarılarak can verdiğini gördüm. O gün tüm ailemi kaybetmiştim. O gece sabaha kadar hiç uyumadım. Yeni saldırılar olabilir diye dışarı da çıkamıyorduk. Sabah erken saatlerde akrabalarla cenazeleri almaya gittik. Cenazeleri aldığımızda ben baygınlık geçirdim. Akrabalarımız eşimi ve çocuklarımı alarak gömdü. Katliamda ailemden 7 kişi olmak üzere tam 30 akrabamı kaybetmiştim.”

Katliam sonrası herhangi bir yerden yardım alamadıklarını da anlatan Ayşe Ali, “katliamdan sonra hiç kimseden yardım almadık. Ayda verdikleri beş kilo pirinç dışında bize yardım yapılmadı. Bize yardım elini kimse uzatmadı. Ne Birleşmiş Milletler, ne de başkalarından yardım almadık. Katliam öncesinde eşimin emeklilik maaşı vardı. Ondan sonra o öldü diye maaşı da kestiler. Şu an ben tek başıma bir kadın olarak hiç kimsenin yardımı olmadan yaşamaya çalışıyorum” diye konuştu.

‘Her yerden çığlıklar geliyordu’

Katliamda aile ve akrabalarından toplam 33 kişiyi kaybeden Cebrail Ömer Mecit de trajediyi şöyle anlattı: “Halepçe katliamında 4 erkek kardeşimi ve 3 kız kardeşimle birlikte ailemden 33 kişiyi kaybettim. Katliam öncesi peşmergeler şehre girmişti. Bize Halepçe’yi özgürleştirdiklerini söylemişlerdi. Halkta büyük sevinç vardı. Ama bu sevinç uzun sürmedi. 16 Mart günü bombardıman başladı. Kardeşlerimin hepsi bizim ötemizde olan kız kardeşimin evine gittiler. Ben ve bir erkek kardeşim evde kaldık. Daha sonra ben dışarı çıkarak, Halepçe Kaymakamlığı’na gidip durumu sormak istedim. Konuşma esnasında bombardıman yeniden başladı. Hemen bize yakın olan caminin bodrum katına indik. Bombardıman süresince ben ve kardeşim Halil camide kaldık. Saat 17:00’ye geliyordu. Ben kardeşime ‘Halil sen evet git ve herkesi al, bir yolunu bulup buradan gideceğiz’ dedim. Halil korktuğu için o sıra kentten kaçışmaya başlayan halkın peşine düşerek şehirden çıkmış. Ben camiden çıktım ve hemen kız kardeşimin evine doğru koşmaya başladım. Eve doğru giderken her sokakta yüzlerce insanın yerlerde ölü olarak yattığını gördüm. Bunların hepsi tanıdığımız akraba, aile dostu ve komşularımızdı. Eve yaklaştığımda yaşlı bir amcanın feryadını duydum. Her yerden çığlıklar geliyordu. İnsanlar ya yaralı, ya da ölü olarak yerlerde yatıyorlardı. Ben kız kardeşimin evine varmadan önce tanıdığım bir arkadaşımın evini gördüm ve bakmak istedim. Kapıyı açtığımda yaklaşık 35 kişinin üst üste yığılmış cansız bedenini gördüm. O zaman ne yapacağımı bilmiyordum çok şaşkın ve çaresizdim. Dışarı çıkmak istedim ve kapıya doğru yürümeye başladığım sırada arkadan bir elin ayaklarımı tuttuğunu fark ettim. Önce çok korktum. Dönüp baktığımda yaşlı bir kadının takatsiz bedeni yerde yatıyordu. Hemen onu aldım dışarı çıkardım ve kendisine gelebilmesi için onu biraz sarstım. Ondan sonra İran askerleri onu aldı. Askerler yaralıları topluyordu. Bana ‘sende bizimle gel’ dediler. Ben onlara kız kardeşimin evine gitmem gerek diyerek eve doğru yol almaya başladım. Kız kardeşimin evine vardığımda ve avlu kapısını açtığımda, yerlerde cansız bedenlerin yatığını gördüm. Direk evin içine koştum. Kimseden ses çıkmıyordu. Bodrum katında çocukların ölü bedenlerini gördüm. Herkes üst üste yığılmıştı. Bedenleri yanmıştı adeta. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kendimden geçmiş halde orada kalakaldım. İki gün boyunca ölen akrabalarımın yanında bodrum katında kaldım. Artık bende kendimden geçmiştim. Kimyasal gazın etkisiyle durmadan kusuyordum. Birkaç gün aradan sonra onları gömmek istedim ve evin avlusunda bir çukur açarak 8 kişiyi gömdüm. Ondan sonra evin üstüne çıkarak bağırdım, saatlerce ağladım. O gün orada ölmemem büyük bir tesadüftü.”

‘Sadece 16 Mart’ta hatırlanır‘

Aradan geçen bunca zamana rağmen Halepçe’nin hala katliamın etkisinden kurtulamadığını ve kentin kaderine terk edildiğini ifade eden Mecid, şöyle devam etti: “Halepçe katliamının üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen insanlarımız hala kimyasal gazın etkisinde. Tedavi olmalarına rağmen kimyasal gazın etkisi aşılmış değil ve insanlarımız ölüyor. Her yıl 16 Mart’ta Halepçe anılıyor ama sadece 16 Mart’ta hatırlanıyor. 19 yıl boyunca ne Irak Hükümeti ne de yerel Kürt Hükümeti Halepçeli insanların taleplerini dikkate almadı. Binlerce insan toplu mezarlarda. En azından Halepçeli şehitlere bir şehitlik yapılabilirdi. Şimdiye kadar hiçbir yetkili Halepçe halkını sormadı. Ne yapıyor, nasıl yaşıyor, sağlık durumu nasıl kimse sormadı.”

Yanık et kokusundan başım döndü’

Halepçe katliamında annesi, babası, 6 kız kardeşi ve iki erkek kardeşini yitiren Pexşan Faik Arif, yaşadığı acı dolu günleri şöyle anlattı: “Ayın 16’sında öğle saatlerine kadar bir şey yoktu. Sokaklarda insanlar normal yaşamını sürdürüyordu. Evimiz biraz şehrin dışında dağın yamacında olduğu için olup bitenleri çok net görebiliyorduk. Öğleye doğru şehirden gelen bir akrabamız durumların iyi olmadığını ve İslami güçlerin şehrin boşaltılması gerektiğini söylediklerini aktardı. Ondan sonra her geçen dakika durumlar daha da ciddileşti ve uçaklar gelmeye başladı. Adeta bir savaş alanıymış gibi insanlar kaçıyordu. O an yanımda eşim ve iki akrabamız vardı. Hepimiz çok tedirgindik ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. O sırada uçaklardan bomba sesleri gelmeye başladı.

Halepçe kırmızı bir duman bulutu altında kaldı. Artık biz de fazla bir şey göremiyorduk. Uçakların saldırısıyla bizde kendimizi daha iyi koruyabileceğimiz bir yere attık. Daha ne yapacağımızı düşüyorduk ki, evimizin önüne bir bombanın düştüğünü gördük. Üzerimize taş toprak düşmeye başladı. Ondan sonra uçakların yoğun bombardımanı başladı. Saatlerce öyle kaldık. Eşim yiyecek getirmek için şehre gidip geldi ama eli boş döndü. Her yerde kimyasal gaz kullanıldığı için yiyecek, su hepsi zehirlenmişti. İkinci sefer bende eşimle gittim. Şehre girdiğimizde ortalığa çok kötü bir koku sinmişti. Yanık et kokusundan başım döndü. Halepçe’ye baktığımızda sanki bu şehirde insanlar yaşamıyor hiçbir şeyden ses yok ne bir insan ne bir hayvan hiçbir hareketlilik yoktu. Aradan bir saat geçtikten sonra insanlar sığınaklardan çıkarak şehri terk etmeye başladı. Yerlerde cansız bedenle, canını kurtarmak isteyen kadın, çocuk ve ihtiyarların kaçışmaları ve göz yaşları... İnsanların yanmış bedenini, kadınların çocuklarına sarılarak can verdiğini ve daha kundaktaki çocuğun yanmış bedenini gördüğümde midem bulandı. Kadınların, çocukların çığlıkları hala kulağımda çınlıyor. O gün hiç unutmadığım bir an vardı. Ben ve eşim eve geri gitmek için ölülerin üst üste yığıldığı sokakta ilerliyorduk. Sokak başında yaşlı bir kadın çocuklarının cansız bedenine sarılmış ağlıyordu. Zifiri karanlıkta bizi gördüğünde peşmerge sanıp, ‘ne istediniz bizden, neden bunu yaptınız, bu çocukların günahı neydi? Tüm bunlar sizin suçunuz, neden halkı önceden uyarmadınız” diyerek hıçkırıklarla ağlıyordu. Yaşlı kadının durumunu gördüğümde çok duygulanmıştım. Bende onunla aynı durumdaydım. Benimde tüm ailem kayıptı onlardan haber alamamıştım. İlk olarak sığınakları var diye aileme bir şey olduğunu sanmıyordum. Ama maalesef annem, babam ve kardeşlerimi kaybetmiştim.” Devam edecek

SERDAR ALTAN
FELEMEZ ULUĞ
DİHA/HALEPÇE

  

[ Geri Dön: Araştırmalar | Bölümler İndeksi | YORUM EKLE ]

Yorumlar
  2   Yazan: serhatsiwerek     Gönderilme Tarihi : 2007-07-31 02:59:10      Puan :
halepce ne yazikki dendigi sadece 16 martda akla gelinir,ancak o ani yasayan insanlarimizin psikolojik olarak neler yasadiklarini az cok bizde anlayabiliyoruz,halepce katliami tarihin acimasiz sayfalarindan biridir,bütün dünya gözünü kulaklarini kapatmisti bu sessizlige,ölümün soguk nefesi halepcedeydi 16 martda! ismail besikcinin kitabini okuyan arkadaslar bilirler,16 mart gecesi o siralarda özel kanallar yoktu trt 1 vardi,katliamin yapildigi gün türkiyede medya alcaklasmisti,özellikleTRT 1 o gün öldürülen 1 filistinlinin üzerine sabaha kadar program yapmisti,ancak halepcedeki katlimi yada vahsilige türkiyde seyirci kalmisti,türkiyenin seyirci kalmasinin sebebi onlarin varliklarini inkar ettigi icin onlara kürt demesi gerekiyordu,ancak kürt lafi tamamen yoktu,hatta kürtler bile kürt neydi neyin nesiydi bile bilmezlerdi,böyle bir halk varmiydi yoksa sadece kara basarken kar kirt söylemindenmi almislardi bu kürt lafini,iste buraya bakarsak hem kürtlerin gecmisteki acilarini hemde PKK nin cikis sebebini kolaylikla anlayabiliriz!HALEPCEYI UNUTMAYALIM UNUTTURMAYALIM,UNUTTURURSAK EGER KATLEDILMIS YÜZBINLERCE INSANIMIZIN ÖLMELERINE ORTAK OLMUS OLURUZ!

  1   Yazan: alexandre     Gönderilme Tarihi : 2007-03-15 08:44:30      Puan :
..................................................................................................................
her zaman ki gibi en acı çekenler yine biz kürtler olduk....
ya biz o zaman halepçede olsaydık acaba yine bugünkü rahatlığımız olur muydu???
bütün şehitlerimizi saygıyla anıyorum...
şehid namırın........
:(

egit_alexandre

Araştırmalar
·Tarih'te Kürd Devletleri
·Seyit Riza Direniş ve Isyan'ın Sembolüydü (Hayatı)
·Tarih'te Kürd Isyanları
·Kürd Aşiretleri
·Özgür Kadın Ordulaşması..!
·Savaşın ve Tarihin izinde bir Güney Kürdistan yolculuğu..
·Kadın'ın Dirilişi ve Tarihi
·Sesin ve sözün ustası dengbêj Miradê Kinê
·Şeyh Sait’in yaşayan tek çocuğu isyan günlerini anlatıyor
·Taçsız ve tahtsız prenses: Ayşe Şan
·KÜRESEL ISINMA VE KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİMİ
·Ateşkes Dosyası
·Yılmaz Güney'le yapılmış son röportaj
·9 Ekim'e Giden Yol
·Bu fırsat kaçırılmamalı

İlgili Haberler
·GELİN SAVAŞI UMUTLANDIRAN, UMUTLARI YIKALIM!
·SÛPRÎZA SERDEGIRTINA SER QEREQOLA BEZELEYÊ!
·BEZELÊ KARAKOLU BASKINI SÜRPRİZİ!
·İLK GÜNDEN SON GÜNÜNE KADAR HEP ÖNDE SAVAŞAN MİLİTAN
·Gotinên dawîn hatin gotin, dor dora tolgirtinê ye!
·Son sözler söylendi, artık intikam zamanı!
·"BU GİZLİ BİR ATEŞ BUNU ASLA SÖNDÜREMEZSİNİZ!"
·Şehit Kurtay Faraşin Yoldaşın Anısına
·BÊŞEREF!
·ŞEREFSİZ!

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.

Sayfa Üretimi: 0.059 Saniye
SQL: 27
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.