|
| (3808 kelime) (6679 kez okundu) |  |
|
 |
Kürdistan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Kenya’da Türk özel timlerine teslim edilmesiyle sonuçlanan süreç 8 yıl önce bugün başladı. O dönem Öcalan’ın yanında | |
Öcalan’ın kaçırılmasıyla sonuçlanan uluslararası komploya ilişkin çok şöy söylendi, yazıldı. KKK’nin 1 Ekim’de ilan ettiği ateşkes vesilesiyle önceki ateşkeslerin gelişme biçimi de yeniden tartışılır oldu. Bu 4 ateşkesten en fazla sorgulanması gereken de Öcalan’a yönelik komplonun başlangıcı sayılan 1 Eylül 1998 ateşkesiydi. Bu dönem PKK’nin ateşkes ilan etmesi için hükümet ve genelkurmay’ın PKK ile görüştüğü basına yansımıştı. Aynı dönemlerde PKK’nin Şam ve Avrupa temsilciliğini yapanlar bu görüşmelerin birinci dereceden tanığıydılar. Sözkonusu yıllarda ‘topyekun savaş’ stratejisinin başarısızlığı ortaya çıkmış ve devlet yetkilileri yeni arayışlara yönelmişti.
Devlet çözüm mü istiyor tasfiye mi?
PKK’yi bitireceğim iddiasıyla hareket eden Türk devleti yetkilileri, 1998 yılına gelindiğinde ne Türkiye sınırları dahilinde nede sınır ötesine düzenlediği operasyonlardan istediği sonucu alamadığını gördü. Kürt sorununun şiddet dayalı askeri yöntemlerle çözümünde ısrar eden ‘Şahinler’ kanadını zayıflatan bu durum, siyasal ve barışçıl yöntemlerle Kürt sorununun çözümünden yana olan ‘güvercinler’ kanadının elini güçlendirdi. Bundan cesaret alan bazı kesimler, 1993 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın başlattığı, uzlaşmaya dayalı çözüm arayışlarına yeniden girdiler.
Bitirme politikası sonuçsuz
PKK gerillalarının 1997 yılında Karadeniz, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerine yayılmaları, hatta bazı gerilla birimlerinin İzmir yakınlarında görüldüğü bilgilerinin gelmesi ‘Kürt sorununu bitireceğiz’ iddiasıyla 1994 yılında başlatılan topyekün savaş kararının sonuç almadığını ortaya çıkarıyordu. Kürt Özgürlük Hareketinin bitirilmesinin tam tersine gerilla güçleri bu dönemde Kuzey Kürdistan’da eylemliliklerini arttırırken, Gare ve Soran bölgeleri başta olmak üzere Güney Kürdistan’ın da derinliklerine kadar ulaşmışlardı. Askeri alanda bu gelişmelerin yaşandığı dönemde PKK’nin Avrupa sorumlusu olarak diplomatik çalışmalar yürüten KKK yürütme Konseyi Üyesi Şahin Cilo, siyasal ve diplomatik alana ilişkin olarak şunları anlatıyor;
“Siyasal ve diplomatik çalışmalarda Türk devleti, bizim birçok kurumumuzu kapatmaya çalışmasına rağmen, kapatamadı. Bu Türk devletinin başarısızlığını, bizimde başarımızı gösteriyordu. Siyasal çalışmalarımız bu diplomatik çalışmalar sayesinde daha fazla güçlendi. Türk devletinin ‘94-‘95 yıllarında yürüttüğü konseptin başarıya ulaşmadığı sonucu ortaya çıkmıştı. Bunun önünü almak için Türk devleti yeni girişimlere başladı. Bu dönemde devletin birçok kurumundan uzlaşabileceğimize dair mesajlar gönderildi.”
Okçuoğlu aracılığıyla mesaj geldi
Kendileriyle diyalog kurma arayışına giren kurumlardan birinin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) olduğunu söyleyen Cilo, şunları dile getirdi; “1997 yılında MİT’ten mesajlar bize geldi. Türkiye’de hala görevli olan bazı Kürt siyasetçiler aracığıyla bu mesajları gönderdiler. MİT onlarla toplantı yapmış, kendilerinden bir siyasal çözümün gelişmesi için aracılık yapmalarını istemiş.”
Türkiye’de Kürt sorununu çözümü noktasında kilit kurumlardan biri olan Genel Kurmaylık’tan da kendilerine bu tür mesajlar gönderildiğini vurgulayan Cilo, mesajın avukat Selim Okçuoğlu aracılığıyla kendilerine ulaştırıldığını anlattı. Sözkonusu mesajda genelkurmay uzlaşma zemininin yaratılması için girişimde bulunulmasını talep ediyor. Benzer içerikte mesajların TÜSİAD’dan da geldiğini belirten Şahin Cilo, MİT eski müsteşarı Mahir Kaynak’ın da bu mesajlardan haberdar olduğunu söyledi.
Cilo, Teoman Koman’ın Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde Kürt iş adamı Mehmet Mehmetoğlu aracılığıyla benzer içerikte mesajlar gönderdiğini de söyledi.
Genelkurmaylık A. Melik Fırat’ı Öcalan’a gönderdi
Aynı dönemlerde Abdul Melik Fırat Şam ile Avrupa arasında mekik dokumaya başladı. A. Melik Fırat’ın Şam’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştüğünü söyleyen PKK’in Şam diplomasi sorumlusu Delil Amed, görüşmelerin içeriğine ilişkin olarak şunları açıkladı;
“O dönem Genelkurmaylık Melik Fırat’a rol vermemizi istiyordu. Melik Fırat kendisi de buna dayanarak Önderliğin yanına geldi. Önderliğe Türk devletinin onu kabul ettiğini söyledi. Genelkurmay’dan aldığı güce dayanarak, HADEP başkanı olmak istedi. Önderlik ‘HADEP bir halk hareketidir ve yasaldır. Bu konuda biz bir şey diyemeyiz. Git halk seni kabul ederse olabilir, etmese karışmayız” dedi.”
Şam ziyaretinin adından Avrupa’ya giden Melik Fırat, PKK Avrupa temsilcisi Şahin Cilo ile görüştü. Cilo, Melik Fırat ile yaptığı görüşmeye ilişkin şunları aktardı;
“Melik Fırat Önderliğin yanından direkt benim yanıma geldi. Bana ‘Beni HADEP başkanı yaparsanız, işiniz hal olur. Üzerinizde baskı kalmaz. Çünkü Genelkurmaylık beni kabul ediyor ve beni istiyor’ dedi. Bunu Selim Okçuoğlu da teyit etti. Okçuoğlu bize Genelkurmaylığın ‘M. Fırat’ı HADEP başkanı yaparsanız daha iyi olur.’ tavsiyesini iletti. Ben de Önderliğin verdiği cevabı aynen tekrarladım.”
Şam ve Avrupa turundan dönem Melik Fırat, HADEP bünyesinde kabul görmedi. Fırat’ın bunun üzerine yeniden kendisine telefon ettiğini söyleyen Cilo, yaptıkları telefon konuşmasına ilişkin şunları belirtti; “ Büyük bir hata yaptığımızı, Genelkurmaylığın HADEP Başkanı olarak kendisini istediğini, bu olmadığı içinde Genelkurmaylığın HADEP’e yöneleceğini söyledi.” Bu dönemlerde birçok HADEP yöneticisi tutuklandı.
Erbakan arabulucu arıyor
Topyekün savaş kararının sonuç almadığı gerçeği ortaya çıktıktan sonra hemen hemen her hükümet döneminde savaşın durdurulması için girişimlerin olduğu çeşitli şekillerde basına yansıdı. Şahinler kanadının zayıfladığı 1998 yılı başlarında , bu girişimler arttı. Erbakan’ın Başbakan olduğu REFAH – YOL hükümeti döneminde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yazılan mektuplar uzlaşma zemini arayan kesimlerin en önemli girişimlerindendi. Suriye eski Cumhurbaşkanı yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın aracı yapıldığı bu mektupları Haddam şöyle anlatıyor; “Dönemin Başbakanı Erbakan, Cemaat-ül İslam’dan PKK için arabuluculuk istemiş. Onlar da bize başvurdu. Öcalan bir teklif mektubu yazdı. Bu mektubu büyükelçiliğimiz aracılığıyla Erbakan’a verdik...”
Mektup trafiğinin tanığı Haddam
Erbakan o dönem de sonraki dönemlerde de bu mektuplara sahip çıkmadı. Fakat Öcalan ve 1998 yılında PKK’nin Avrupa sorumluluğunu yaparken bu görüşmeleri yakından izleyen bir birçok görüşmeye PKK adına katılan Şahin Cilo kadar Haddam da kesin ve iddialı bir biçimde mektupların kesinlikle Erbakan tarafından gönderildiğini dile getiriyorlar. Haddam Nisan 2006’da basına verdiği bir röportajda bu iddiasını şöyle ortaya koyuyor; “Biz de (Öcalan’ın) bu teklif mektubunu Ankara’daki büyükelçiliğimiz aracılığı ile dönemin Başbakanı Erbakan’a gönderdik. Bunu okudu ve çekinerek, büyükelçimizden mektubu beraberinde geri götürmesini istedi. Büyükelçimiz, ‘Neden bana geri veriyorsunuz? Bunlar sizin ve sizden yanıt bekliyoruz’ dedi. Bunun üzerine, Erbakan, yanıtlayacağını ancak önce TSK’dan bir komutanla görüşeceğini söyledi, tekrar dokümanların geri gitmesini talep etti. TSK reddetti. Zaten daha sonra Türkiye’nin Öcalan’la bu konuda diyalog sürdürmeyi tamamen reddettiği haberi geldi. Talebin kimden geldiğini sorarsanız, tahmin ediyorum Erbakan, Lübnan’daki bu gruptan, Suriye üzerinden bu bağlantıyı kurmasını istedi.”
Genelkurmay temsilcisi PKK ile görüştü
PKK ile Türk devleti arasında bir diyalog ortamı yaratma çabalarından en kayda değer bulunan ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı 1 Eylül 1998 yılında tek taraflı ateşkes ilan etmeye götüren görüşme Genelkurmaylık’tan gelen çağrılar oldu. Selim Okçuoğlu aracılığıyla yapılan görüşmelerin haricinde, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’e bağlı çalışan Halkla İlişkiler Dairesi’nde görevli bir Albay’ın PKK temsilcisi Şahin Cilo ile yaptığı görüşmeler, Kürt Özgürlük Hareketi tarihinde Genelkurmay ile PKK arasında gerçekleşen ilk doğrudan görüşmeler oldu. Albayın Genelkurmay tarafından görevlendirildiğini Selim Okçuoğlu’nun da onayladığını vurgulayan Cilo, bu görüşmelere ilişkin olarak şunları anlattı;
“Bu dönemde bir Türk albay’ı Avrupa’ya geldi. Kendim onunla görüştüm. Söylediğim şeyleri o da o zaman onaylıyordu. O da diyordu ki, ‘bundan sonra biz de savaşı sürdüremeyiz, siz de. Karşılıklı bir mekanizma oluşturup savaşı durdurmak gerekir’ dedi. Bunun sonucunda bir ateşkes havası yaratıldı. Fakat bu görüşmelerin sürdüğü dönemde Güney Kürdistan’a operasyonlar düzenlendi. Özellikle 97 sonbaharında Şafak operasyonu düzenlenince o süreç kapandı. Operasyonlardan dolayı bu görüşmeleri biz kestik.”
98 ateşkesini Genelkurmay istedi
Aynı ilişki mekanizmasının 1998 yılı ortalarında tekrar işlemeye başladığını belirten Cilo, Genelkurmaylığı temsil eden Albayın bu sefer somut öneriler getirmeye başladığının altını çizdi. Yaptıkları görüşmelerin belgelerinin arşivlerinde mevcut olduğunu dile getiren Cilo, Genelkurmaylıktan gelen somut önerilere ilişkin olarak şunları dile getirdi;
“Bir ateşkes ilan etmemiz durumunda somut adımlar atarak cevap vereceklerini, hatta bir ateşkes sürecinin geliştirilmesi için bir mekanizmanın yaratılması gerektiği ve bunun için de aydınların devreye girmesi gerektiğini önerdiler. Kürt ve Türk kamuoyunun barışa hazırlanması gerektiği söylediler. O zaman Önderliğe bilgi verdik. Önderlik böylesi bir sürece kendi tedbirlerimizi alarak bir şans tanınması gerektiğini dile getirdi. Bu temelde bir 1 Eylül 98’de bir ateşkes ilan edildi.”
Komplonun ilk işaretleri
1 Eylül 1998’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan MED TV aracılığıyla düzenlediği bir telekonferansta barış ortamının yaratılmasına yeni bir şans tanımak için tek taraflı ateşkes ilan ettiği duyurdu. Bu konferansa Türkiye’den de sınırlı sayıda basın mensubu da katılmıştı. Türkiye’den daha fazla katılım beklediklerini söyleyen Cilo, şöyle konuştu; “Genelkurmay adına gelen Albay ile yaptığımız görüşmede tek taraflı ateşkes kararının bir basın toplantısında açıklanmasını kararlaştırmıştık. Bu toplantıya geçmişteki gibi devlet Türk basını’nın katılımını engellemeyecekti. Devlet basın mensuplarının bu toplantıya katılımını direk engellenmedi, ama katılmalarını istemediğini hissettirdi. Bu yüzden de toplantıya Türk basınından çok sınırlı bir katılım oldu.”
Operasyonlar arttı ateşkes sona erdi
PKK’nin tek taraflı ateşkes ilan ettiğini açıklamasının üzerinden daha kısa bir süre geçmişti ki, 16 Eylül günü Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde halka hitaben konuşan Atilla Ateş çok sert açıklamalarda bulundu. Bu açıklamadan sonra Genelkurmay adına görüşmelere gelen Albay ile tekrar görüştüğünü söyleyen Cilo, Albayın kendisine verdiği cevabı şöyle aktardı; “Taktiksel yaklaşıyoruz, kötü niyetimiz yok. Biz Suriye’yi sıkıştırıyoruz, başka bir şey yok. İleride biz de ateşkes ilan edeceğiz.”
Yaptığı görüşmelerin sonuçları Öcalan’a ilettiğini dile getiren Cilo; şöyle konuştu; “Önderlik, o zaman durumun tehlikeli olduğunu, ‘bunlar bir şeyler yapmak istiyorlar’ diyerek komplonun olacağını anladı ve tedbirlerin alınması konusunda bize uyarılarda bulundu. Gerilla önderliğin bu çağrısına bağlı kaldı. Fakat devlet saldırılarını artırarak sürdürdü. Bu dönemde KPD’nin Türkiye’nin yanında yer alarak bize karşı saldırılarını sürdürmesi ve gerillanın zayıf bir performans göstermesi ateşkes sürecinin yarıda kalmasına ve Türk ordusunda ‘Şahinler’ kanadının elinin güçlenmesine neden oldu. Bu şekilde bu ateşkes dönemi fiiliyatta sona erdi. Bu durumlar olmasaydı Türk devleti bazı adımlar atıp siyasal çözüme doğru ilerleyebilirdi.”
|
 |
Komplonun aktörleri zamanla ortaya çıkmaya başladı. Önce Yunanistan ardından Rusya Öcalan’ı istemedi. Her iki devlet de ABD’nin mali ve diplomatik desteği karşılığında komploda rol almayı kabullenmişti. |
Komplonun aktörleri
Süleyman Demirel’in başkanlığında Çankaya Köşkünde yapılan Milli Güvenlik Kurulu Eylül ayı toplantısı Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nin güvenlik konseptinin değiştiğini gösteriyordu. Bunun ilk işaretini Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş 16 Eylül 1998’de Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaptığı konuşmada verdi. Ateş, halka hitaben yaptığı konuşmada, güç kullanma konusundaki kararlılığın altını çizerken, “artık sabrımız kalmadı” diyordu. Dönemin cumhurbaşkanı Demirel ise TBMM’de yaptığı konuşmada Suriye devletini daha sert bir şekilde uyarıyor, müdahale haklarını saklı tuttuklarını üstüne basa basa tüm dünyaya ilan ediyordu. Bunu takip eden günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri -5 Kasım’da- Suriye sınırının sıfır noktasında 35 bin askerle tatbikat hazırlıkları yapmaya ve Türk savaş uçakları Suriye sınırında denetim uçuşları yapmaya başladı. Aynı dönemlerde İsrail-ABD-Türkiye ortak bir tatbikatı gerekçesiyle Akdeniz’de içinde füze rampaları da bulunan askeri güç yığınağı yaptılar.
‘Suriye daha önce de tehdit ediliyordu’
Kürt Halk Önderinin 1979’dan bu yana Suriye’de yaşadığı biliniyordu. Türkiye birçok sefer Suriye’yi bu konuda tehdit etmişti ama ilk defa bu kadar sert ve kendinden emin hareket ediyordu. Türkiye’nin bu cesaretli davranışlarının nedeninin, uluslararası güçlerden aldığı destek olduğunu dile getiren PKK Şam diplomasi sorumlusu Delil Amed, bu döneme ilişkin şunları anlattı; “Önderliğin Suriye’den mutlaka çıkması yönünde sert ültimatomlar geliyordu. Daha önce de aslında bu tür talepler olmuştu, ama bunlar bir biçimiyle geçiştirildi. 96 yılında da Türkiye’nin bu tür girişimleri olmuştu. Aslında Suriye’de buna sıcak bakmıştı. Çeşitli diplomatik çalışmalarla bunları durdurabilmiştik. Fakat 98 deki daha farklıydı. Biraz daha karara vardıkları diplomatik girişimlerimizden belli oluyordu. Önderlik bunların anlamını, Suriye’den çıkmadığı taktirde, Suriye’nin vurulacağı şeklinde yorumlamıştı.”
Suriye savaşa hazır değildi
Türkiye’nin tehditkar tutumları karşısında Suriye devleti diyalog kurmaya çalıştıysa da Türkiye bu girişimlere umursamaz yaklaştı. Bu dönemde Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek arabuluculuğa soyunarak, 3 Ekim’de Ankara’yı ziyaret etti. Üç günlük ziyaretin ardından Şam’a doğru yola çıkan Mübarek, koltuğunun altında üzerinde ‘gizli’ ibaresi bulunan dosyada Ankara’nın mesajını taşıyordu.
Suriye’nin iktidar partisi olan BAAS’ın bu dönemde bir toplantı yaptığını söyleyen Suriye devlet başkanı eski yardımcısı Abdulhalim Haddam, toplantıda konuştuklarını şöyle özetliyordu; “Öcalan’ın Suriye’den çıkış kararı, Türkiye ile durumun ciddileşmesi üzerine BAAS Partisi Komuta Konseyi’nin (Ruling Command) yaptığı, saatler süren gizli bir toplantıda alındı. Hafız Esad, sonunda ikna edildi. Konseyin kararına göre Öcalan, ülkeden çıkarılacaktı ve bu tebligat da kendisine Dışişleri Bakanı Faruk Şara tarafından yapılacaktı.”
BAAS Partisi Komuta Konseyi’nde alınan karar Faruk Şara yerine Abdulhalim Haddam tarafından Öcalan’a iletilir. Bu dönemde PKK temsilcisi olarak Suriye devletinin birçok yetkilisiyle görüşen Delil Amed, Suriyeli yetkililerin kendisine açıkça “Biz iki cephede orduyu toplayamayız. Zaten İsrail cephesinde Golan’da ve Lübnan’da ordumuz var. Biz bu güçlerimizi Türkiye cephesine kaydıramayız. Bırakalım Türkiye’yi, bir NATO savaşı yürütemeyiz” dediklerini söyledi.
Öcalan Suriye’den ayrılıyor
Öcalan’ın Suriye’den çıkma zorunluluğu ortaya çıkınca arayışa girdiklerini dile getiren Amed, bu dönem Öcalan ile yürüttüğü tartışmaları ve bu konudaki girişimlerini şöyle aktardı; “Önderliğin dağa çıkması konusunda epey dayatıcı olundu. Önderlik de istiyordu. Fakat kendisinin bizzat Avrupa’ya gidişiyle Kürt sorununun dünya gündemine gireceği ve belki bir çözümün gelişebileceği yaklaşımı Önderlikte açığa çıktı. Önderlik, dağa çıkarak şiddeti tırmandıracak bir yaklaşım göstermekten ziyade Avrupa’ya çıkarak sorunu siyasal yöntemlerle çözme yaklaşımını denedi. Bundan dolayı farklı kesimlerle ilişkilenmeye başlandı. Özelde de Avrupa üzeri diplomasi faaliyeti yürütüldü.”
Öcalan, 9 Ekim l998 günü, yanında PKK’nin Yunanistan temsilcisi Ayfer Kaya (Rozerin kod adlı) ve bazı dostları ile birlikte Suriye’den çıkış yaptı. Kamuoyunda Öcalan’ın devlete ait özel bir uçakla Suriye’den ayrıldığı yönündeki tartışmalara açıklık getiren Amed, 9 Ekim gününe ilişkin olarak şunları anlattı; “Önderlik Suriye’den çıkarken, çok az sayıda arkadaşın bilgisinin dışında, kimse bilmiyordu. Uçağın kalkmasına bir saat kala, Suriyeli yetkililerle birlikte Önderliği havaalanına bıraktık. Önderlikle en son orada ayrıldık. Yanında Rozerin ve bir iki Suriyeli dostumuz vardı. Yunanistan’a giden normal sefer sayılı bir yolcu uçağıyla Suriye’den ayrıldı.”
Yunanistan’ın daveti
Öcalan, neden Yunanistan’ı tercih ettiğini tutuklu bulunduğu İmralı cezaevinden şöyle açıkladı; “İktidardaki partiden birçok davet yapılmıştı. Parlamento, anayasayı değiştirebilecek bir çoğunlukla beni davet etmişti. Gitmeden önce eski PASOK bakanı ve o dönem milletvekili olan Kostas Baduvas adlı dostla telefonla konuşan tercüman Ayfer Kaya, Yunanistan’a gidebileceğime dair 10’u aşkın teyit almıştı.”
Öcalan Yunanistan havaalanına ulaştığında Baduvas ortada yoktur. İstihbarat üst düzey yetkilisi Stavrakakis ve Savas Kalenderis Öcalan’ı karşılar. Karşılaştığı tutumlar karşısında şaşkınlığa düşen Öcalan, tabloyu şöyle anlatıyordu; “O zamana kadar bana büyük bir ilgi gösteren, PKK’ye dost olduğunu ifade eden Yunanistan, son derece kötü yüzünü gösterdi. Bana üç saat içinde ‘ya geldiğin yere geri döneceksin ya da istediğin yere gideceksin’ dediler. Bu arada Rozerin, Yunan servisinden Dimitri ile görüştü ve Yunanistan’dan ayrılıp, Moskova’ya geldik. Moskova’ya gitmeden evvel Yunanistan’a iltica talebinde bulundum. Ama kabul edilmedi.”
Yeltsin Duma’nın kararını tanımadı
Bu gelişme ardından Moskova’ya geçen Öcalan, 33 gün boyunca Mitropano’ya ait bir evde kaldı. Bu süreci anlatan Öcalan, “Moskova ile Jirinovski kanalıyla temasa geçtim. Zaten beni davet etmişlerdi. Mitropano beni Suriye’de iken de davet etmişti. Bu Mitropano, Jirinovski’nin partisine mensup bir şahıstır. Bu süre içerisinde Ariski isimli iç güvenlik sorumlusu olan şahısla temaslarda bulundum.” dedi. Bu arada Duma 298 oyla Öcalan’ın Rusya’da kalmasını bir çekimser oya karşılık kabul etti. Fakat Devlet Başkanı Boris Yeltsin kararı onaylamadı. Öcalan, 33 gün sonra Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bu dönemde ABD Dışişleri Bakanlığı tüm dış temsilciliklerine üzerine “acil” notu düşerek birer uyarı yazısı gönderdi. Bu not, Öcalan’a karşı yürütülen uluslararası komplonun baş aktörünün de kim olduğunu gösteren ilk işaretti. ABD yönetimi ‘Öcalan’ı paketleyerek size verdik’ diyerek sonradan bunu itiraf edecekti.
Rusya gerçek yüzünü gösterdi
Öcalan, Komünist Partinin ‘Yeniden Yapılanma’ adlı grubundan Milletvekili Ramon Montavanni’nin desteğiyle Roma’ya yöneldi. Tarihler 12 Kasım 1998’i gösterdiğinde Öcalan’ın Roma yakınlarındaki bir havaalanında yakalandığı haberi basına yansıdı. Mesut Yılmaz, bu haber üzerine Adalet Bakanı Hasan Denizkurdu’nu arayarak “iade işlemlerine derhal başlayın” talimatı verdi.
Tam bu dönem Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksander Lebedev Rusya federasyonunun Türkiye’nin dostluğuna verdiği önemi göstermek için Başbakanlıkla görüşme talebinde bulundu. Lebedev, bu görüşmede şöyle diyordu: “Rusya Federasyonu’nun sözünü yerine getirdiğini size bildirmekle görevlendirilmiş bulunuyorum.”
Lebedev konuşmasının devamında “ülkemizin içinden geçmekte olduğu ekonomik krizde Türkiye, Rusya’nın yanında durdu. Hükümetiniz, Türk şirketlerine Rusya’dan çekilmeme çağrısı yaptı. Biz, o zaman bu dostluğu unutmayacağımızı söylemiştik. Öcalan konusunda attığımız adım bunun bir ifadesidir” diye verdikleri taahütleri yerine getirdiklerini bildiriyordu.
Tam bu dönemde Rusya’ya IMF’nin 8 milyar dolar kredi, Türkiye’nin de Mavi Akım projesini vermesi dikkat çekiciydi. Lebedev’in Başbakanlıktaki sözlerini hatırlatan Öcalan, bu durumu şöyle değerlendiriyordu; “Benim takibimde ve işlemez duruma getirilmemde İsrail’in payı belirleyiciydi. Tabii ABD’nin büyük mali ve diplomatik desteğiyle birlikte yürütüyorlardı. Moskova’da kalmamam için IMF’nin 8 milyar dolarlık kredisi kullanılmıştı. Yine Türkiye’den bu amaçla Mavi Akım Projesi koparılmıştı.”
|
 |
Öcalan Yunanistan ile Rusya arasında gidip geliyordu. Her iki ülke de önce dost gibi görünmüş ancak daha sonra düşmanca tutumlar sergilemişti. İtalya |
Kenya seçim değil zorunluluktu
Rus hükümetinin Öcalan’ı istememisi üzerine arayışlar yeniden gündeme gelir. Öcalan bu kez İtalya’ya gider. Öcalan o günlerde Roma’ya gelişini şöyle açıklıyordu: “12 Kasım 1998 tarihinde hava yoluyla, Moskova’dan İtalya’nın başkenti Roma’ya gelmiş bulunmaktayım. Temel amacım insanlığın uygarlık beşiği Ortadoğu’nun kalbi durumundaki Kürdistan’ın yüzyıllardan beri savaşlara konu olmuş, bugün de en dengesiz güçlerin koalisyonlarıyla, jenosid, darbeleri altında bitirilmek istenen bir Kürt mozağinin, ve tarihin en eski bir halkının, yine orada yaşayan Ermeni, Asuri halklarının varlık, kimlik ve özgürlük problemlerine ses olabilmek için, doğrusu-yanlışıyla bir mücadele vererek bugüne, Roma’ya kadar ulaşabildim.”
İtalya zor durumda
Türkiye Adalet Bakanlığı, 14 Kasım’da Öcalan’ın iadesi için İtalyan makamlarına resmen başvuruda bulundu. İtalyan Adalet Bakanlığı Müsteşarı Carleone “İtalya ölüm cezası ile karşı karşıya bulunan birini veremez” diyerek, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesine karşı olduklarını ifade ediyordu.
Yeşiller partisi, Öcalan’ın Almanya’ya verilmesini ve orada yargılanmasını istiyordu. Ancak buna da Almanya yanaşmıyordu. Almanya’nın bu tutumunun nedenini PKK Avrupa sorumlusu olan Şahin Cilo şöyle anlattı; “Bu dönemde bizim Almanya Hükümetiyle ilişkilerimiz sürüyordu. İlişkilerimizin esasına Önderliğin tutuklanmaması şartını koyduk. Tutuklanması durumunda Kürt halkı ve Almanya arasında ciddi sorunların doğacağını bildirdik. Alman hükümeti bunu gerekçe göstererek Önderliğin Almanya’ya gelmemesi için karar aldı.”
Avrupa Öcalan’ın siyasi ağırlığını taşıyamadı
Türkiye’nin Öcalan’ı teslim alma istemine sıcak bakmayan İtalya’ya karşı Ankara tavır aldı. Milli Savunma Bakanı İsmet Sezgin ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem 15 Kasım’da Roma’da İtalyan yetkililerini Öcalan’ın iadesi için uyarırken bu ülkeye ekonomik ambargo uygulanabileceğinin sinyallerini verdiler. Bu uyarının hemen ardından TOBB ve İTO’nun öncülüğünde İtalyan mallarına karşı boykot kampanyası başladı.
Bu arada Öcalan avukatı Luigi Saraceni aracılığıyla İtalya’dan siyasi sığınma hakkı istedi. Fakat Avrupa Parlamentosu 18 Kasımda, Öcalan’a İtalya’ya sığınma hakkı tanıyan yasa tasarısını reddetti. İtalya hükümeti, Öcalan’ın siyasal ağırlığını taşıyamadığı için zor anlar yaşıyordu.
Öcalan İtalya’dan ayrılma hazırlığında
Öcalan’ın İtalya’da kalamayacağı kesinleşince Finlandiya, Norveç, Avusturya ve Güney Afrikalı yetkililer ile görüştüklerini söyleyen Cilo, bu dönem yaptıkları üçüncü yer arayışlarına ilişkin şöyle konuştu; “İtalya, bize Hırvatistan ve Libya’yı önermişti. Bunların güvenceleri olmadığı için hiçbirini kabul etmedik. O dönem bizde Finlandiya, Norveç ve Avusturya ile resmi görüştük. Başta olumlu yaklaştılar fakat aradan bir hafta geçmeden kabul edemeyeceklerini bildirdiler.
Güney Afrikalı yetkililer ile Avrupa’da iki kere görüştük. Sonradan arkadaşlarımız da oraya gidip iktidardaki parti çevresiyle görüştüler. Başta Önderliğin oraya gitmesini kabul ettiler. Fakat bir süre sonra da beklemesini söylediler.”
Moskova’nın soğuk yüzü
Tarihler 16 Ocak l999’u gösterdiğinde İtalyan Özel Haber Ajansı, Öcalan’ın Roma yakınlarındaki İnfernetto mahallesinde kaldığı evi terk ettiğini dünyaya duyuruyordu. PKK’nin Moskova temsilcisi Numan Uçar’ın ısrarlı ve kararlı tutumlarıyla Rusya’ya dönmeye ikna edilen Öcalan, 16 Ocak 1999’da Roma yakınlarındaki İnfernetto mahallesindeki evinden ayrılarak, Moskova’ya gitti. Öcalan, bundan sonraki sürece ilişkin şunları söylüyordu; “İlk defa suratlarında dostluğa hiç yer vermeyen görüntülerle tanışıyordum. Oyun ve zorbalıkla bir kargo uçağına bindirilip, sonradan Tacikistan’ın başkenti Bişkek olduğu anlaşılan köy evi gibi bir yerde bir hafta tutuklu kaldım. Sonra garip, dost gibi görünen ve emekli general olduğu söylenen Naksakis ve Atina temsilcisi Ayfer özel bir uçakla gelip, birlikte Atina’ya doğru yola çıktık. Uçağın devlet bağlantısı olduğu açıktı.”
Öcalan, Atina’ya ulaşınca ilk gün VIP salonunda beklemek zorunda kaldı. Öcalan Naksakis’in kaynanasına ait bir evde bir gece kaldıktan sonra Dışişleri Bakanı Pangalos ile görüşmek amacıyla çağrıldığı eve gitti. Öcalan, Pangalos’un yerine üst düzey istihbarat yetkilileriyle karşılaşır. Öcalan bu görüşmede kendisine, “Sana, sabah dörde kadar süre tanıyoruz. Aksi halde bildiğimizi zorla yaparız.” denildiğini belirtiyordu.
Kalenderidis İmralı Yolunu ‘Gösterdi’
Öcalan o günleri şöyle özetliyor, “Çok güvendiğim Kalenderidis, Yunan devletinin şerefi üzerine söz vererek, tehlikeden uzak bir yer olarak eski Yunanlıların etkili olduğu Kenya’da 15 gün içinde Dışişleri Bakanının hazırladığı Güney Afrika pasaportuyla çözüm bulunduğunu söyledi.”
ABD’nin Afrika’daki en önemli üs alanı olan Kenya’ya ulaşan Öcalan’ı, Yunanistan’ın Kenya Büyükelçisi Kostulas, havaalanında karşıladı ve birlikte elçilik binasına gittiler.
Fakat kısa bir süre sonra Yunan elçiliğine Yunanistan Dışişleri Bakanlığından Öcalan’ın elçilik binasından çıkarılması yönünde kesin bir talimat ulaştırıldı. Büyükelçinin kendisine 15 Şubat’a kadar elçilik binasından ayrılması gerektiğini, çıkmadığı taktirde bunu zorla yapacaklarını söylediğini aktaran Öcalan, o ana ilişkin şunları anlatıyordu; “15 Şubat’ta çıkmazsak, öldürme dahil her şey olabilirdi. Dolayısıyla çıkmak kaçınılmazdı. Kalmak; baskın, direnme ve silahlı çatışma süsü vererek öldürülmek olacaktı.”
Kalenderidis’in kendisine Simitis ile konuştuğunu ve Mısır üzerinden Hollanda’ya gidebileceklerine dair güvence aldığını söylediğini belirten Öcalan, bunu kabullenmesinin sebebini “ başka bir seçeneğim yoktu” diye açıklıyordu.
Öcalan’ın bindiği araç konvoydan ayrılıyor
15 Şubat günü Kenyalı güvenlik güçleri elçiliğin bahçesine kadar girmişlerdi. Yetkililerden biri o anda şunları söylüyordu: “Biz ülkemizde kan dökmek istemiyoruz.”
İşin ciddiyetini hisseden Öcalan, elçiliğin dokunulmazlığı bulunan aracıyla havaalanına gitmek istediyse de bu istemi reddedildi. Kendisine gösterilen araca binmek zorunda kalan Öcalan’ın arkadaşlarıyla aynı araca binmesine de müsaade edilmedi. Öcalan’ın bindiği araca üç polis bindi. Arkadaşları ise farklı araçlara bindirildi. Beş araçtan oluşan konvoy yola çıktıktan kısa bir süre sonra, Öcalan’ın bindiği araç konvoydan ayrılarak askeri havaalanına doğru yöneldi. Bu esnada yapılan bir iğne ile uyuşturulan Öcalan, olup biteni ayırt edemiyordu. Yolculuğun geri kalan kısmında hatırladığı şeyleri şöyle anlatıyordu: “Bindiğim uçağın etrafında yeşil gözlü ve sarışın, kumral, uzun boylu ve ellerinde otomatik tüfekli adamların tertibat aldığını fark ettim. Bunların CIA ve MOSSAD elemanları olmaları yüksek bir ihtimaldi. Uçağın içinde Türk Özel Timi çullanıp yere yatırdı. Üzerimdeki her şeyi alıp bantlarla kıskıvrak bağladılar, gözlerime de aynı kalın bantları takıp uçağın arkasına bıraktılar. Uçak iki defa indi. Biri Mısır’a, diğeri ya İsrail ya da Kıbrıs’tı. Gemiyle adaya getirildiğimde 16 Şubat sabahıydı.”
ANF/KANDİL
Lahey’de yargılanma bile göze alındı
Öcalan, Avrupa’da kaldığı dönem boyunca Lahey Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanmayı göze alıyordu. Bu doğrultuda bazı girişimleri de oldu. Öcalan, Yunanistan’a ikinci sefer geldiğinde buradan Minsk’e gitmeyi ve orada bekleyen ikici bir uçak ile de Hollanda’ya geçmeyi planlıyordu. Fakat Öcalan, Minsk havaalanına ulaştığında hazır beklemesi gereken uçak gelmedi. Öcalan’ın Hollanda’ya gitmesini engelleyen bu durumun nedenini Cilo şöyle anlatıyor; “Önderlik İtalya’dan çıktığı zaman İtalya ve Avusturya hükümetleri Önderliğin gidebileceği bir yer bulunamayınca kendilerinin kabul edebileceklerine söz vermişlerdi. Fakat bu ülkeler kendi sözlerine sahip çıkmadılar. O zaman anladık ki, bu ülkelerin birbirilerinden haberleri var ve ortak bir plan çerçevesinde hareket ediyorlar. Ondan sonra Önderliği kendi inisiyatifimizle Hollanda’ya çıkarma kararı aldık. Planı Yunanistan Hükümetine de ilettik, onlar da kabul ettiler. Buna dayanarak da özel bir uçak kiraladık. Kıbrıs’ta oturan George isimli bir Yunanlı iş adamı bu uçağı kiraladı.
Kürtler Hollanda’da Öcalan’ı bekliyor
Bizim planımıza göre Önderlik Hollanda’ya ulaştığı zaman, devletin tutumlarına rağmen, halk onu havaalanında sahiplenecekti. Önderlik Hollanda’ya ulaştıktan sonra Hollanda devleti resmi işlemleri yapmak zorunda kalacaktı. Hatta Önderliğin Lahey Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanmasını dahi göze almıştık.
Bu plan çerçevesinde halka ve basına bilgi vermiştik. Halk Avrupa’nın her yerinden Rotterdam’a akın etti. Gece saat 02:00’a ulaştığında Önderlik hala havaalanına ulaşmamıştı, ama halktan gelen insanların sayısı binlerceydi ve hala gelenler vardı. Sonradan anladık ki, Avrupa dışından gelen bütün özel uçakların Avrupa hava sahasına girişi yasaklanmış. Dostlara telefon edip durumu öğrendiğimizde Önderliğin Minsk’te kaldığını, İsviçre’den gitmesi gereken uçağın gitmediğini öğrendik. Önderlik, aynı uçakla tekrar Yunanistan’a dönmek zorunda kaldı. İsviçre’den gitmesi gereken uçağa ilişkin sonradan araştırma yaptığımızda ne kiraladığımız uçağı, ne pilotu ne de uçağı bize kiralayan kişiye ilişkin bir bilgiye ulaşamadık.”
| | |
|
[ Geri Dön: Araştırmalar | Bölümler İndeksi | YORUM EKLE ]
|
|
|
| Yorumlar | | 4 |
Yazan: DILBIRIN Gönderilme Tarihi : 2007-07-18 22:35:39 Puan :  sev.bas.kahrolsun.15.subatkoplosu.kahrolsun.tc.vekaranlikyuzu
yasasin.PKK.SEROK.APO.HPG.
| | 3 |
Yazan: BerfaCudi Gönderilme Tarihi : 2006-10-17 02:32:14 Puan :      Tarihin kara gününü LANETLiYORUM!..
| | 2 |
Yazan: hozan_shan Gönderilme Tarihi : 2006-10-16 02:59:10 Puan :      sinirimden aglıyorum..........................
kahrolsun komplo politikalarını uygulayan herkes!!!
ULAN BASKAN APO''YA EN UFAK BİRSEY OLURSA HER TARAFI YIKARIZ ULAN.....
İMRALIDA ECELİ İLE BİLE SEHADETE ULASSA SORUMLUSU TC DİR.!
BİJİ SEROK APO
BİJİ REBER APO
BİJİ KURD U KURDİSTAN
| | 1 |
Yazan: ciwan12 Gönderilme Tarihi : 2006-10-14 14:11:54 Puan :      Suandada 9 ekim komplosu ile farkli bir boyut ve sekliyle karsi karsiyayiz.
imhaci komploucu devletleri LANETLIYORUM!
Biji Serok Apo!
Biji Reber Apo!
|
|
|
|
|