
İsviçreli gerillanın öyküsü festivallerde ilgi odağı
Tarih: 5.01.2007 Saat: 07:38 Konu: Haberler
MURAT AKTAŞ -ANF
LONDRA - Cennet kavramı asırlardır Kürtlerden çok uzak olsa da İsviçreli gerilla Tolhıldan (David Rouiller) “her ülkenin, her yaşamın bir cenneti bir de cehennemi olduğunu” söylüyor. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İsviçre’den konforlu bir yaşamı terk edip Kürt özgürlük mücadelesine katılan David Rouiller kendi yaşamını anlatan David The Tolhıldan adlı çarpıcı belgeselde “özgürlüğü, dostluğu ve gerçek insanlığı bulduğunu” söylüyor.
David ile ailesinin ilginç yaşamını beyazperdeye taşıyan David The Tolhıldan belgeseli gösterildiği bütün festivallerde ilgi odağı oldu.
18 ile 25 Ocak’ta Zürich’te, 24 ile 27 Ocak’ta Salothurner’de, 18 ile 19 Şubat’ta Bern’de gösterilecek David The Tolhıldan’ın Yönetmeni Mano Khalil filme ilişkin sorularımızı yanıtladı.
- David Tolhıldan Filmi nasıl çıktı ortaya, nasıl karar verdiniz bu filmi çekmeye?
- Çekoslovakya’da sinema okuduğum dönemde herkes bana neden gerilla ile ilgili bir film yapmadığımı soruyordu. Ve ben çok düşünüyordum gerilla ile ilgili bir şeyler yapmak için. Ama o zaman çok sorunlarımız vardı. Pasaport sorunum falan vardı. David’in hikâyesini duyduğumda bunun benim gerilla ile ilgili bir şeyler yapmam için çok büyük bir fırsat olduğunu düşündüm. Ve böylece hikâye üzerinde çalıştım.
- David’in hikâyesini nasıl duydunuz?
- İki yıl önce Lozan’da benim “Revengin” filmim gösterildi. Film bittikten sonra bir kadın yanıma geldi ve David’den bahsetti. David’in annesi olduğunu, oğlunun gerillada olduğunu ve oğlu ile görüşmek istediğini söyledi. Oğlunun tam olarak nerede olduğunu bilmediğini, bazılarının kendisine Irak’ta bazılarının İran’da olduğunu söyledi ve kendisine acaba nasıl yardımcı olabileceğimi sordu. Bende spontane olarak “ben sana yardımcı olmaya çalışırım ama oğlunun filmini yapmak isterim” dedim. Kadın ısrarla tek isteğinin oğlunu görmek olduğunu tekrarladı. Ve sonunda eğer oğlunu görmesinde kendisine yardımcı olursam o da bana yardımcı olacağını ve filmime katılacağını söyledi. Böylece film projesi başlamış oldu.
İSVİÇRE HÜKÜMETİ AİLEYİ UYARDI
- Hazırlık aşaması ne kadar sürdü, nasıl geçti?
- Bir yandan defalarca görüştük diğer yandan sürekli telefonlarla konuştuk. Bana David’in bütün hayatını anlattı. Her seferinde daha çok detay sordum ve birçok bilgi edindim. Ardından David’in babası ile görüşmek istediğimi söyledim. Babası başlangıçta görüşmeyi kabul etmedi. Sonunda ikna oldu. Daha sonraları bana başlangıçta neden görüşmeyi kabul etmediğini anlattı. Babası geçmişte tanınmış bir mahkeme başkanı ve profesör olduğu için İsviçre hükümetinden uyarı aldığını, bu yüzden konuşmak istemediğini anlattı. Altı yedi ay bilgi topladım ve bu görüşme konuşmalar sürdü. Ardından senaryonun detayları üzerine çalıştım.
- Aile ile görüşmeleriniz nasıldı geçiyordu, ne tür sorunlarla karşılaştınız?
- David’in annesi başından beri çok samimiydi ve elinden geleni yapıyordu. Fakat babası yeterince resmi ve mesafeli idi. Konuşmak istemiyordu. Özellikle de kendi yaşamı hakkında konuşmak istemiyordu. Sonra yavaş yavaş konuşmaya başladı. Ancak dediğim gibi İsviçre hükümeti tarafından uyarılmıştı ve bu, görüşmelerimizi kısıtlıyordu. Zaten dağa oğlu ile görüşmeye de bu yüzden gitmedi. Yoksa çok gitmek istiyordu. Le Temps gazetesinin yayınladığı haberden sonra İsviçre’de Fransızca yayın yapan bir televizyon da aile ile görüşüyor ve David’in hayatını film yapmak istediklerini söylüyorlar. Fakat aile kabul etmiyor ve benim proje ile ilgili çalışmalara başladığımı söylüyorlar.
- David’in tanınmış bir avukat olan kardeşi ile de görüşüyorsunuz. O nasıl karşıladı sizi?
- Kardeşi çok tanınmış başarılı bir avukat. Aynı zamanda doktora yapıyor. O da yardımcı oldu bana. Sorularımı cevapladı. David’in yaşamı hakkında bana bildiklerini anlattı. Çünkü ben projeyi hazırlarken David’in hayatını bütün detayları ile öğrenmek istiyordum. En ufak bir bilgiyi defalarca düşünerek kılı kırk yararak değerlendiriyordum. Bu yüzden kardeşinin de bayağı yardımı oldu bana.
- David’in yaşamını araştırırken sizi en çok etkileyen ne oldu?
- David’in yaşamında birçok ilginç ve beni etkileyen şeyle karşılaştım. Bir kere odası hala bıraktığı gibi duruyor ve odasının her tarafı Kürtlerle ilgili kitaplar, kasetler, afişlerle dolu. Birçok Kürdün evinde bulamayacağınız kitaplar var David’in odasında. David PKK’ye katılmadan önce çok uzun zaman Kürtlerle ilgili araştırmalar yapmış, okumuş bir adam. Öcalan’ı okumuş ve büyük hayranlık duymuş. Ondan sonra PKK’ye katılmış. Dolayısıyla onun hayatına bakarken gerçekten birçok etkileyici şeyle karşılaştım.
- Peki David’in Kürt mücadelesi ile tanışması ve PKK’ye katılması ailenin yaşamını nasıl etkilemiş?
- David’in ailesi çok iyi yetişmiş entelektüel bir aile. Çocuklarını da çok iyi yetiştirmişler. Oğulları özellikle PKK’ye katıldıktan sonra aile Kürt ve Türk gündemini çok yakından takip etmeye başlıyorlar. Şimdi Kürtleri, Türkiye’yi o kadar yakından tanıyorlar ki şaşıyorsunuz. Türkiye’de yaşanan sorunları, baskıları çok iyi biliyorlar ve takip ediyorlar. Çünkü Kürdistan’da ve mücadelenin içinde bir oğulları var. Dolayısıyla onlar da bir Kürt ailesi gibi gelişmeleri dikkatle takip ediyorlar. Çünkü hayatlarının bir yerinden Kürdistan dağlarına bağlılar.
PKK HERKESE AÇIK BİR ÖRGÜT
- Senaryonun oluşumu ve finans konusunu nasıl yaptınız?
- Tabi ki, her filmin başından sonuna kadar en önemli meselelerden biri finans sorunudur. Ben bilgilerimi topladıktan sonra senaryoyu tamamlayıp İsviçre televizyonuna verdim. Bu televizyon çok büyük bir kuruluş ve bunlara sürekli birçok proje gidiyor. Bu yüzden projeleri normalde en erken 7 haftada cevaplıyorlar. Fakat benim projemi aldıktan 6 gün sonra bana cevap verdiler ve projeyi kabul ettiklerini bildirdiler. Tabi bu benim için, projeyi hızlı bir şekilde gerçekleştirmek için çok büyük bir şans oldu.
- Senaryoyu Kürt televizyonlarına, ROJ TV’ye teklif etmek gibi bir şey geçmedi mi aklınızdan?
- Hayır çünkü Kürt televizyonlarının böyle bir projeye bu kadar para, bu kadar büyük bir ekonomik destek sağlayacaklarını tahmin etmedim.
- Filmin bütçesi ne kadardı?
- Böyle bir filmin çekilmesi normalde aşağı yukarı İsviçre’de 300 bin İsviçre frangına mal oluyor. Bu da bizim için büyük bir para. Hem İsviçre televizyonu hem de İsviçre Kültür Bakanlığı Sinema destekleme fonu filme destek verdi.
- Peki David’in annesi ile konuştuktan sonra O’nun oğlunu görmesi ve siz de birlikte Kürdistan’a gidip görüşmeleri gerçekleştirmek konusunda zorluk yaşadınız mı?
- PKK kapalı bir örgüt değil. Bir de ben uzun yıllardan beri Kürt mücadelesini yakından tanıyorum. Kürt kurumlarına gidip geliyorum ve özgürlük mücadelesi içinde de birçok tanıdıklarım, arkadaşlarım var. Fakat en büyük sorun telefon görüşmeleri idi. Onun dışında projenin tamamlanması çok güzel geçti. Gittiğimiz her yerden Kürtler tarafından çok iyi karşılandık ve herkes elinden gelen desteği sağladı.
- Kürdistan’a gerilla ile görüşmeye kaç defa gittiniz? Ne kadar kaldınız?
- Gerilla ile görüşmeye iki defa gittim ve her gidişimde iki hafta kaldım. Filmde de gördüğünüz gibi David’in ailesi ile David birbirlerine videokasetleri gönderiyorlar böylece iletişim kuruyorlar. Her gittiğimde bütün teknikle birlikte gittim. İlk gidişimden sonuna filmin bitimine kadar gerilla bana gerçekten çok yardımcı oldu.
- Belgeselde gerilla komutanı Bahoz Erdal’ı da görüyoruz. Nasıl kabul etti bu belgeselde yer almayı?
- Bahoz Erdal’ın da belgeselde yer almasını ben çok istedim. Çünkü ilk tanıştığımızdan beri çok etkilendim ondan. Çok doğal, şakacı ve çok güzel konuşuyor ve bir komutan olmasına rağmen normal bir gerilla gibi yaşıyor. Bazen uyandığımda O’nun uyumadığını nöbette olduğunu görüyordum. O’da kabul etti sonunda.
- Senaryonuz ilk hazırladığınız gibi mi işledi yoksa oraya gidip gerilla ile görüştüğünüzde değişiklikler yaptınız mı?
- Gerillanın normal günlük yaşamını, doğal yaşamını göstermek istiyordum. Ve bunu yaptık. Gerillaların günlük konuşmaları şakaları senaryoya çok şey kattı. Çok doğal, hümanist, şakacı insanlar. Bu savaş olmasa oradaki insanlar şimdi bizim aramızda olacaklardı. Bizim gibi yaşayacaklardı. Günlük yaşam içindeki insanlar bazen bunu unutuyorlar. Bu yüzden gerillanın normal günlük yaşamı, yemesi, içmesi de çok önemli. Orda her şey o kadar doğal ki; bir ara sadece Seyid arkadaşın şakaları üzerine bir film yapmak bile geçti aklımdan.
BİR RAMBO DAVİD FİLMİ DEĞİL GERİLLANIN GERÇEK YAŞAMI
- Yani siz gerillanın askeri ve siyasi mücadelesinden ziyade günlük yaşamlarının bilinmediğini mi düşünüyorsunuz?
- Evet, tam da öyle. Çünkü gerilla dendiğinde genel olarak insanlar, özel olarak da batıdakiler; onları çok değişik hayal ediyorlar. Halbuki onlar da bizim gibi insanlar, bizim kardeşlerimiz, akrabalarımız arkadaşlarımız. İtalya’daki reel sinemaya baktığınızda köylülerin, işçilerin günlük yaşamda insanların gerçek yaşamlarını görürsünüz. Aynı şeyi Yılmaz Güney sinemasında da görürsünüz. Yaşam nasıl yaşanıyorsa perdeye de öyle yansıyor. Reel sinemanın halk tarafından sahiplenilmesinin sebebi de budur. İnsanlar orda gerçek yaşamı, kendi yaşamlarını buluyorlar ve sahipleniyorlar doğal olarak. Ben Hollywood sineması yapmıyorum. Yani ben bir Rambo David filmi çekmedim ne gördüysem onu çektim. Her bir gerillanın çok büyük kahramanlıkları var. Bunu birçok insan biliyor. Ama ben gerillanın sıradan günlük yaşamını anlatan bir film çektim. Gördünüz orda bir gözünü kaybetmiş, elleri parçalanmış bir gerilla da var o öyle yaşıyor. Filmde gördünüz gerilla kendilerine saldıran uçaklardan saklanıyor ama istediğinde o uçakları da indirebiliyor. Helikopteri nasıl düşürdüklerini gördünüz.
- Film bazı festivallerde gösterildi tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bu film Avrupa’da gösterildiği yerlerde çok önemli bir etki yarattı. Birçok insanın çok duygulandığını gördüm. Özellikle İsviçreliler alt yazılı filmleri sevmiyorlar, doğal konuşmayı tercih ediyorlar. Filmin önemli bir bölümü onların dilinden olduğu için çok etkili oldu. Sinemada birçok seyircinin ağladığını gördüm. Birçok Avrupalı seyirci filmden sonra gelip sorular soruyor. Kürtlerin yaşadığı baskılar ve verdikleri mücadelenin Avrupa’daki insanlar tarafından bütün gerçekçiliğiyle öğrenilmesi çok önemli. Çünkü devletlerin medyaları bunu hep çarpıtarak yansıtıyor. Ve insanlar Kürtler hakkında yanlış bilgilendiriliyor. Bu yüzden böyle Kürtlerin yaşadıklarını gerçekçi bir şekilde yansıtan filmlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
- David’in ailesi filmi gördüğünde nasıl tepki verdi?
- Filmin başından sonuna kadar onlarla birlikte çalıştık. David’in babası çok önemli sorumlulukları olan bir insan, sıradan biri değil. Sadece mahkeme başkanlığı yapmış olan biri de değil, aynı zamanda kendi alanında dünyadaki en tanınmış 7 insandan biri ve üniversitede ders veren bir profesör. Dolayısıyla filmin montajı bittikten sonra onlara birlikte seyrettik. Zaten ne söyledilerse onu çektim ve anlattıkları her şeyin arkasında durdular. Beğendiler filmi.
- Film için en çok hayal ettiğiniz şey ne?
- Her filmin ulaşmak istediği ve yaşamak istediği bir hayatı var. Dünyanın en büyük trajedisi bence insanların insanlar tarafından öldürülmesidir. Bende bu filmin en çok Kürdistan’da, Türkiye’de ve gerillada seyredilmesini isterim. İlk fırsatta götürüp oradaki arkadaşlara seyrettirmek istiyorum. İstanbul Film Festivali’nde gösterilmesini çok isterim. Türkiye’de sanatla uğraşan insanlar, film dağıtımcıları bir gün diğer sanatçıların emeklerine saygı gösterdiklerinde onların eserlerini göstermek için çaba harcadıklarında oraya da demokrasi ve barışın geleceğine inanıyorum. Bunun bir gün olacağına inanıyorum. Türkiye’de de bir gün demokrasi ve insan haklarının gelişeceğine ve bu filmin orda da gösterileceğine inanıyorum. Umut ediyorum ki bir gün gerçekleşir.
- Mano Khalil Kimdir?
Suriye Kürdistan’ında doğan Mano Khalil 1981-1986 yıllarında Şam Üniversitesi’nde tarih ve hukuk öğrenimi gördükten sonra Çekoslovakya’ya giderek sinema öğrenimi yapıyor. (1987- 1994) 1996’dan beri İsviçre’de yaşayan Khalil, 1988’de Oh world!, 1989’da My pain, My hope, 1990’da Embassy, 1990’da My God, 1991’de Oh father, 1992 – 1993’de The place where god sleeps isimli kısa metrajlı filmleri çekti ve 1993’te Almanya’daki Bağımsız Uluslar arası Augsburg Film Festivali’nde birinci ödülü aldı. Mano Khalil 1995’te Kino-ocko (Kino eye), 1998 - 1999 Triumph of Iron’ı çekti. Mano Khalil’in Gala isimli senaryosu 2001 yılında Locarno Film Festivali’nde ödül aldı. Khalil’in Colorful dreams adlı 60 dakikalık filmi ise Bern’de en iyi müzik ödülü aldı. 2004-2005’te Al-Anfal, "in the name of Allah, Baath and Saddam" isimli filmi çeken Mano Khalil, 2006’da David the Tolhildan isimli belgeseli çekti. Yönetmen halen İsviçre’de yaşamını sürdürüyor.
ANF NEWS AGENCY
|
|